Devlet Sakarya'da kükredi: "Başörtüsü dışarı!"

Haksöz

26 Ekim 1995 tarihinde, Güneydoğu'da ölen askerlerin ailelerine madalya verilmesi nedeniyle Adapazarı, Sakarya Orduevi'nde düzenlenen törende başörtülü bir gazeteci kapı dışarı edildi.

Sakarya Tugay Komutanı'nın emriyle gerçekleştirilen bu kovulma olayı, vuku buluş mantığından ziyade yorumlanış biçimiyle hayli ilgi çekici özellikler taşımakta idi. Gerek olaya maruz kalan Fatma Onay'ın kendisini dışarı atanları "kardeşleri" olarak nitelendirmesi, gerekse muhafazakar basının böyle bir olayı "paşaya" yakıştıramaması doğrusu hayli ilginçti. Halbuki laik-kemalist paşa, kendisine yakışanı yapmış, Ordu'nun ,'peygamber ocağı' olmadığını kendi yöntemleriyle hatırlatmaya çalışmıştı.

Peki ama, muhafazakar basınımızı şaşırtan neydi?

Bu ülkede "birileri" rant yerken, başka birilerinin de ülke düzenini korurken ölmesi, ondan sonra da "şehit" olarak nitelendirilmesi; ailelerin de çocuklarını, İslam düşmanlarının cephesine seve seve gönderip, sonra da oğlunun madalyasını almaya gelmesi çok daha paradoksal değil mi?

Bütün bunlar Paşa'nın hareketinden çok daha fazla manşet olma hakkına sahip değil mi?

Acaba "kendi kimliklerini gereği gibi ifade edemeyenlerin", laik zihniyetlerini açıkça ortaya koyanlardan bir beklentileri mi var?

Kendimize şu soruyu sormadan edemiyoruz:

Neden zalimliklerini açıkça ilan eden ve "ben laikim" diye basbas bağıran ordu mensupları peygamber ocağının müntesipleri oluyor da, ordu dışında kalan laikler, devletin sahipleri olarak görülmüştür. "Devlet ayrı, sistem ayrı" deyip devlete sahip çıkanlar, bulanık kimlikleriyle bakalım daha ne çamlar devirecekler?