Güdümlü "Sivil İnisiyatif”

Haksöz

26 Ocak 1998 Perşembe günü, işçi hak ve ihlallerini ilgilendiren konularda bir araya gelip bir konsensüs sağlayamayan ve bir masa etrafında toplanamayan rantiyeci, işçi ve işveren temsilcileri olan TOBB ile TÜRK-İŞ, DİSK, TESK ve TİSK'e bağlı sendika liderleri "irticaya karşı" biraraya geldi ve "Sivil İnisiyatif" etiketi altında cuntaya destek verdiklerini ilan ettikleri bir "Demokrasi Deklarasyonu" yayınladılar.

MGK güdümlü mevcut hükümetin oluşumunda, yoğun faaliyetlerde bulunmuş olan bu sendika ve sivil kurumlar, bir an için seçim telaşına düşen Mesut Yılmaz'ın darbecileri tahkir edici talihsiz (!) bir iki beyanatı karşısında, "siviller direniş mi gösteriyor yoksa!" şeklinde dışarıya yansıyan görüntüden dolayı tedirgin olmuşlardı. Darbenin sivil cunta uzantısını temsil eden bu kurumlar, bir baskı kurumu olma özelliklerini, müslümanlara karşı kullanmaya yeltenmişlerdi.

Bu münasebetle yayınlanan bu bildiride irticayı yok etme gibi bir vazifeyle "demokratik güçlerin desteği sayesinde kurulan hükümet", laik ve demokratik cumhuriyetin korunması için kendisine sunulan programı "ödünsüz" uygulamalı ve rahatsız edici (!) beyanlardan kaçınmalıydı.

Hükümetin, MGK'yı rahatsız edecek bir biçimde seçim telaşına girmesine ne gerek vardı? Bu yüzden hükümetin yeni aldığı brifingler de dahil olmak üzere "irtica ile mücadele de yapacaklarını üç ay içerisinde somut olarak ortaya koyması" isteniyordu.

Yıllık geliri "500 dolar" düzeyindeki yoksulluk sınırına dahi ulaşamayan Türkiye'deki 13 milyon nüfusun feryadı, hergün televizyon ekranlarına taşınan postal seslerinin ritmini bozacak kadar bir öneme sahip olamazdı. Çünkü rejim tehlikede idi.

"Vatan elden giderken" enflasyonla, işsizlikle, işçi hak ve ihlalleri ile ilgilenmenin sırası mıydı?

Bu "irtica düşmanına karşı şeriatı istemeyen işadamları örgütlenmeli", silahlı ve silahsız kuvvetler olarak topyekün karşı konulmalıydı.

Bir savaş ortamının yaşandığı ülkede elbetteki savaş ekonomisi hakim olacak; enflasyon fırlayacak, işsizlik artacak, vurgunculuk, rüşvet, dolandırıcılık toplumu sarsacak; çeşitli yolsuzluk, kayırma ve peşkeş çekmeler yaygınlık kazanacaktı. İşte ülkenin geldiği yerden bazı rakamlar: Toplum gittikçe fakirleşiyor ve gelir dağılımı dengesizliği artıyor. Enflasyon %100'ün üzerinde seyrediyor. Doğan her çocuk 1.841- ABD doları borçla hayata başlıyor. İş kazalarında yılda 2 bin insan hayatını kaybediyor. Çalışan kadınların %67'si sosyal güvenlikten yoksun, %90'ı ise sendikasız. Yağmaya dönüşen özelleştirmeler sonucu 565.000 insan işten atıldı. Bir katrilyon gibi bir rakama zorunlu tasarruf adına devlet tarafından el konulmuştur. Rantiye kesimine %120 gibi rakamlarla faiz dağıtılıyor. Bunun yanında dört kişilik bir ailenin mutfak masrafı 58 milyona, geçim standardı 160 milyona dayanmışken bir memur 49 milyona, emekli 39 milyona hayatta kalmaya mahkum ediliyor. Asgari ücretin %25'ini vergi olarak alan devlet. 10 milyar liralık rantiye gelirinden vergi almıyor. Beşli çete, işte bu tablo üzerinden İslam'a savaş açıyor. Sivilin askerden, sendikacının yağmacıdan farksız olduğunu ortaya koyan bu tablodan sonra başka söze gerek yoktur.

O halde gerçekçi ve ileri görüşlü olmak gerekirdi.

Kara bulutlar gibi devletin üzerini kaplayan İrticaya karşı her nefer laik, demokratik, Atatürkçü sendikacının "Dağ başını duman almış..." eşliğinde ritme iştirak etmesi, günün koşullarına ayak uydurmasının gerekliliğinden idi.

Deklarasyon işçiler ve konfederasyonlara bağlı sendikalar arasında büyük tepkilere neden oldu. 12 Eylül döneminin "ideolojik kitlesel eylem örgütü" olarak tanımlanan DİSK, 28 Şubat döneminin cunta destekleyiciliğine dönüştü. Sarı sendikacılığın ve iktidar karşısında manipülasyon aracı olarak kullanılmanın belirgin örnekliğini sergilemeye başlayan "Sivil İnisiyatif" etiketli konfedarasyonlar artık işçi, memur ve emekçilerin haklarını savunmaktan uzaklaşırken aynı zamanda iç tartışmalara ve yönetime karşı muhalif örgütlenmelere neden oldu.

Türk-iş'e bağlı 11 sendika liderinin Demokrat Değişim Grubu adı altında Bayram Meral yönetimine karşı yeni bir yapılanmaya gitmesi de bunun en açık örneğidir.

25 Mart 1998 Perşembe günü yapılan ortak basın açıklamasında "Sivil İnisiyatif" etiketli oluşumun işçinin, emeklinin, dar ve sabit gelirlinin sorunlarıyla ilgilenmekten uzaklaşan ve milli gelir pastasından aslan payını alan, vergi adaletinden rahatsızlık duyan bazı kişi ve kurumların emrine amade bir kuruluş haline geldiği vurgulanmaktadır. Türk-İş'in içine düştüğü çürümeye karşı Olağanüstü Genel Kurul sürecinin başlatıldığı ilan edilmektedir.