Değişim, İslam ve Müslümanlar

Resul Bozyel

İslam dünyası, Orta Çağ'dan itibaren Avrupa için sürekli bir ilgi alanı oldu. Ve Batılı'nın zihninde Binbir Gece Masalları'nı çağrıştıracak çok büyük zenginlikleri olan, insanlarının refah ve lüks içinde yaşadıkları bir dünyayı canlandırdı. Feodal beylerin baskısı altında ezilen binlerce insan, bu zenginliklere sahip olabilmek hayaliyle haçlı ordusuna yazılıp Doğu'ya akın etmişti.

Batı'da sanayi devrimi başladıktan sonra, doğuya ilgi daha farklı bir düzlemde gelişmeye başladı. Sanayi için gereken ham madde, İslam dünyasında çok bol miktarda mevcuttu. Çok zengin maden yatakları, hiç işlenmemiş bir halde işleyecek olanları bekliyordu.

İslam dünyası ise, Batı'nın uyanış içinde olduğu bu devirde büyük bir atalet içine girmişti. Sultanlar ve hanedanlar arasında bitmez tükenmez savaşlar İslam ümmetini zayıflatmaktan başka bir işe yaramıyordu. Çöküşün karşısında, uyanışın öncüleri olması gereken ulema sınıfı genellikle sultanların himmeti ve buyruğu altında bulunuyorlardı, İslam'ın etkisi ise, yalnızca yöneticilerin emellerinin gerçekleştiği bir noktaya vardı, İslam'ın ilk dönemlerinde olduğu gibi din politikayı belirleyemiyor, aksine politika dini belirliyordu. Haliyle bu dönemdeki geri kalmışlıkları İslam'a yüklemek söz konusu değildir. Bunun sorumlusu İslam değil, sorumsuz yöneticilerdir.

En güçlü hanedanlık, Osmanlı Hanedanı olmuştu. 1453'te İstanbul II.Mehmet tarafından fethedildikten sonra, Bizans yönetim sistemi büyük ölçüde örnek alınarak devlet şekli geliştirildi. Şeyhülislamlığın kurumlaşmasında rol alan etkenler arasında Bizans Kardinalliğinin de etkisi olmuştu.1

Dinin yönetimdeki etkisi Şeyhülislam'ın güçlü olup olmamasıyla doğru orantılıydı. Devlet, medreseleri kendi kontrolü altına almıştı. Eğitimde koyu bir ezbercilik hakimdi. Düşünmek/tefekkür etmek olayının telaffuz edilmesi bile güç şeylerdi. Düşünenler Molla Lütfi örneğinde olduğu gibi soluğu Yedikule Zindanları'nda veya cellatların önünde alıyordu.2 Hicri 4. ve 5. asırda yazılan tefsir ve fıkıh kitaplarının şerhleri, haşiyeleri okutulup ezberletiliyordu.3 Üstünlük salt askeri alandaydı. Askeri alandaki bu üstünlük diğer alanlardaki geri kalmışlıkları örtmüştü.

1699'da imzalanan Karlofça Antlaşması ile birlikte askeri alandaki üstünlük de yitirildi. Batı sömürgeciliği karşısında en önemli gücünü de yitiren İslam dünyasının devlet ricali, hummalı bir şekilde çözüm arayışlarını girdi.

Elimizde, bu çözüm arayışlarını ve ortaya çıkan somut verilerini inceleyen Aziz Ahmet'in önemli bir çalışması var: Hindistan ve Pakistan'da Modernizm ve İslam. Kitap 1990 yılında Yöneliş Yayınları tarafından çıkarılmış. Kitaptaki Hindistan ve Pakistan vurgulaması bizi şaşırtmasın. Çünkü bu, aynı sorunları yaşayan bütün İslam alemiyle irtibatlandırılarak yapılan bir çalışma.

Kitap çerçevesinde bakacak olursak; modern İslam dünyası, Batı karşısında iki türlü tavır takınmıştır. Cazibeye kapılma ve karşı durma. Batı'nın liberalizmi bir cazibe sebebidir. Sömürgeciliği, yeni sömürgeciliği ve aklın firavuni bir macerası ise, karşı durma..4 Cazibeye kapılma ve karşı durma çeşitli şekillerde tezahür etmişti. Ama en genelde olaya bakacak olursak, iki temel yaklaşım görürüz.

Birincisi teslimiyetçi, modernist yaklaşım. Bu yaklaşımın en tipik örneği Seyyid Ahmed Han'dır. Aziz Ahmet'in tanımlamasıyla belirtecek olursak bu tam bir loyalizm (bağlıkçılık)dir. Seyyid Ahmet Han, İngiltere'ye yaptığı ziyaret sırasında (1869-1870) projeler üretti. Bu çerçevede 1874 yılında ülkeye dönünce (Hindistan), Aligarh'daki Anglo-Muhammedan Oriental Collegai kurdu. Ahmet Han'a göre müslümanların ingiliz yönetimine karşı çıkmaları gereksizdi. Çünkü onlar medeniyeti, tekniği ve çağdaşlığı getirmişlerdi. Kültürel alandaki geriliğimizi yok etmek için İngilizler'e muhtaçtık. Ayrıca dini akideyi, yeni gelişmeler doğrultusunda sorgulamamız ve modern bilime uymayan öğeleri atmamız gerekirdi.

İkincisi tevhidi, ıslahatçı yaklaşım. Bu yaklaşım da, mevcut durumdan şikayetçidir. Ama çözümü sömürgeciye eklemlenmede ve tamamen teslim olmada görmez. Çareyi kendi öz kaynaklarında arar. Kur'an'ın nazil olduğu dönemin ruhi yapısına ve anlayışına dönerek problemlere yaklaşmayı önerir. Ve ancak bu çerçevede problemler ele alınacak olursa, amaçlanan sonuca, varılacağını savunur.

Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi ve ateşleyicisi, bitmez tükenmez enerjisiyle İslam dünyasını gezip müslümanları üzerinde bulundukları uyuşukluktan ve taklitten kurtarmaya çalışan ve bu uğurda büyük fedakarlıklar ve gayretler gösteren Cemaleddin Afgani'dir. Onun konumunu Aziz Ahmet şöyle belirtir: "İran'da, Osmanlı imparatorluğu'nda, Mısır'da, Rusya'da ve Hindistan müslümanları arasında entellektüel ve siyasi uyanışın tohumlarını attı. Bu ülkelerin bazılarında, özellikle Mısır ve Suriye'de talebeleri vasıtasıyla bir orta yol reformunun geleneğini oluşturdu. Yirminci Yüzyılın ilk yarısında bir efsane ve sembol olarak Afgani'nin misyonu pan İslami hareket üzerinde güçlü bir etki yaptı.5

Bu iki yaklaşım arasındaki temel fark, nihai hedefte ve ıslahatın amacında yatmaktaydı. Ahmet Han için ıslahat sonuçta Batı ile bir bütünleşme, Afgani için ise Batı emperyalizmi ile nihai ve kaçınılmaz bir karşı karşıya gelmeydi.

Afgani, Hindistan müslümanlarının problemlerini İslam dünyasının sorunlarından ayrı olarak düşünmüyordu. O'na mason, modernist gibi yaftalamalarda bulunanlara sanırım en güzel cevap, O'ndan alıntıladığımız şu satırlardır: Aslında İslam ülkelerinin uğradıkları bölünmeler, İslam akidesinin üzerine kurulduğu sağlam prensiplerden sapan yöneticilerin başarısızlıklarındandır. Kendilerinden önce gelmiş salih atalarımızın izledikleri yoldan ayrılmalarından kaynaklanmaktadır. Kesinlikle bu sağlam kurallara muhalefet ve alışılmış yollardan ayrılma, otoriteye en çok zarar veren faaliyetlerdir. Bu yöneticiler İslam esaslarını ve ilk müslümanlarca denenip uygulanmış modele dönerlerse, Allah'ın onlara geniş bir iktidar vermesi ve onların, liderleri olan Raşid halifelerin dönemindeki gibi kuvvet kazanmaları çok zaman almaz. Allan, bize adaletle iş görecek irade versin ve bizi doğru yola iletsin.6

Aziz Ahmet'in kitapta ele aldığı diğer şahısları incelediğimizde, bir dönemin sona erdiğini, yepyeni bir dönemin başladığını müşahede ederiz.

Müslüman düşünürler tefsire, İslam tarihine, hadise ve İslam hukukuna çok değişik yaklaşımlar gösterdiler. Mesela İngilizler'e karşı verilen mücadeledeki kararlılığı ile bilinen Ebu'l-Kelam Azad, klasik Kur'ani icaz kavramını reddeder. Müslümanlar. yıllarca Kur'an'ın cümlelerinin güzelliği ve ses ahengiyle ilgilenmişler, fakat onun muhtevasıyla, anlamıyla İlgilenmekten uzak kalmışlardır. Azad'a göre Kur'an kendi içeriğinden, kendi hukukunda tefekkür edilmeli, harici bir baskıya verdiği karşılıkla değil.7

Numan Şibli ise, İslam tarihinde tenkidi tarih usulünün en güçlü temsilcilerinden birisi oluyordu. O, Batı'daki oryantalist çalışmaların çarpıklıklarını ve tutarsızlıklarını ortaya koymakla kalmıyor, müslümanların tarihi kaynaklarına da tahkikçi ve eleştirel bir tarzda yaklaşıyordu. Şibli için Hz. Peygamber'in hayatı; İslam'ın ahlakı, sosyolojisi ve doktrini için prototiptir. Öz burada aranmalıdır. Hz. Ömer'in devri de İslam'ın idari ve siyasi alanda gelişmesi bakımından önem arzeder.

Seyyid Emir Ali ise, kendisi bir Şii olmakla birlikte ilk dört halifenin müslümanlar için örneklik sunacağını belirterek tarihteki en önemli şii-sünni yakınlaşmasına önemli katkılarda bulunur.

Aziz Ahmet'in bu kitabı, müslümanların, sömürgecilerin meydan okumalarına karşı takındıkları tavırları, problemlere getirdikleri çözümleri anlamamıza yardımcı olacaktır.

İslam dünyasında yaşanan problemler karşısındaki geleneksel ve modernist çözüm arayışları, hiç bir zaman vakıayı kuşatamamıştır. Müslümanların, problemleri çözmede başvuracakları asıl kaynak, korunmuş ve çağlar üstü mesaj taşıyan Allah'ın son vahyi Kur'an'dır. Çabalarımızın kaynağında, Kur'an'ı ve Rasulullah(s)'ın pratiğini gözettiğimiz oranda tevhidi yönteme ulaşmış oluruz.

Dipnotlar:

1) Ord. Prof. M. Fuad Köprülü, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri, s.11, Ötüken Yayınları, istanbul/1986

2) Orhan Saik Gökhan, Molla Lütfi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara/1987

3) Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde ilim, Remzi Kitabevi, İstanbul/1973

4) Aziz Ahmet, Hindistan ve Pakistan'da Modernizm ve İslam, s.334, Yöneliş Yayınları, İstanbul/1990

5) Ahmet, a.g.e, s.155

6) John Esposito, Değişim Sürecinde İslam, s.29, insan Yayınları, İstanbul/1991

7) Ahmet. a. g. e., s. 217