Cezayir'de seçimler ve trajedi

Mustafa Bahadır

Cezayirliler 16 Kasım perşembe günü "sonucu önceden belli" cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gittiler.

Seçimlere katılım oranı resmi rakamlara göre % 65.54 iken, İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) kaynaklarınca bu oran % 30 olarak gösterildi.

Temeli Roma'da atılan bu "ulusal uzlaşı" sürecinin tek amacı mevcut iktidara meşruiyet kazandırmaktı. Bunun ne derecede başarılı olacağını önümüzdeki günler gösterecek.

Bu sürece 1992'de Cumhurbaşkanı Şadli bin Cedid'in ordu tarafından istifaya zorlanması ve ilk turunu % 82.5 oyla FIS'in kazandığı genel seçimlerin iptal edilmesiyle girişilmişti. Sonuçta Emin Zerval'la birlikte toplam 4 adayın yarıştığı seçimleri Zerval % 61'lik bir oranla kazandı.

İslami Kurtuluş Cephesi'nin protesto ettiği ve katılmadığı seçimlerde, seçim öncesi General Zerval'e rakip olup oyları bölebilecek, Dışişleri Eski Bakanı Dr. Ahmed Talip el-İbrahimi ile eski Başbakan Rıza Malik gibi bazı şahsiyetler saf dışı edildi.

İbrahimi "yabancıyla evli olanların başkanlık seçimine katılmayacağı" yolundaki kararla, Malik de "gerekli 75 bin imzayı toplayamadığı" gerekçesiyle saf dışı bırakıldılar.

Böylelikle Zerval'le yarışacak üç aday belli oluyordu. Cezayir Hamas Lideri Mahfuz Nahnah, Kültür ve Demokrasi Hareketi adı altında toplanan cumhuriyetçi laik grubun lideri Dr. Sad Sadi ve Cezayir Yenilik Partisi başkanı Nurettin Bukruh.

Emin Zerval'in oyların % 61'ini alarak kazandığı bu seçimde, dış basında 'ılımlı' ve 'cumhuriyetçi' bir lider olarak tanıtılan Nahnah oyların % 25'ine sahip oldu.

"Ilımlı İslam" denen jargonun tipik bir örneğini sergileyen Mahfuz Nahnah İslami Kurtuluş Cephesi kurulmadan önce yapılan tartışmalarda, partili mücadeleye yani aktif siyasi katılıma sıcak bakmayanların safında yer alıyordu. Abbas Medeni'nin başını çektiği Cephe'nin oluşumu ardından Nahnah da siyasi parti kurma telaşına girişenlerdendi.

Cezayir'de FİS'in zaferle çıktığı iki turlu seçimlerin iptalinden beri, FİS'in politikalarına ters demeçler veren zaman zaman silahlı mücadeleyi eleştiren Nahnah, iktidarla temas halinde politikalar izlemesiyle de dikkati çekiyordu.

Seçimlerin iptalinin ardından ordunun muhalefet partilerine yaptığı ilk çağrıya Nahnah herkesten önce cevap vermişti. Aynı çağrıya o dönemde Said Sadi dahi olmuşuz cevap vermişti.

Nahnah, bu seçimlere katılmakla iktidarı meşrulaştırma sürecini de onaylamış oldu. Bilindiği gibi bu seçimlerden kısa bir süre önce FİS içerisinde uzun zamandan beri süregelen tartışmalar sonucu FİS'in silahlı gücü AIS ve GIA ipleri koparmış ardından da Ali Belhac FİS'ten ayrılarak GIA'ya geçmişti. FİS ile GIA arasında uzun süredir var olan gerginlikleri bilmekle birlikte, bu gelişmelerin detaylarıyla ilgili yeterli bilgilere sahip değiliz.

Ancak bu gelişmelerin yaşanan süreci ne ölçüde etkileyeceğini bilmenin zorluğuyla birlikte; kan, gözyaşı ve zulüm üzere kurulu gayrı meşru dikta yönetimi ile mücadelenin devam edeceği bir gerçek.

Eski hükümet başkanlarından Hamruş da bu konuya işaret ederek "Seçimler krizi aşamaz, zira şu andaki durumla seçimler mevcut güç dengelerini etkileyemez" şeklinde bir beyanatta bulunmuştu.

Laik Türk basının "Sağduyunun Zaferi" olarak manşetleştirdiği Cezayir seçimleri, hemen sağduyunun mu yoksa "Laik duyunun zaferi mi?" sorusunu akla getiriyordu.

İslam düşmanlığını kendilerine şiar edinmişlerin alışılagelmiş yorumlarına bir katkı da özel bir TV kanalının yorumcusundan geldi. Türkiye'deki mevcut İslami potansiyeli Cezayir'deki gelişmelere paralel olarak değerlendiren bu şahıs yorumunu (müslümanlara yönelik olarak) şu mesajla tamamlıyordu:

"Gözümüz üzerinizde, projektörlerimizi yaktık, sizi gözlemekteyiz."

Gerek Cezayir, gerekse başta Filistin olmak üzere, Tacikistan, Sudan ve daha nice İslami mücadelenin yeşerdiği topraklardan yükselen haykırışlarla bu yorumcuya şu cevabı vererek yazıyı nihayetlendirmeyi uygun görüyoruz:

"Her şeyi görüp gözeten Rabbimiz hepimizi gözetlemektedir, siz de bekleyin, biz de bekliyoruz ama zafer ancak inananların olacaktır."