Ergenekon İttifakı Kemalist Cumhuriyetin Asıl Varisidir!

Haksöz

Kemalist çevreler iktidar alanlarının daraldığını, kaybolduğunu gördükçe daha bir hırçınlaşıyor, çaresizlik duygusu içinde bulabildikleri her dala sarılıyorlar. Üretebildikleri fazla bir şey olmadığından eskimiş taktiklere müracaat ediyorlar. Bu mantıkla, Türkiye’de daimi olarak medet umdukları resmi bayram ve kutlamalara büyük anlamlar yükleyip, bu etkinlikler üzerinden mesaj verme tavrına bir kere daha sarıldılar.

Tıkanmışlık, tükenmişlik, çaresizlik olgusu kendisini bu kez “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” vesilesiyle tertiplenen törenler aracılığıyla yansıttı. Cumhuriyet kazanımlarını koruma adı altında Kemalist otoriter anlayış olanca donukluğu ve dayatmacılığıyla bir kez daha öne çıkartıldı. 29 Ekim’i gerçekleştirmek istedikleri gövde gösterisi için bir fon olarak kullanan çevreler varlıklarını en yüksek perdeden hissettirmek için yoğun mesai harcadılar. Ne var ki, yakından bakıldığında yaptıklarının aslında bir ‘ispatı vücut’ çabasından öte bir mana ihtiva etmediğini görmek zor değildi. Yani bir iddia sahibi olmaktan ziyade ‘yıkılmadık, ölmedik’ mesajı ister istemez öne çıkıyordu.

Aslında Kemalist zihniyet ve kadrolar açısından bu çok alışılmadık bir durum sayılmaz. Sürekli bir biçimde kendisini yalnız ve tehlikede hisseden bir ideolojik zihniyet açısından anlaşılabilir bir durumdur bu hal. En şatafatlı günlerinde dahi hep aynı savunmacı tarz ve paranoya sınırlarını zorlayan bir ruh haliyle davranmayı alışkanlık haline getirmiş bu yaklaşımın hiçbir zaman kendisini emin hissetmesi söz konusu değildi zaten. Sürekli gergin oldu ve gerilim üretti. Korku psikolojisiyle hareket edip, sürekli biçimde halka korku saldı.

Şimdilerde bu garip ruh haline ‘mağduriyet’ sıfatının da eklenmeye çalışıldığını görüyoruz. Zavallı Kemalistlerin ilk Meclis önünde toplanıp, Anıtkabir’e yürümeleri bile engellenmeye çalışılıyor! Çeşitli illerde Atatürk anıtlarına çelenk koyma girişimleri zalim hükümet güçlerince yasaklanıyor, direnenlere zor kullanılıyor! Oysa ne kadar da masum talepleri vardı onların! İstedikleri tek şey Kemalist devlet geleneğinin korunması, biricik cumhuriyetlerinin aşındırılmamasıydı!

Cumhuriyet Kazanımları: Askerî Diktatörlük ve Jakoben Gelenek

Zaman zaman “Cumhuriyet kazanımları” adıyla da anılan bu geleneğin içinde neler olduğu iyi biliniyor. Halk iradesini yok sayan bir otoriter tutum; her türlü muhalefeti ezme, sindirme; ifade ve örgütlenme özgürlüğünün zerresine tahammül edilmeyen bir tek parti rejimi; toplumu baskı ve şiddet politikalarıyla “medenileştirme”, “Batılılaştırma” misyonu ve tüm bu icraatları sağlama almak için sıkça ihtiyaç duyulan askerî müdahaleler.

Bu zevatın ‘kazanımlarımız” diye korumak, sürdürmek istedikleri şey aslında hükmetme imtiyazından başka bir şey değil. Zorla, baskıyla arzularını halka dayatma, itiraz geldiğinde de ezme ayrıcalığı istiyor beyler! Bulamadıklarında, erişemediklerinde ise avaz avaz bağırıp, mağdur rollerine soyunuyorlar. Büyük bir haksızlık, zulüm altındaymışlar gibi feryat ediyorlar. Devasa bir mağduriyet yaşadıklarını, ülkenin temel rotasından saptırıldığını ileri sürüyorlar.

Cumhuriyetin kazanımları diye adlandırılan uygulamaların, o temel rota diye tasvir edilen geleneğin ne menem bir şey oluğunu yakın dönemde 28 Şubat sürecinde hep beraber bir kez daha yaşadık. Kemalist resmi ideoloji muhafızlarının ne aşağılık icraatlara imza atıklarını, halkın ensesinde nasıl boza pişirdiklerine şahit olduk. Açıkçası ‘mağduriyet’ diye ifade ettikleri durumun işkence yapma, zulmetme, baskı ve sindirme politikaları icra etme ayrıcalıklarını yitirmelerinden kaynaklandığı ortada. Elinden sopası alınmış ve bu yüzden işi yarım kalmış işkenceciye benziyorlar adeta! Engellenmekten dolayı bir işkenceci ne kadar mağdursa o kadar mağdurlar!

Darbecilik suçlamasıyla arka arkaya tutuklanıp hâkim karşısına çıkarılanlar ve destekçileri öfkeyle söyleniyorlar. Çok haksız da sayılmazlar. Darbeciliğin suç olmak bir yana, norm kabul edildiği, vatanseverlik, ilericilik, cumhuriyetçilik adına pişkince savunulduğu bir süreçten bugünlere gelindiğinde birilerinin adaptasyon sorunu yaşamaları kaçınılmaz. Alışamıyorlar bir türlü ne yapsınlar! O eski güzel günlere özlem duyuyorlar!

Cumhuriyet Bayramı kutlamaları üzerinde yaşanan tartışmalar üzerinden bazı hususların altını çizelim.

Kemalist İdeoloji Darbeciliğin Kaynağıdır!

Öncelikle Kemalist güruh asla masum ve de mağdur değildir! Halen tüm çirkinliği ve utanmazlığıyla darbeciliği ve darbecileri savunabiliyorlar. Ergenekon, Balyoz vb. davalarla ilgili yaratmaya çalıştıkları “komplo mağdurları” havalarının, masumiyet pozlarının bir anlamı yok. Yargılandıkları, suçlandıkları davalarla ilgili kendilerini kurtarma saikiyle inkârcı söylem geliştirmeleri doğal ve de anlaşılabilir bir şey. Yurtseverliklerinden ötürü uluslararası bir komploya kurban gittikleri, ülkeyi emperyalistlere peşkeş çekme derdindeki gerici kadroların sinsi oyunlarının mağduru oldukları vb. türden yüzeysel diskurlarla yakın çevrelerini etkileyebildikleri, hatta bu yalanlara muhtemelen kendilerini de inandırabildikleri görülüyor. Ama Türkiye gerçeğine bir parça vakıf olan hiç kimsenin bu masalları ciddiye alması söz konusu olamaz.

Asıl olan suçlamalara karşı yaptıkları savunmalar değil, darbecilik konusunda hangi tutumu benimsedikleridir. Bunu da net bir şekilde önceki darbelere karşı geliştirdikleri yaklaşımlardan çıkartabiliriz. 27 Mayıs ve 28 Şubat darbelerini açıkça savundukları ortadadır. 12 Mart ve 12 Eylül’ü yapan kadrolar politik olarak farklı çizgide görüldüklerinden genelde bu kesimlerce eleştirilmekte ama 27 Mayıs ve 28 Şubat her şeyiyle savunulmaktadır. Bu darbeleri ilerici darbe olarak görenler; Kemalist cumhuriyetin savunulması diye alkışlayanların darbeciliği ilkesel olarak reddetmeleri mümkün olabilir mi?

Hiç kuşkusuz Kemalist resmi ideoloji savunucuları darbeciliği içselleştirmiş bir anlayışın temsilcisidirler ve fırsat yakaladıklarında, imkân bulduklarında darbeye siyasi iktidarı ele geçirme yöntemi olarak dört elle sarılacaklarına kuşku yoktur. Cumhuriyete sahip çıkma ve benzeri söylemlerle örtülmeye çalışılan şey başka bir şey değildir. Dolaylı anlatımlarla ve vatanseverlik, anti-emperyalizm vb. kavramlarla meşrulaştırılmaya, sevdirilmeye çalışılan da budur.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Darbeciliği içselleştirmiş bu kadroların oluşturduğu Ergenekoncu ittifakın ideolojik arka planı doğru tanımlanmalıdır. Bu zihniyetin darbeciliğe meyyal oluşunun bazı uç politik örgüt ya da şahısların ideolojik tutumlarından kaynaklandığı düşünülmemelidir. Kemalist ideoloji bizatihi darbeciliğe açık, hatta darbeciliği temel bir iktidar stratejisi olarak içeren bir ideolojidir. Dolayısıyla Kemalist ideolojiyi aklayıp, paklayıp darbeciliği mahkûm etmeye kalkmak tutarsızlıktır.  

Tam da burada mevcut hükümet kadrolarının ve genelde onları destekleyen sağ-muhafazakâr siyasetçi, akademisyen ve aydınların çelişkilerine dikkat çekmek gereklidir.

Acziyetin Zilletle Buluşması: Kim Daha Cumhuriyetçi Yarışı!

Bu çevrelerin son yıllarda Kemalist kadrolarla Cumhuriyeti sahiplenme yarışına hız verdikleri görülmektedir. Bir yandan Ergenekonculara provokasyon kaygısıyla kutlama izni vermeyen hükümet kadroları bir yandan da cumhuriyet kutlamalarına en yüksek perdeden asılarak adeta “en cumhuriyetçi” yarışına girişmektedirler. Ne tarihsel olarak, ne de siyasal anlamda hiçbir tutarlılığı bulunmayan bir Cumhuriyet efsanesi, bir Cumhuriyet masalı üreterek kendilerini de halkı da kandırmaktadırlar. Cuma hutbelerinden belediye kaynaklarıyla tertip edilen pahalı gösterilere kadar her düzeyde temelsiz bir sahiplenme ve aklama-yüceltme kampanyası yürütmektedirler.

Her zaman yapıldığı üzere soyut bir düşman söylemi, vatan kutsaması ve teknik anlamda cumhuriyet döneminde kaydedilen kimi gelişmeler/veriler öne çıkartılarak tüm toplum kapsama alanına alınmaya çalışılmaktadır. Bu yapılırken Cumhuriyeti asıl temsil eden uygulamalar, Cumhuriyete kimliğini kazandıran projeler ve yöntemlerse atlanmakta, görmezden gelinmektedir.

Oysa Cumhuriyetin bu ülkede siyasal özgürlükler açısından II. Meşrutiyetin bile çok gerisinde bir düzene tekabül ettiği, toplumun bir mühendislik projesi doğrultusunda dönüştürülmeye çalışıldığı ve bunu sağlamak için her türlü baskı ve şiddet yöntemlerine başvurulduğu apaçık bir gerçek olarak ortadadır. Bu gerçeği sadece Cuma hutbelerinde değil, ülkenin bütün camilerinde günde beş vakit Cumhuriyete dualar da etseniz gizleyemezsiniz. 48 bin adet havai fişek patlatarak havada oluşturduğunuz renkli görüntülerle de örtemezsiniz.

Dürüst olmak, tutarlı, cesur ve hepsinden önce de ahlaklı ve ilkeli olmak zorundasınız. Her fırsatta tek parti diktatörlüğünü eleştirip, İstiklal Mahkemelerini lanetleyip, Kürt sorununu üreten ırkçı-inkârcı zihniyeti suçlayıp, Dersim katliamından dolayı özür dileyip bir yandan da Cumhuriyeti kutsamaya kalkışmanın siyasi literatürdeki karşılığı oportünizmdir. Birileriyle iyi geçinme, birileriyle ters düşmeme adına bu yapılanlar sizi ilkesiz, kimliksiz, takiyyeci bir konuma oturturken, mücadele ettiğiniz cenahın daha da saldırganlaşmasına, pervasızlaşmasına zemin hazırlamaktadır.

Birilerinin madem Kemalist Cumhuriyet böylesine sahiplenilmeyi hak eden, yüceltilmeye layık bir varlıktır, öyleyse en sahih biçimiyle savunulsun, sahiplenilsin diye düşünmeleri doğal değil midir? Kemalist Cumhuriyeti sahih-özgün kimliğiyle sahiplenmenin insanı götüreceği yer ise muhtemelen Ergenekon mantığı ve pratiğinden başkası olmayacaktır. Oysa Ergenekoncu taifeden darbecilik suçlamasıyla hesap sorulduğu bir vasatta ideolojik köklerini kutsamanın, yüceltmenin izah edilebilir bir yanı yoktur. Baskıcı, inkârcı bir ideolojik kimlik ve yapı olarak Kemalist Cumhuriyetle en açık ve net biçimde hesaplaşılmalı ve bu dayatmacılık tez elden tarihin çöplüğüne postalanmalıdır.