Fetih Hareketi

Ebu Musa

Ebu Musa, FKÖ bünyesinde en ağırlıklı örgüt olan el-Fetih'in kurucu üyelerinden biri. 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgali sonrasında Arafat'ın Beyrut'tan çekilmeyi kabul etmesi üzerine başlayan ve çeşitli nedenlerle yoğunlaşan iç ihtilaflar neticesinde el-Fetih'ten ayrılarak kendi liderliğinde ayrı bir örgüt kurdu. Arafat'ın el-Fetih hareketinin temel ilkelerinden saptığını ve dolayısıyla bundan sonra hareketi temsil edemeyeceğini ileri sürerek, el-Fetih hareketinin asıl temsilcisinin kendisi olduğunu ilan eden Ebu Musa, bu nedenle el-Fetih ismini kullanmayı da sürdürdü. Suriye ile olan ilişkileri nedeniyle kimi Filistinli örgütlerce Suriye'nin adamı olmakla suçlanan Ebu Musa liderliğindeki Fetih Hareketi, Filistin ve Arap milliyetçiliğini benimsemekte. Ebu Musa ile Şam'da görüştük.

Hak Söz

Öncelikle Fetih hareketinin Filistin mücadelesi içindeki rolü hakkında kısa bir değerlendirmesini alabilir miyiz?

Ebu Musa; Bildiğiniz gibi Fetih hareketi 1965 yılında kuruldu. Kuruluşunun sebebi 1948 yılında işgal edilmiş olan Filistin topraklarının kurtarılmasıdır. Bu dönemde Batı Şeria ve Gazze, Ürdün hakimiyetinde idi. Fetih Hareketi'nin ortaya çıkış amacı 1948 yılındaki siyonistlerce işgal edilen toprakların kurtarılmasıydı. Ve sloganı da "Zafere Kadar Devrim" idi. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için de metod olarak silahlı mücadele benimsenmişti. Mücadelede devrimci şiddet anlayışı metod olarak benimsenmişti. Bunun manası İsrail olarak isimlendirilen Siyonistlere karşı silah ve kuvvet kullanılmasıdır. Ta ki Arap ve İslam dünyasını, 1948 yılında işgal edilmiş bu toprakların kurtuluşu için harekete geçirene dek. Bu hareket milli bir hareket olup, değişik fikir sahiplerini bünyesinde toplamıştı. Yani çeşitli ideolojilere mensup olanlar. Bu hareket içinde Marksist, Müslüman, Baasçı, Nasıra ve buna benzer ideolojik farklılıkları görmeniz mümkündür. Ancak bu değişik ideoloji sahibi hiziplerin, ortak olan tek hedefi vardır. O da Filistin'in kurtuluşudur. Metod da silahlı mücadeledir.

Fetih ile FKÖ arasındaki ilişkilerin mahiyeti, aynılaşan ve farklılaşan tavırlar hakkında malumat verebilir misiniz?

Hedef aynı, o da Filistin'in kurtuluşudur. Ve Siyonistlere karşı metod silahlı mücadele ve devrimci şiddetin kullanılması. Az önce de belirttiğim gibi, Fetih hareketi bu esas üzerine 1965'de kuruldu. Ve 1967 yılında (6 Gün Savaşı'nda) İsrail Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni işgal edene dek bu böyle devam etti. Ve bu devrim gizli olmaktan çıktı. Çünkü gizli olarak çalışıyordu. Birçok Arap ülkesi ve özellikle de Ürdün tarafından soğuk karşılanıyordu. Dediğim gibi 1967 senesinde açığa çıktı. Özellikle de Ürdün'de. Coğrafi olarak Ürdün Filistin'in bir uzantısı sayılırdı. Ürdün'le Filistin arasını Ürdün Nehri'nden başka herhangi bir şey ayırmıyordu. Bu nehir de, bir insanın tek başına karşıdan karşıya geçebileceği denli küçük bir nehirdi. Bu hareket burada gelişti ve büyüdü. Filistin bölgesindeki en büyük ve birinci örgüt konumuna geldi. 1967'den sonra diğer Filistinli örgütler ortaya çıktı. Halk Cephesi, Demokratik Cephe ve diğer bazı örgütler bunlar arasındadır. Ancak Fetih en büyük hareket olarak kaldı. 1969 sonlarına doğru bütün silahlı Filistinli örgütler -Fetih de dahil olmak üzere- FKÖ'nün dışında idiler. FKO siyasi bir yapı olarak 1964 senesinde şekillenmişti. Ve silahlı Filistinli örgütler FKÖ'den bağımsız idiler. 1969 yılında bütün örgütler FKÖ'ye katıldı ve komutanlığa aynı anda boyun eğdi. Bu merhalede Yaser Arafat hem Fetih hareketinin başkanı, hem de FKÖ'nün başkanı olmuş oldu. Filistin devrimi devam etti. Ekim Savaşı'ndan sonra 1974'te Arafat Filistin Parlamentosu'nda siyasi kararlar aldı. Bu kararlarla Arafat Arap örgütleriyle daha fazla yakınlaşma içine girdi ve Filistin devriminden uzaklaştı.

Hatırlarsanız Ekim Savaşı'ndan, 1973'ten sonra Enver Sedat İsrail'le barış ve İsrail'in tanınması gibi konularda konuşmaya başlamıştı. Bu noktada Arafat, Filistin parlamentosunda aldığı kararlarla Enver Sedat'a daha fazla yaklaştı. 1974'ten sonra alınan kararlar Filistinlilerin hedeflerine ve onların çıkarlarına ve Filistin'in kurtuluşuna yönelik kararlar değildi. Bundan sonra Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde, herhangi bir toprak parçasında Filistin devletinden söz edilmeye başlandı. Bu durum 1982 yılına kadar devam etti. 1982 yılı İsrail'in Lübnan'a saldırması ve Beyrut'a girmesiydi. Yine devrimci güçlerin Beyrut ve Lübnan'dan çıkmasıydı. Ebu Ammar (Yaser Arafat)'ın gittiği yer ise Tunus'tu. Bu tarihten sonra FKÖ'nün komutanlığı çalışmalarını burada yürüttü. Arafat artık Filistin'deki devrimciler tarafından kabul edilmeyen kararlar almıştı. Burada siyasi meseleler etrafında Arafat'ın komutanlığını yaptığı Fetih hareketi içerisinde birtakım hileler ortaya çıktı. 9.5.1983'te bazı arkadaşlarımızla beraber hareketin yönünün teslimiyet ve boyun eğme yerine devrimci çizgide devamı noktasında Arafat'a karşı başkaldırdık.

Bunları anlatmamın sebebi Fetih'in bugün Lübnan, Ürdün ve Suriye'deki konumunu gözler önüne serebilmek içindir. Biz yani Fetih Hareketi örgütlü bir hareketiz. Biz esas ilkelere, başlangıçtan beri savunulan görüşlere sımsıkı bağlıyız. Öyle ki yine biz başlangıçta savunulan devrimci çizgide yolumuza devam ediyoruz. Ve biz bütün Filistin topraklarının kurtuluşunu ve bağımsızlığını haykırıyoruz. Biz Siyonistlerin varlığını ve tanınmasını, gerek 1948 yılında ve gerekse 1967 yılında işgal edilen yerlerin meşruiyetim de asla kabul etmiyoruz. Bugün Arafat'ın Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da kurmaya çalıştığı Filistin devleti görüşünü de onaylamıyoruz. Çünkü biz düşman siyonistleri daimi düşman olarak görüyoruz. Onu ne tanımak, ne de onunla barış yapmak, görüşmelerde bulunmak asla düşünülemez. Şüphesiz biz hala silahlı mücadelenin devamından yanayız. Arafat şimdi Fetih hareketinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Ancak o başlangıçtaki temel ilke ve hedeflerden sapmış ve metod olarak 1965'te Filistin'in kurtarılması ve özgürlüğüne kavuşması görüşünden de ayrılmıştır. Söylediğim gibi bu Fetih hareketi, hedefi bütün Filistin'in kurtuluşu olan ve yöntem olarak da silahlı mücadeleyi temel almış halkçı bir örgüttür. Şimdi Arafat başlangıçtaki ilkelere ve hedeflere uymuş olsa bütün hedeflere önem verirdi. Biz başlangıçta olduğu gibi bu hedeflere bağlıyız. Ve biz bugüne kadar sunduğumuz binlerce şehid ve yüzlerce tutukluyu ve yaralıyı Filistin'in kurtuluşu için verdik; yoksa İsrail'in tanınması için değil.

Şu an FKÖ içinde herhangi bir şekilde temsil ediliyor musunuz? Yoksa tamamen çekildiniz mi?

Tamamen çekildik ve şu an herhangi bir temsilcimiz de orada yer almamaktadır. Arafat'ın bulunduğu bir yerde bizim temsilcimiz olamaz.

Siyonist İsrail ve Arafat arasında imzalanan Gazze-Eriha Planı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Şüphesiz biz ilkelerimiz ve metodumuzdan hareketle Gazze ve Eriha Planı'nı ihanet olarak değerlendiriyoruz. Arafat, bu anlaşmayla Filistin halkının Arap ve İslam ümmetinin haklarını kötüye kullanmıştır. Çünkü Arafat bu anlaşmayı imzalamakla gasıp İsrail'i tanımış ve 1948 yılında topraklarımızı işgal etmiş Siyonistlere meşruiyet vermiş ve onlara Arap ümmeti içerisinde varlık hakkı tanımıştır. Üstelikte bu anlaşma, Filistin halkına, Gazze ve Batı Şeria'yı da vermemektedir. Ve bu anlaşma özgürlük ve Filistin halkının yüceltilmesi de değildir. Bize göre İsrail bunları memurları gibi kullanıyor ve bunlar da siyonizmin hedeflerini yürürlüğe koyuyor ve uyguluyorlar.

Bu plan Arap ümmetine karşıdır. Biz siyonizmin bölgeye hakim olmak istediğini görüyoruz. İsrail daha önce askeri güçle gerçekleştirmek istediği bu amacını, bu kez ekonomik olarak gerçekleştirme çabası içinde. İslam alemine karşı sermaye, iktisadi güç, ekonomi ve buna benzer araçları kullanarak hedefinde ilerlemeye çalışıyor. Zira yahudiler tarih boyunca İslam'ın ve müslümanların düşmanları olmuşlardır. Peygamber efendimizden bugüne dek hep böyle olmuştur. Mesela Hendek Savaşı'nda Peygamberimizle yaptıkları anlaşmaya sadık kalmamışlar ve Medine'den sürgün edilmişlerdir. Yahudiler ellerinde ne kadar imkan varsa, İslam'a vurmak, onu yok etmek için kullanmışlardır. Buna bir örnek vermek istiyorum. Osmanlı Devleti'ne karşı yaptıklarını unutmuyoruz. Ben Osmanlı'nın yıkılışının sebeplerinden birini de siyonistler olarak görüyorum. Fransa ve İngiltere'yle anlaşıp Osmanlı topraklarına girme konusunda komplo kurdular. Zira Osmanlı Devleti İslam devleti idi. Türk devleti veya Turan devleti değildi. Siyonistlerin lideri İstanbul'a gelip Sultan Abdulhamit'ten yahudilere oturma izni vermesini istedi. Sultan da ona şöyle cevap verdi: "Eğer böyle bir izin verirsem, siz benim elimi kesmiş olursunuz." Bundan sonra da komplolar başladı. Ve Türkiye'de bilinen dönmeler topluluğu ki onların birçoğu Yahudi'dir, bilinen oyunları sergilediler; işte bunlar İslam'ın düşmanlarıdırlar. Kısacası bu anlaşma Filistinliler'e zarar vermiştir. Çünkü siyonistlerin davaları hiç bir şey vermeksizin devam etmektedir. Sonra Araplar'a zarar vermiştir. İsrail bu anlaşmayla Arap pazarlarına girecek ve onları hükmü altına alacak. İslam'a da zarar vermiştir, ki onlar İslam'ın tarihi düşmanlarıdır.

FKÖ içindeki bazı çevreler anlaşmaya karşı muhalefetin mümkün olmadığını söylüyorlar. Anlaşmaya karşı olduğunu söyleyenleri de ciddi anlamda hiç bir şey yapmamak sadece gösteri düzenlemek ve laf söylemekle suçluyorlar. Bu konudaki görüşünüz nedir?

Öncelikle anlaşmaya karşı olan Filistinli örgütler bu anlaşmayı engellemeye güçlerinin yetmediklerini kendileri itiraf ediyorlar. Biz bu anlaşmayı engellemeye kadir değiliz. Bu gerçektir. Çünkü bu anlaşma Amerika, Avrupa ve Araplar'dan özellikle de gerici Araplar'dan yardım görmektedir. Suud, Körfez ülkeleri, Mısır, Kral Hasan, Kral Hüseyin bu ittifakın yanında yer alanlar arasındadırlar. Biz biliyoruz ki bu yardımlar karşısında şu anda bu anlaşmayı önlemeye gücümüz yetmez. Ancak biz gelecek günlerde bu anlaşmayı başarısızlığa uğratmak için bütün gücümüzü kullanacağız ve yeni hamleler yapacağız.

Arafat, İzak Rabin'e 9.3.1993'te gönderdiği bir mektupta İntifada'yı durdurma sözü vermedi mi? Peki ne oldu? İntifada durdu mu? İntifada Filistin topraklarında devam ediyor. Şehitler, çatışmalar her gün devam ediyor. Sadece dün (26.11.1993) 17 yaralı vardı Gazze'de. Öyleyse intifada devam ediyor. Ve biz İntifada'nın devam etmesine de kadiriz. Bazılarının dediği gibi bizim anlaşmayı durdurmaya gücümüz yetmez diyorlar. Peki Filistin'in saygın üniversitelerinden olan Birzeit Universitesi'nde dün yapılan seçimler konusunda ne diyecekler? Bildiğiniz gibi bu seçimleri ezici bir çoğunlukla muhalifler kazandı. Bu Filistinliler'in anlaşmaya olan tepkilerini gösteriyor. Ki buradaki kesim kültürlülerdi. Üç gün önce biz Hayfa'da bir petrol rafinerisine operasyon düzenledik. Ve bu rafineriyi havaya uçurduk. Bu rafineri İsrail güvenlik güçleri tarafından çok sıkı bir şekilde korunmaktaydı. Bu bölgeye hiç bir kimsenin girmesi mümkün değildi. Ancak biz buraya girmeyi başardık ve başarılı bir operasyonla burayı havaya uçurduk. İsrail bunu ancak dün açıkladı. Tabii bunu Filistinli fedailerin gerçekleştirdiğini söylemedi. Öyleyse muhalefet savaşa ve mücadeleye devam etmeye kadirdir. Ancak biz biliyoruz ki bu işler bizim için o kadar kolay değildir. Ancak haftada bir kez bile olsa operasyon yapmak bizim için o kadar da zor değildir. Diğer taraftan halkın durumu da önemli. Çünkü bugün halk yanlış bilgiler verilerek aldatılmaktadır. Halk Filistin devleti kurulacak para ve mali kaynak gelecek denilerek kandırılıyor. Gerçekte ise, ne Filistin devleti ne de para yok aslında. Bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Bu anlaşma Filistin halkına herhangi bir fayda getirmemektedir. Aksine ona karşı yapılmış bir anlaşmadır. Kim anlaşmanın devam edeceğini ve bunun sonuçsuz bırakılmasının mümkün olmadığını söylüyorsa karşı tarafı yanıltmak istiyor demektir. Biz inanıyor ve güveniyoruz ki çok yakın bir zamanda anlaşmanın başarısızlığa uğradığını göreceğiz inşaallah.

Genel olarak Fetih hareketinin Filistin'deki durumu nedir? Özellik­le de İntifada içindeki yeri nedir?

Öncelikle kardeşler bilmeniz gerekir ki, İntifada'yı herhangi bir örgüt harekete geçirmedi. Kim biz de dahil hangi örgüt İntifada'yı biz organize ettik diyorsa bu doğru değildir. İntifada halkçı bir devrimdir. Yani 1987 yılının aralığında İntifada başladığında halkın ayaklanması başladı Filistin'de. Ancak Filistinli örgütlerin çok uzağında da değildir. Bunun manası Filistin halkı içinde bazı unsurların bazı örgütlerin olduğu muhakkaktır. Esas olan ise İntifada'nın topyekün bir halk hareketi olduğudur. Filistinli bu örgütler halka yönelmektedirler. Ve takriben günlük olarak işgale karşı savaşım ve mücadele vermektedirler. Kim ki; ben bu operasyonlarda birinciyim diyor ve kalan örgütler hiç bir şeydir diyorsa bu gururlanmaktır. Ki biz bu konuda şöyle diyoruz: Bizim İntifada içinde tesirli bir konumumuz ve Filistin içinde icra edilen operasyonlarda faaliyetlerimiz vardır. Bazen bu operasyonları ayda bir düzenlemeye muvaffak olabiliyoruz, bazen de sadece iki ayda bir. Bu şartlara göre değişmektedir. Ayrıca savaşçılarımızın üzerlerine aldıkları bu görevi yerine getirme konusundaki durumları da etkili olmaktadır. Az önce bahsettiğimiz Hayfa operasyonu bir örnektir. Biz bu operasyonu büyük bir kararlılık ve başarıyla sonuçlandırdık. Ancak bu ve benzeri operasyonları sık sık telaffuz etmemiz mümkün değildir. Zira büyük bir operasyon çok büyük gayretler ve iyi bir planlamayı gerektirmektedir. Bununla beraber caddelerde askerlerle çarpışma günlük bir iş. Bize gelince biz şu anki konumumuzun oldukça iyi ve yükselen bir grafiğe sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ve gayretlerimiz de bu yolda devam etmektedir ki esas olan da devamlılıktır. Mücadele karşısında yılgınlık göstermemek ve bir an için de olsa duraksamamak gerek. Bu İntifada ve Filistin içindeki durumumuzdur.

Filistin dışında ise bizim konumumuz ilkeseldir. Bizim dışımızda kalan diğer örgütlerdeki kardeşlerimizle siyasi bazı esaslar üzerinde ihtilaflarımız vardır. Ancak şunu söylemek isterim bu örgütlerin hiç biri tek başına İsrail'le karşı karşıya gelmeye ve Amerika'nın oyunlarını bozmaya kadir değildir. İşte burada bütün Filistinli örgütlerin güç birliği yapmaları gerekiyor. Bütün Arap devrimcileri bütün devrimci İslami güçler. Çünkü İsrail bölgede Amerika'nın temsilcisi konumundadır. Bölgedeki yaşayan halkların düşmanı olan İsrail, Amerika'nın çıkarlarının buradaki muhafızı ve tek güvencesidir. Bu sebepledir ki hangi örgüt olursa olsun İsrail'le tek başına karşı karşıya gelmesi mümkün değildir. Filistin halkının da tek başına İsrail'le karşı karşıya gelmesi düşünülemez. Biz bu sebeple İsrail'le karşı karşıya gelebilmemiz için bütün Arap ve İslam güçlerinin yardımına muhtacız. Ancak bugün hakikati söylememiz gerekirse Filistin'deki en seçkin örgüt HAMAS hareketidir. HAMAS İslami bir harekettir. Her gün gelişmektedir, genç ve yenidir. Bütün Filistinli örgütler içinde seçkin bir konuma sahip bulunmaktadır. Bu gerçektir ve bundan da gurur duyuyoruz. Ona saygı duyuyor, destekliyor ve devam etmesi ve gücünün yettiği yere kadar ilerlemesini temenni ediyoruz.

İki veya üç hafta önce Şam'da Filistin'de mücadele eden on grup ortak hareket etme ve Gazze-Eriha Planı'nı başarısızlığa uğratmak için bir ar ay a geldiler. Bu toplantı neticesinde ortak bir deklarasyon yayınlandı. Bu toplantıdan nasıl bir sonuç çıktı?

Burada Filistin'de mücadele eden oh grup Gazze-Eriha Planı'na karşı bir araya gelip bir toplantı düzenlediler. Gerçekte bu toplantıların geçmişi bir sene öncesine kadar gitmektedir. Gazze-Eriha Planı'ndan sonra buluşmalarımızı daha da yoğunlaştırdık. Zira FKÖ'nün üzerine bina edildiği temel milli ilkelerden ve Filistin ulusal yasalarından sapılmıştır. Arafat FKÖ'nün vücud bulduğu yasal konumunu düşürdü. Şu anda bu on Filistinli grup nasıl yeni milli bir komutanlık oluşturulabilir diye düşünüyor, görüşmelerde bulunuyor ve Filistin halkının temsilcisi olacak meşru komutanlığın esasları konusunda müzakere ediyorlar. Arafat şimdiye dek Filistin'in temsilcisi olmasıyla beraber şu anda Filistin'in meşru komutanlığı ondan düşmüştür. Bu meselenin üzerinde daha fazla düşünüp istişare edilmesi gerekiyor. Önümüzdeki günlerde bu konuyu görüşmek için yeniden toplanacağız. Ancak bazı örgütlerin dış bağlantıları bulunduğunda şartlar önümüzdeki hafta burada olmalarına el vermemektedir. Bu örgütlerin temsilcilerinin bazısı Sudan'da, bazısı da Tahran'da ziyaret amacıyla bulunmaktalar. Filistin'de mücadele eden on Filistinli grupla bu tür görüşmeler için fırsat bulursak Filistin halkı için yeni bir milli komutanlık ilan emek için toplanacağız. Ancak şimdiye kadar böyle bir komutanlık ile ilgili bütün konuları etraflıca görüşme imkanına kavuşamadık. Nasıl oluşturulacağı hedeflerinin ne olduğu? Kimlerden oluşturulacağı? İşte bütün bu konular üzerinde şu an görüşmelerde bulunuyoruz.

Bu görüşmeler ve toplantıların amacı askeri bir birliktelik oluşturmak noktasında mı yoksa siyasi bir birlik oluşturma konusunda mı daha çok yoğunlaşıyor? Bir de bu toplantılar FKÖ'ye alternatif onun yerini alacak bir yapıyı mı hedefliyor?

Bu toplantıların FKÖ ile herhangi bir ilgisi yoktur. Bu siyasi ve askeri bir komutanlık oluşturma girişimidir. Bunu FKÖ olarak isimlendirmek zorunda değiliz. Ancak onun yerine geçecek bir oluşumdur. Belki bunu bir cephe olarak isimlendirmemiz daha doğru olur.

Demokratik Cephe ve Halk Cephesi bildiğimiz kadarıyla FKÖ içinde yer almakta, aynı zamanda da bu toplantılara katılıyorlar bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Bu soru aynı zamanda bizi de meşgul ediyor. Toplantıda da aynı soru gündeme geldi. Siz FKÖ içinde varlığınızı hala devam ettiriyorsunuz? Biz on farklı grup bir çatı altında toplanmak istiyoruz. Bu iş nasıl çözümlenecek? İşte bu soru böyle bir birliktelik teşkil edildiğinde Halkçı ve Demokratik Cephe'nin FKÖ ile olan ilişkileri de sona erecek. İlişkilerine son verecek ve komutanlıkta temsil edilecekler.

Bu şart olarak mı böyle?

Bizimle olursalar ilişkilerinin bitmesi şarttır.

Güney Lübnan'da İsrail'e karşı mücadele eden Hizbullah'la ilgili görüşünüz ve Hizbullah'la olan ilişkileriniz nedir?

Hizbullah siyasi, İslami, ciddiyetle savaşan bu örgütsel 1983'te faaliyet göstermeye başladığından beri ilişkilerimiz devam etmektedir. Başlangıçta gücümüzün yettiği kadar yardım etmeye çalıştık. Ancak şu anda maddi, manevi ve silah açısından geniş imkanlara sahip güçlü bir örgüttür. Biz onlarla ilişkilerimizi sürdürüyoruz. Hizbullah'ı, İsrail'le mücadelede öncü olarak görüyoruz. Şu an çok açık ve harikulade bir örneklik ve çalışma içerisindedir. Güney Lübnan'ın kurtarılması için savaşmasına rağmen sloganı daima Kudüs'tür. Filistin İslam toprağıdır. Ne Filistin, ne Lübnan ne de İran toprağı değildir. Bu topraklar vakıf malıdır. Bu sloganda Hizbullah'la aynı kanaatleri paylaşıyor ve onları destekliyoruz. Bu konudan dolayı onlarla beraber savaşıyor ve onlarla yakın ilişkiler içerisinde bulunuyoruz. Bu örgütün bölgede yaygınlık kazanmasını ve müslümanlar üzerinde farz olan cihadın başarıya ulaşmasını temenni ederiz. Biz bu örgüte saygı duyuyor ve ilişkilerimizi her zaman devam ettiriyoruz. Biz onlara güvendiğimiz gibi onlar da bize güveniyorlar.

Lübnan'da Hizbullah ve Fetih'in kampları var. Fetih'in Lübnan'daki gücü nedir? Hizbullah'la olan ilişkisi nedir?

Biz 1967 yılından beri Lübnan'da faaliyet gösteriyoruz. Varlığımız tek başına çalışmak şeklindedir. Biz Hizbullah'la ortak operasyonlara katılmak istemiyoruz. Çünkü Hizbullah'la ortak operasyonlara katılırsak Lübnan'da bulunan ve Hizbullah'ın düşmanı olan Hıristiyanların tepkisine maruz kalır. Biz de Hizbullah'ın böyle bir yük altına girmesini istemiyoruz. Bu yüzden biz operasyonlarımızı tek başımıza gerçekleştiriyoruz. Ancak bu konularda onlarla işbirliği yapıyoruz ve onlara haber veriyoruz, Ancak aynı operasyonda bir araya gelmemiz söz konusu değildir. Sebebine gelince, demin söylediğim gibi, Lübnan hükümetinin yanında yer alan muhalif Hıristiyan ve benzeri grupların problem çıkarmasını istemiyoruz.

Bildiğimiz kadarıyla Suriye ile olan ilişkileriniz oldukça iyi. Ancak Suriye başından beri barış görüşmelerine katılıyor. Muhtemel bir Suriye-İsrail anlaşması ve İsrail'in Golan tepelerinden çekilmesi sizin konumunuzda ne gibi bir değişiklik meydana getirecek?

Aynı şekilde bu soru bizi de düşündüren bir soru. Öncelikle biz Fetih hareketi olarak örgütsel bir kimliğe sahibiz. Madrid Konferansı başladığında Suriye bu konferansa katıldı. Biz Madrid Konferansı'na karşıyız. Çünkü bu konferans Amerika'nın düzenlediği bir konferanstır. Yine bu konferansta alınacak kararlar Amerika'nın kararlarıdır. Öyleyse bu konferans Arap ümmetinin çıkarlarına uygun değildir. Yine Filistin halkının maslahatına uygun değildir. Çünkü Siyonist düşmanın çıkarlarına hizmet etmek için düzenlenmiştir. Bununla ilgili olarak açıklamalarda bulunduk ve Madrid Konferansı'na karşı olduğumuzu yazdık ve ilan ettik. Ve Suriyeli üst düzey sorumlu kardeşlerimizle de görüştük. Başkan Vekili ve Dışişleri Bakanı'yla görüştük ve onlara "Biz Madrid Konferansı'na karşıyız." dedik. Bunu demek bizim en doğal hakkımızdır. Gazetelerde, dergilerde söylediğimiz gibi sizin önünüzde de aynı şeyi söylüyoruz dedik. Ancak biz Suriye'nin bu konferansa kendi iradesiyle rahat bir şekilde katılmadığının da farkındayız. Bu arada Körfez savaşında Saddam'ın Amerika karşısında düştüğü kötü durum ve Araplar'ın parça parça olmuş siyasi yapısı; Araplar'ın genel havasına yön veren önde gelen etkenlerdir. Daha önce de gördüğümüz gibi Suriye, Amerika'nın boy hedefi idi. Amerika en ufak bir hatada Suriye'yi vurmak ve onu etkisizleştirmek istiyordu. Bundan dolayı biz Suriye'nin bu konferansa gönüllü ve rahat katılmadığını düşünüyoruz. Yani Ürdün'ün, Mısır'ın ve Arafat'ın katılımı gibi bir katılım değildi Suriye'ninki. Onlar koşarak bu konferansa gittiler. Zira onlar İsrail'le bir an Önce barış yapak konusunda aşırı istekliydiler. Bu olayın bir yüzü ve biz Suriyeli yetkililere konumumuzu ve tavrımızı açıkladık ve buna karşı çıktığımızı bildirdik. Ancak biz Suriye'nin nasıl gittiğini de anlattık. Yani Suriye'yi Ürdün gibi görmüyoruz. Aynı şekilde Mısır gibi de görmüyoruz. Ancak şartların Suriye'yi Madrid'e gitmeye zorladığını gördük. Zaman da Suriye'nin konumunun bu olduğunu ispat etti. Ürdün'ün ve Arafat'ın teslim olduğu gibi teslim olmadı. Daha önceden teslim olan Mısır gibi olmadığını da gördük bütün bunlarla beraber. Ancak soru yanıtlanmış olmuyor. İsrail Golan tepelerinden çekilirse Suriye barışa oturacak mı? Biz diyoruz ki "hayır". Bu mümkündür. Ancak bugün değil. Bir sene sonra da değil. İsrail Golan tepelerinden ancak Filistin davasını bitirdikten sonra çekilecektir. Arafat boyun eğip Filistin davası bitirilir, sonra da Ürdün'le barış yapılır ve Ürdün'le ihtilaflar giderilirse ancak o zaman sıra Suriye'ye gelecektir. Yani şu an için erken. Önümüzde uzun bir süre var. Ancak yine de soru cevapsız kalıyor. Diyelim ki iki sene sonra Filistin davası bitirilip Ürdün'le anlaşmazlıklar ortadan kaldırılıp sıra Suriye'ye gelirse ve İsrail barış karşılığında bütün Golan'dan çekiliyoruz derse ne olacak? Bu merhalede de Suriye'nin bize bir şey yapacağını sanmıyoruz. Ancak Suriye bize en fazla şunu söyleyebilir: "İşte Filistin. Buyurun Filistin'de savaşın. Şam'da bildiri ve açıklamalarda bulunmayın." Bu da büyük bir problem değildir. Biz de kendimize bir başka yer ararız. Bu sebeple biz bugün gücümüzü, ağırlığımızı ve gayretlerimizi Filistin içine nasıl taşıyabiliriz diye düşünüyoruz. Bir gün bahsettiğimiz bu şartlar gelirse Suriye'nin bize yapacağı budur. Ancak bundan dolayı -Mısır ve Ürdün'ün yaptığı gibi- bizi hapsetmez, öldürmez ve bize baskı da uygulamaz. Bunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Suriyeli kardeşlerimizle olan temaslarımız ve görüşmelerimizin neticesi budur.

Teşekkür ederiz.