Dizboyu Çığlıkların İçinde Boynu Bükük Bir Yumruk

Ali Değirmenci

Orda.. Güneşin gürül gürül yandığı

bir kentin

Dipçikten geçilmeyen

kanlı bir sokağında

Fırtınaya açılmıştı ağzı,

upuzun bir duaya

Belki masal dinleyememişti

annesinden daha

Yüreği yaralıydı ve öyle kızgındı saçları

Ki üzünçsüz dokunamazdınız... Korkardınız...

İçi titrerdi yakarışlarını duydukça varoşların

Örselenmiş elleri uçurtma tadından öyle uzak...

Yıldızsız gecelerde silah sesleriyle uyanan

Bir çocuk ki: Anlamlı yalnızlıklar biriktirir

Onurlu bir gelecek beklerdi yorgun gözleriyle

Alnında bir yangın... Öpmeye kıyamazdınız...

Kim söylesin şimdi onun şarkısını,

hıçkırıksız..

Kim koşsun ellerinden tutup

alaca şafaklara?

Birbirinden yıldızlar kadar uzak

yüreklerimizde

Birazcık yer var mı

sıçramadan uyuması için

Temiz mi ellerimiz

ardından sallayacak kadar?

Kim anlatsın ona öldüğünü yapmacıksız, yalansız...

İnanır mı o gözler böyle içten, böyle güzelken

İnanır mı yumuk elleri yanaklarımızın ıslaklığına?

-Dizboyu çığlıkların içinde boynu bükük bir yumruk

Bir ekmeğin sevincine, bir tebessüme doyamamış

Şuncağız bir çocuktu işte: Oyuncaksız, günahsız...