Göç Etmek mi, Senfoni Dinlemek mi?

Haksöz

Darbe çığırtkanlıkları, yerini cuntacıların pervasızlıklarına bıraktığından beri, oldukça zor bir dönemece doğru sürükleniyoruz. Bu sürükleniş, devamlılığını korumakta. Eğitim, hukuk, piyasa, her biri darbeci siyasetin belirlediği yöne doğru evriliyor. Bu evrilmenin sınırları ise muhalif güçlerin ürkekliği, pasifliği, kısacası kimliği ile doğru orantılı bir çerçeveyi içeriyor.

Büyük sermaye lehine "vergi reformu" adı altında onanan vergi sistemini, yeni öğretim yılına girerken mutlu azınlığın lehine alt üst edilen üniversite sınav sisteminde yapılan değişiklik izliyor. Baş açık fotoğraf talepleri, "okula fotoğraftaki gibi gelinmesi gerektiğine dair yapılan telkinler, başörtülü öğrencilere kayıtlar esnasında ferd ferd yapılan brifing niteliğindeki psikolojik yıpratmaya dönük muameleler, "öğrenim haklarının kaybolması" tehdidiyle "kılık-kıyafet yönetmeliğine uyulacağı"na dair imzalattırılan hukuk dışı taahhütnameler, işten çıkartılan ve sürülen binlerce öğretmen.

Yıllardır "Güneydoğu'yu kalkındırma projeleri" adı altında dile getirilen peri masallarını uyduranların gözünde çeteciler kadar bile değeri olmayan yatırımcıların, devletin en üst düzey yetkililerinden gördükleri "tehdit ve şantaj" niteliğindeki muameleler ve "Aç kal, göç et ya da senfoni dinle!" politikaları.

Kürşat Yılmaz, Sedat Peker, Alaattin Çakıcı gibi tetikçilerini tasfiyeye yönelen devletin TSE damgalı yenilerini piyasaya süreceğinden kimsenin şüphesi yok. Yolsuzluklar, haksız ihaleler, batık krediler, repocu sanayiciler ve çeteciler ülkesinin manzarası içeriden böyle bir kaos görüntüsü arzederken, dışarıdaki işbirlikçi rolü ise gücünü ve sürekliliğini pekiştirmekte. Ülke meseleleri söz konusu olduğunda topluma "emir eri" kadar değer vermeyenler, Yeni Dünya Düzeni'nin efendileri Afganistan ve Sudan'ı bombalarken, "emret komutanım" edasıyla "tam destek" açıklamalarında bulunabiliyorlar. İncirlik, her defasında en hararetli saatlerini mazlumlar bombalanırken yaşıyor.

Ülkenin muhalif addedilen potansiyeli ise hararetli demokrasi toplantılarında üretilen tezlerle kendine yeni, uysal, evcilleşmiş ve kabul edilebilir bir kimlik arayışını sürdürmekte. Bu arayış, bir yandan ulus-devletin yumuşak karnını sağlamlaştırmaktan başka bir işe yaramazken, diğer yandan da bir "cephe" görüntüsü arzettiği suçlamasıyla rejimin en tepesindeki sözde sivil güç tarafından "demokrasi falan hikaye, devlet harekete geçer" imasına, hatta dolaysız tehdide maruz bırakılabiliyor.

Dergimizin bu ayki 90. sayısında yer alan gündem yazımız, devlet ve çetelerin içiçeliği konusuna vurgu yaparken, R. Kaya'nın "İki Ordu, Tek İşlev" başlıklı makalesi, Cezayir ve Türk Orduları karşılaştırmasından hareketle "Ordu ve Hukuksuzluk" konularını ilişkilendiriyor.

H. Türkmen yazısında yitirilen ümmet yapısını yeniden oluşturmanın tarihi yükümlülüğünü hatırlatırken, M. Ural ise insanın anlam arayışı sürecinde bireycilik ve cemaatçilik arasındaki dengesizlikleri dile getirip ümmetin temeli olan Kur'an nesline, cemaatin temeli olması gereken şahsiyet tipine dikkatleri yöneltiyor.

Özelde üniversite kayıtları esnasında, genelde ise tüm ülke sathında yaşanan başörtü zulmü ve bu konudaki perspektifimizle alakalı tespitler iki ayrı yazının konularını oluşturmakta. Üniversite giriş sınavları konusunda YÖK'ün varlıklılardan yana oluşturduğu yeni sınav politikasıyla ilgili V. Işık'ın yazısı, toplum yapısında körüklenen farklılığın nasıl egemenler lehine kullanılacağının işaretlerini veriyor.

M. Pamak'ın "Abant toplantısını daha geniş bir tarzda işleyen makalesi ile, B. Kavuncu'nun "Taliban", İ. Özkan'ın son ABD saldırısı çerçevesindeki değerlendirmeleri önemli analizler içeriyor. Oktay Altın'ın "Takiyye tevhidi bir tutum mu?" başlıklı çalışması, yanlış yöntem anlayışlarını tashih edecek bir imkan sağlarken; F. Zülaloğlu'nun "Fitne ile mücadelenin farziyeti" üzerine yaptığı Kuran çalışması da önemli bilgi ve hatırlatmalar sunuyor.

Y. Demirkıran'ın İbrahim Şita'yı anma münasebetiyle Hasan Hanefi ile Ali Şeriatı arasındaki farkları gündemleştiren yazısı ile B. Kurbanoğlu'nun Birikim dergisinin "Yerlilik" konulu son sayısındaki yaklaşımları karşılaştırmalı olarak değerlendiren yazısı da dikkate değer vurgular içermekte. Kültür-Sanat bölümünde ise sayfalarımız yeni tarz ve duyuşlara açılıyor. Sanatın farklı söylemi ve canlılığı, ideallerimizin ve ilkelerimizin yeni anlatım biçimlerini oluşturuyor.

Bu sayımızda maliyet ve posta giderlerindeki artışların bir bölümünü dergi fiyatına yansıtıyoruz. Anlayışla karşılamanız dileğiyle selamlar sunuyoruz.