Direnişin Ayağa Kalktığı Bir Gençlik Gecesi

Haksöz

12 Haziran Cuma günü Mecidiyeköy Kültür Merkezi'nde İDKAM tarafından düzenlenen "Gençlik ve Dayanışma Gecesi'nde meydanlardaki direniş coşkusu, bir kez daha, bilinçle yoğrularak salonlara taşındı. Gece, yaşanan eylemliliklerin ve aynı gün gelişen olayların sıcaklığını ve heyecanını hissettirir nitelikte idi. Hayata Kur'an merkezli bakışın motifleri konuşmalarla, sînevizyon gösterimiyle, skeçlerle, marşlarla ve şiirlerle gece boyu dile getirildi. Gece, Kur'an'dan derlenen ayetlerin okunmasıyla başladı. Söz ve müziği Grup Ekin'e ait olan "Direniş" adlı marşın seslendirilmesinin ardından Halil Tunalı, yaşadığımız konjonktür ve arka planı aktararak, özelde genç kitlenin önemine vurgular yapan bir konuşma yaptı. Tunalı, "Peygamberlerin de en büyük yardımcıları arasında gençler hep önemli bir yer işgal etmiştir. Kur'an'dan Hz. Musa'nın en büyük destekçisinin genç yardımcıları olduğunu öğreniyoruz ve yine Kur'an'dan içinde yaşadıktan zulüm düzenine tavır alıp uzaklaşan Ashab-ı Kehf'in de hep gençlerden oluştuğunu öğreniyoruz" diyerek gençliğin biyolojik yaşla sınırlı olmadığını belirtti.

"Daha şimdiden kariyer makam, mevki, kısacası gelecek endişesiyle zulme sessiz kalanlardan ziyade ak saçı ve sakalıyla meydanları dolduran direnişçilere destek veren, kariyerini-makamını mevkisini geleceğini riske atma pahasına zulme tavır koyanlar genç sıfatını daha fazla hak etmektedirler" dedi. Biz ne yapmalıyız ve nasıl bir İslami kimlik oluşturmalıyız sorularını da "Biz Hz. Peygamberin yaptığı gibi evvela öncü Kur'an neslini oluşturmalıyız. Bu nesil Kur'an'ı merkeze alan; düşünsel bir arınmışlığa ulaşırken tavır noktasında da 'namazını, ibadetini, hayatını ve ölümünü alemlerin Rabbi olan Allah'a adayan bir bilinçle hareket etmelidir" şeklinde cevaplandırdı.

Başörtüsü yasakları ve buna karşı gerçekleştirilen direnişin konu edildiği tiyatro oyununda sistemin çelişkileri ironik bir dille sahnelendi. Kısa skeçlerle oluşturulan oyun, tebessümlerin yanısıra izleyenleri düşündürten uzlaşmacı tavırlarla bir yere gelinemeyeceği bir kez daha vurgulanmış oldu.

Türkiye'de yaşanan direnişin heyecanını Almanya'da da yaşadıklarını ve yüreklerinin İstanbul'da direnen müslümanlarla attığını ifade eden İrşad Kitabevi'nden müslümanların gönderdiği telgrafın okunmasının ardından sinevizyon gösterimi yapıldı. Klasik gösterimlerden daha farklı ve canlı bir içeriğe sahip olan sinevizyonda eski ve yeni cahiliyye arasında kurulan irtibat izleyenleri oldukça etkilerken yüreklerdeki kararlılığı da pekiştirdi.

Sinevizyon gösteriminden sonra ikinci konuşmacı olan Gülsen Demirkol, yaşadığımız coğrafyadaki sistemin temel özelliklerini, müslümanlara karşı uyguladığı zulüm politikalarını ve bunun karşısında müslümanların ortaya koyduğu tavrı değerlendirdi. Rejim, kendisi için en büyük tehlike kabul ettiği İslam'ı zaman zaman İslamizasyon politikaları, zaman zaman da tarihi 28 Şubat kararlarıyla bizzat tanık olduğumuz gibi yasaklarla yok etmeye çalışmaktadır. Buna mukabil, arka planında kendi bekası ve meşruluğunu kabul ettirme mantığı yatan uygulamalara karşı ortaya konan direnişler de hayati ve tarihi bir önem taşımaktadır. Halkı sefalet içinde yaşayan, köy yakmaların, yargısız infazların, faili meçhul cinayetlerin faili olan cuntacı mantık dayattığı bu kirli kimliği, ilk etapta "İslami değerleri bloke etme potansiyeline sahip gençlik" üzerinde benimsetmeye çalışmaktadır.

Pasifist söylemlere karşı direnişin tek alternatif olduğunu ifade eden konuşmacı sözlerini "bizler genç unsuru oluşturan insanlar olarak, coşkumuzu damarlarımızdaki deli kandan değil, inancımızdan alıyoruz. Bizleri, milyonluk stadlarda o deli kanı dondurmaya değil direnişe sürenin, bilincimizi bileylemeye sürenin, Peygamber'den devraldığımız, o çağlar boyu genç kalacak değerler olduğunun bilincindeyiz. İşte bu yüzden söylediklerimiz/eylemlerimiz anlık heyecanların ürünü değil. Bu yüzden tanımlı sloganlarımız. Evet bizler duygusalız. Ama duygularımızın ayakları yere basıyor" vurgusuyla bitirdi.

"Üniversiteden atılan, mevcut zulüm sürecini yaşayan ve bu sürece direnerek karşılık veren üniversiteli abi ve ablalarımıza destek vermek için..." vurgusuyla başlayan ve Tokat Kız İHL'den gönderilen ve altında 357 liseli öğrencinin imzası bulunan mektup, "Bedenleri ayrı olsa da yürekle­rinin burada attığını, her slogana, her yürüyüşteki adıma katıldıklarını ifade eden" umut dolu bir neslin müjdesini veriyordu.

Mektubun okunmasının ardından "Yol Azığı" adlı şiir Fen Fakültesi'nden atılan 11 öğrenciye ithaf edildi. Son olarak onuruna/başörtüye sahip Çıktığı için okullarından atılan 11 öğrenciden Fatma Gökçen ve Nazan Yalçınkaya duygu ve düşüncelerini aktarmak üzere davet edildi.

"Şimdi söyleyeceklerimiz şimdiye dek söylediklerimizin aynısı olacaktır. Hep söyledik başörtüsü bir onur mücadelesidir. Bu onuru taşıdığımız için mutluyuz. Bedeli ne olursa olsun bu onur mücadelesinin içinde bulunduğumuz için de gurur duyuyoruz. Diploma her şey değildir. Üniversiteler bize İslami mücadelede alan açan kurumlardır. Bu okullardan atılmak sadece alanımızın yönünü değiştirir. Bunun yanında yüreğimize hınç, bileğimize kuvvet katar. Bizler diploma alamadık, ama Rabbimizin katında dereceler elde ettiğimizi düşünüyoruz. Rabbimizin rızasını kazanmak için bir değil, bin diploma feda olsun" şeklinde konuşan öğrenciler uzun süre alkışlandı.

Gece, tüm salonun ayakta ve tek yürek halinde okuduğu Grup Ekin'in "Özgürlük Marşı" ile sona erdi.