‘Dünyada Ali Şeriati’ Tartışıldı

Haksöz

28 Kasım 1998 tarihinde İslam Dünyası Tarih ve Kültür Araştırmaları Merkezi'nde Ekin Yayınları tarafından, Ekim ayı içerisinde yayınlanan "Dünya'da Ali Şeriati" adlı kitap tartışıldı.

Programa katılan Oktay Altın, Horasan'a bağlı Mezinan bölgesinde dünyaya gelip, iman, ilim, mücadele ve örneklik dolu hayatını şehadetle Londra'da noktalayan Şeriati'nin biyografisini sunduktan sonra kitabı tartışmaya açtı. Dinleyicilerin yoğun olarak katkıda bulundukları program, çok katılımlı bir sohbet havasında geçti.

Gündeme getirilen ilk konu, Ali Şeriati'nin ulemaya karşı tutumu ve ulemayla arasındaki ihtilaf idi. Şeriati'nin klasik İslami bilimleri yeterince bilmemesi, olaylara daha çok sosyolojik bakış açısıyla yaklaşması gibi eleştiriler, Mutahhari ile olan ihtilafı da delil getirilerek ortaya kondu.

Yapılan eleştirilere karşı özetle şunlar söylendi: "Şeriati'nin, kurumsallaştırılıp devlet mezhebine dönüştürülen, köleci siyasetin aracı haline getirilen, bidat, hurafe yığını, asıl amacından uzaklaşmış ve uyutucu olarak gördüğü Safevi Şiasının temsilcileri konumundaki ulemaya sert eleştirilerde bulunduğu vakıadır. Fakat aynı eleştirilerin, yine aynı ulema sınıfından olan Ayetullah Talagani, hatta Ayetullah Humeyni tarafından yapılmış olduğu da bir vakıadır. Şah tarafından yapılan her türlü zulme rızayı öngören ulemanın eleştirilmesi gayet doğaldı da. Ancak Şeriati, bu eleştirileri yaparken "İki Sure İki Yorum" adlı kitabında örneği görüldüğü gibi, gerçek alimleri istisna etmeyi de ihmal etmiyordu. O, sürekli "alim" ile kendisi alim sayan "muemmem" (sarıklılar)in arasını ayırırdı. Nitekim hayatının sonuna kadar Ayetullah Talagani ile birlikte bulunmuş olması ve kendisine en fazla tesir edenin Meşhed ulema sınıfından olan babası olduğunu zikretmesi de buna açık delildir.

İslami ilimleri bilmediği iddiaları ise doğruyu yansıtmamaktadır. Yeterliliği tartışılabilir olmakla birlikte Şeriatı, öncelikle ulema kökenli bir aileye mensuptur. İlk klasik İslami eğitimini babasından almıştır ve hayatının sonuna kadar bilgilenmeye, eğitimini tamamlamaya çalışmıştır. Zaten öncelikle klasik ilimlerde uzmanlaşalım sonra diğer modern düşüncelere geçelim gibi bir anlayış doğru olamaz. Tersine İslami bir temel üzerine her ikisi birlikte, uyum ve ahenk içinde olmalıdır.

Tartışmaya açılan ikinci konu Şeriati'nin Marks, Engels, Sartre, Fanon gibi Batılı düşünürlerin etkisinde kalıp, daha çok bunlardan yararlandığı, sosyalist düşüncenin çokça etkisinde kaldığı, geçmiş veya var olan İslam alim ve aydınlarından yararlanmadığı konusu idi.

Bu eleştirilere verilen cevaplarda özetle şunlar söylendi: "i960'lı yıllarda bütün İslam dünyasında özellikle Arap dünyasında sosyalizmin etkisi görülmekte, "İslam sosyalizmi" gibi kavramlar da bu dönemde sıkça kullanılmaktaydı. İslam dünyasında gençlik, batı emperyalizmine karşı sosyalizme eğilim duymaktaydı. Çünkü dünyanın her yerinde sosyalizm muhalefetle eşanlama gelmekteydi. Bu durum, İran gençliği için de geçerliydi. Ali Şeriati, ideolojilere yaklaşırken diğer müslüman aydın ve alimler gibi 'bu haramdır, bu şirktir' diye kestirip atmıyor, tersine hiçbir kompleks duymadan öncelikle o düşünceyi anlamaya çalışıyor, iyice anladıktan sonra da eleştirilerini sıralıyordu. Bu yüzden İslam dünyasında materyalist diyalektiği onun kadar ortaya koyup eleştirilebilen birisine rastlanmamaktadır. Dolayısıyla Şeriati'nin 'ne yapmak istediği'yle ilgili olarak 'ne yaptığı' ortaya konulursa daha anlamlı olur.

Ali Şeriati, Sartre, Fanon'dan bahsederken onları örnek şahidler olarak ortaya koymaz, tersine Ebu Zer'i örnek model olarak ortaya koyar. Müslümanlar eğer istenilen seviyede olsaydı zaten böyle kötü bir durumda olmaz, dolayısıyla Sartre'ın düşüncelerini irdelemeye gerek kalmazdı.

Tartışılan diğer bir konu da Şeriati'nin seküler olduğu, dini kullandığı yönündeki suçlamalardı.

İran'da laisizmin, sekülarizmin ilk defa şahlık rejimi tarafından gündeme getirildiği ve ulemadan bazılarının da buna destek verdiği vurgulandı. Şahın bu kampanyasına karşı ilk itiraz sesleri Mehdi Bazergan önderliğindeki aydınlardan geldi. Ali Şeriati de aynı şekilde dinin hayatın bütün alanlarını kapsadığını sürekli vurgulamaktaydı. "Hayat iman ve cihattır" sözü ona aittir. "Ali Şiası Safevi Şiası" adlı kitabında, Safevi Şiasını İslami kavramları, zihinlere ve vicdanlara hapsederek hayat dışı bıraktığı için eleştirmektedir. Safevi Şiasının 'dünya, Şah Abbas'ın saltanatına, ahiret ise Allah'ın saltanatına tabidir' görüşüne sahip olduğunu vurgulamaktadır. Tamamen atıllığı çağrıştıran "intizar" kavramını bile "ıslah ve devrimin yanı sıra, dünyadaki durumun değiştirilmesi yönünde ruhi, ameli ve itikadi bir hazırlıktır" diye tanımlamaktadır. Dolayısıyla sekülerlik suçlamasının en son yapılacağı şahıslardan biridir Şeriati.

Dini kullandığı yönündeki eleştirilere en güzel cevabı, Şeriati'nin hayatı verir. O, materyalizm batağıyla karşı karşıya kalan gençliği müslümanlaştırma çabası vermiştir. Bu manada 'din'i değil 'diyalektik materyalizmi' kullandığından bahsedilebilir.

Şeriati'nin bilimi çokça kullandığı yönündeki eleştiriye ise, Batılı anlamdaki bilimi kıyasıya eleştirdiği "İnsan" kitabından örnekle cevap verildi. Şeriati'nin kavramları kendisi tanımlayıp kullandığı belirtildi. Sosyolojinin Batının hakimiyet ve denetimiyle alakalı olarak üretildiğini, İslam'ın ise bu anlayışa pirim veremeyeceğini belirten Şeriati'nin kendisi sosyolojiyi tanımlayarak 'İslam sosyolojisi' olarak kullandığı örnek verildi.

Şeriati'nin kitaplarında çokça çelişkilere rastlandığı yönündeki eleştiriye ise öncelikle Şeriati'nin kitaplarının çok düzensiz bir şekilde Türkçeye çevrildiği, ikinci olarak Şeriati'nin 'tekamül' kavramını çok önemsediği, bu anlamda kendisinin de tekamül ettiği, dolayısıyla bazı çelişkilerin olabileceği şeklinde cevap verildi. Ayrıca çelişki gibi görünen bazı unsurları 'Kevir' kitabı örnekliğinde vurgulandı. Kevir kitabında mistik bir görüntü çizdiği için Şeriati eleştirilmektedir. Oysa Şeriati, burada kendisini değil, kendisinin çıktığı ortamı tasvir etmekte ve bu ortama rağmen kendisinin var olduğunu söylemektedir.

Program, Şeriati'nin İslam dünyasında çokça örneği görüldüğü üzere akademik kimliğine rağmen ilim ile ameli birbirinden ayırmayarak düşüncesini, imanını amelleştirdiğine dikkat çekilerek bitirildi.