Fen Fakültesinden 11 Öğrenci Atıldı

Haksöz

Başörtüsü yasağına karşı yaygınlık kazanan eylemlilik süreci, ilk olarak Fen Fakültesi'nden başlamış ve bu süreç başarıyla neticelendikten sonra cuntanın emir eri olan rektör ve dekanlar, eylemlerin öncüsü olarak gördükleri öğrencileri disiplin kurullarına vererek cezalandırma yöntemini uygulamaya koymuşlar ve bu çerçevede birçok öğrenci hakkında soruşturma başlatılmıştı. Edebiyat Fakültesi'nde de aynı şekilde soruşturmalar başlatılmıştı. Bu soruşturmalardan Fen Fakültesi'nde 6 bayan, 6 erkek toplam 12 öğrenci hakkında başlatılmış olanları geçtiğimiz ay içinde sonuçlandırıldı. Bir öğrenci, soruşturmaya konu olan günde raporlu olmasına rağmen iki dönem uzaklaştırma alırken, 11 öğrenci YÖK'ten atıldı; yani bu öğrencilerin bir daha üniversitede okuma hakları tamamen ellerinden alınmış oldu. Edebiyat Fakültesi'nde başlatılan soruşturmalar neticesinde ise birçok müslüman öğrenci uyarı cezası aldılar.

Cezaların bu kadar ağır olmasının sebepleri vardı elbette. Cuntaya geri adım attırmaya kadar varan eylemler ilk defa Fen Fakültesi önünden başlamıştı. Bu yüzden Fen Fakültesi'nin sembolik bir önemi vardı. Cuntacılarla, özgür bir ülke için mücadele edenler arasında bir savaş yaşanıyordu ve Fen Fakültesi'nin dekanı bu savaşı "hadi bakalım siz mi güçlüsünüz, biz mi güçlüyüz göreceğiz" meydan okumasıyla ifşa ediyordu.

YÖK'ü Protesto Günü

Bu cezalarla birlikte bir darbe kurumu olan YÖK'ün de asıl fonksiyonunun üniversitelerdeki düzen muhaliflerini ezmek olduğu bir kez daha görüldü. 12 Eylülden sonra üniversitelerdeki sol muhalefeti ezme görevini üstlenen YÖK mevcut konjonktürde ise birinci tehlike ilan edilen İslami muhalefeti üniversitelerde ezme misyonuna dört elle sarıldı. Fen Fakültesi'nden ilk atılmaların yaşandığı 9 Haziran tarihi, bundan böyle YÖK'ün protesto tarihi olarak anılacaktır.

Müslümanlar verilen bu cezalara anında tepki gösterdiler ve Fen Fakültesi'nin önünü yeni bir eylem dalgasının başlangıcı için doldurdular. İlk gün pek çok gazeteci ve yazar da eyleme destek verdi. Eylemin büyüyeceğini ve yeni bir eylem dalgasının başlayacağını anlayan cuntacılar çok yoğun ve sert önlemlerle eylemi dağıtmaya yöneldiler. Amaç her ne olursa olsun yeni bir eylem dalgasının başlamasını engellemek hatta böyle bir sorunun yaşandığını dahi hissettirmemek! Fakat müslümanların direnişi ve kararlılığı olayların Türkiye gündemine taşınmasını sağladı. Eylemlere tüm kesimlerden destek gelirken sivil inisiyatif taraftarları ortalıkta gözükmüyordu. Herhalde bu zorlu direniş atanlarında inisiyatifi ellerine alamayacaklarını düşünmüşler ve açık hava tiyatrolarında direniş rantı yemeyi daha rasyonel bularak bu alanlara odaklanmışlardı.

Yaşanan süreçte görüldü ki, egemenler müslümanları cezalandırarak, mahrum ederek sindirmeye, düzene entegre etmeye çalışıyorlar. Müslümanlar sustukça, birşeylerini kaybetme korkusuyla ürkek davrandıkça baskılar daha da artıyor, yılgınlık ve çözülme yaygınlaşıyor. Oysa bu baskı politikaları kesin bir irade ve tavırla aşılabilir. Bu tavrın sürekliliği, her şeyini, hayatını ve ölümünü alemlerin rabbi olan Allah'a adamakla sağlanabilir. Biz birşeylerimizi kaybetme korkusuyla tavırsız kaldıkça egemenler hep galip geleceklerdir. Gerçekte de müslümanlar için hayatın amacı ve anlamı burada yatar. Hayat Allah'a adanmışlığın sınandığı alandır ve müslümanlar Allah'a adanmışlıkları oranında hem bu mevzi imtihanlardan hem hayat imtihanından alınlarının akıyla çıkacaklardır.