Birinci Sûr’la Başlayacak Büyük Kıyamet Sahnesindeki Olaylar

Fevzi Zülaloğlu

Kur'an'ın seksen suresinde kıyamet ve sahneleriyle –cennet, cehennem, hesap, mizan– ilgili ayetler vardır.1 Kıyametin birinci sûruyla meydana gelecek olayları doğru anlamak ve itikadımızın bu asli unsuruyla ilgili hurafelerden, batıl inançlardan korunabilmek için Rabbimizin beyanlarını iyice öğrenmeli, bu konuda bilgi eksikliğimiz olmamalıdır. Aksi takdirde oluşan boşlukları anlamsız, saçma bilgiler dolduracaktır. Böyle olunca da ahiret bilincimiz sahih temeller üzerine oturmayacak, hatta salih amellerimizin itici gücünü oluşturan gaybi şuurumuz yara alacaktır.

Yeryüzünde insanlığın ürettiği hiçbir kültürel çalışmada gayba dair Kur'an'daki kadar efradını cami ağyarını mani –gerekli ayrıntıları içeren, gereksiz teferruatı dışarıda bırakan- bilgi kaynağı yoktur. Bu bir hazinedir. Bu hazineden öncelikle kendimiz, daha sonra da hidayete mazhar olabilecek muhataplarımızı yararlandırmak için ciddi çalışmalar yapmak zorundayız.

Kıyamet gibi gaybi bir konuda kendi zanni yargılarımızın gölgesinde kalmayan Kur'an çalışmalarına ihtiyaç duyduğumuz tartışılmaz bir gerçektir. Rabbimize şükürler olsun ki, Kitab-ı Mubin'de bu konuyla ilgili anlamlı sorularımızın tümüne cevap niteliği taşıyan geniş bilgiler vardır. Bize düşen Kur'an hazinesi ile bilgi ve bilincimizi sürekli taze tutmak için sürekli olarak ona başvurmak, onun rehberliğinden istifade etmektir.

Biz bu çalışmada Kur'an'ın kıyametle ilgili bilgilerimize kılavuzluk yapan yol göstericiliğinden birinci sûrla ilgili anlatılanlardan yararlanmak, akletme yeteneğimizin elverdiği ölçüde, konulu anlatım yöntemiyle beyan etmek istiyoruz.

1. Kıyametin Birinci Sûrla İlgili İsimleri-Sıfatları

1) Kâria: Kapıya dayanmış felaket. (Kâria, 101. Sûre); 2)Vakıa: Büyük olay. (Vakıa suresi, 56/1); 3) Nebeün Azim: Gündemi geçmeyen büyük haber (Nebe suresi, 78/1);4) Hâkka: İnkarı imkansız, büyük hakikat (Hâkka suresi, 69/1); 5)Yevmü't-Tekvîr: Hayat kaynağı güneşin ışığını kaybedip karanlığa gömüldüğü bir gün. (Tekvir, 81/1.); 6) Yevmü'r-Râcife: Dünyanın her yerinin art arda büyüyen kıyamet depremleriyle, daha önce görülmemiş bir şiddetle sarsılıp yıkılacağı, sahnede yer alacak insanların gözlerinin yere bakarak donakalacağı, bütün benliklerinde bu yıkımın etkilerini hissedecekleri bir Gün. (Nâziât, 79/6-9.); 7) Sâa/Tayin ve takdir edilmiş an: Marife olarak (Elif Lâm'lı) kıyamet gününe işaret eden bir terkiptir, otuz dört ayette kırk defa geçmiştir.2 8) Batşe-i Kübra; Büyük tutuş-yakalayış anlamına gelen batşe-i kübra, kıyametin sıfatlarından biridir. Allah'ın suçluları kıyamet günü nihai yakalamasını ifade eder. Kur'an'da sekiz ayette helak bağlamı içinde geçmiştir.3 Kıyamet sahnesinde duhan'ın/Kıyamet sahnesinde çıkacak olan duman'ın ardından gelen "büyük tutuş"u imlemiştir. (Duhan, 44/16)

2. Bir Anlık Sürecin Başlangıcı: Sûr'a Üfürüş

Sûr; yüksek frekanslı ses çıkaran bir tür borazana benzetilmiştir. Kıyamet sürecinde gerçekleşecek olan olaylar sûrun üfürülmesiyle başlar (Kaf, 50/20). Bu üfürüş tek defalık bir üfürüştür; tek bir çığlığın kopacağı, kısa bir zaman dilimidir (Hâkka, 69/13; Nâziat, 79/13-14).

Kıyametin kopuşunu başlatan hakiki bir simgedir sûr. Sûr, kafirleri iliklerine kadar korkuya boğan, onları korku ve dehşete düşüren bir ses çıkaracaktır. Sûrla birlikte ölen insanlarla dünya hayatı arasında artık aşılması imkansız bir ölüm engeli bulunacak, dünya hayatı tamamıyla yok olacaktır (Mü'minûn, 23/101).

Sûrun üfürülmesiyle birlikte "Allah'ın istediği kimseler dışında" göklerde ve yerde olan her canlı tarifsiz bir korkuya kapılacak, düşüp bayılacaktır: O gün, sakin duran her şeyin ayağa kalktığı, ayaklanarak biçim ve şekil değiştireceği bir gündür.

Birinci sûrun ardından ikinci sûrun üfürülmesiyle birlikte, nihai hakikati anlamış olmaktan dolayı insanlar başları önlerinde düşmüş bir vaziyette, O'nun huzurunda, yargı kürsüsünün önünde toplanacaklardır. Yeryüzü Allah'ın nuru ile aydınlanacak, herkesin işlediği orta yere dökülecektir (Neml, 27/87; Zümer, 39/68-69).

Nasıl büyük kıyametle küçük kıyametler arasında önemli bir benzerlik varsa –küçük kıyamet depremleri adeta büyük kıyametin provası gibidir- gerçekleşen olaylar arasında da benzerlikler vardır. Mesela küçük kıyamet olarak nitelendirebileceğimiz helak depremlerinde çıkan ses olan "Sayha/korkunç çığlık" ile sûrun büyük kıyamette çıkaracağı ses arasında da benzerlik vardır (Yasin, 36/53).

Kur'an'daki kıyamet sahnelerinde birinci sûr ile ikinci sûr arasında sanki hiç fasıla yokmuş gibi bir anlatım vardır.4 Hatta bazı sahnelerde önce ikinci sûrdan sonra başlayacak olaylar anlatılmış, daha sonra birinci sûrla birlikte başlayacak olaylardan söz edilmiştir (Rahman, 55/35-38).

3. Kıyametin Evren ve Canlılar Üzerindeki Tesirleri

3.1.Evrenin Kozmik Yapısında Meydana Gelecek Olaylar

Kıyamet günü sûrun üfürülmesiyle tüm evreni içine alacak köklü bir değişim olacak; Sâat'in zelzelesiyle yer başka bir yere gökler başka göklere dönüşecek (İbrahim, 14/48; Taha, 20/105-106; Hacc, 22/1-2).

O gün inşikak-ı kamerin gerçekleşeceği bir gündür. İnşikak, felakla aynı kökten infilakın tersidir; yani "ölüm patlaması, yeni bir hayatın patlaması". Ay'ın yarılmasından Kamer Suresi'nde söz edilmiştir: "Son saat yaklaştı, ay yarıldı." (Kamer, 54/1-3).

Kamer Sûresi'nin ana teması, kıyamettir. Yukarıdaki ilk ayette yer alan lafızların mazi olması haberin kesinliğine yorulmuştur. Çünkü haber verilen olay geçmişte olmuş bitmiş bir olay değil, Kıyamet'le ilgilidir, dolayısıyla gelecek zamanda gaybla ilgilidir. Bu durumda meali şöyle de ifade edebiliriz: "Kıyamet yaklaşmıştır ve ay mutlaka yarılacaktır."

Bazı rivayetlerde inşikakın peygamberimiz zamanında, müşriklerin talebi üzerine gerçekleştiği iddia edilmiştir.5 Müşriklerin iman etmediklerini, helak da edilmediklerini tarihi kayıtlardan ve Kur'an'dan öğreniyoruz. Halbuki bu durumda sünnetullahın değişmez yasaları gereği helak edilmeleri gerekirdi; böyle bir şey olmamıştır. Zaten yukarıda alıntıladığımız ayetin beyanı geçmiş zamanda gaybla ilgili değil, gelecek zamandaki gaybla alakalıdır.

O gün, ayın ve güneşin tutulup bir araya getirildiği, insanın gözlerinin kamaştığı ve "kaçacak yer nerede?" diye sorduğu, insanların kendi kendilerinin şahidi olduğu, geçersiz mazeretlerin işe yaramadığı, suçluların nutkunun tutulacağı bir gündür.

Göklerin paramparça olacağı, Allah'ın yeniden diriltme va'dinin gerçekleşeceği, büyük bir sarsıntı ile sarsılarak dürülüp paramparça olacağı (Müzzemmil, 73/18) o gün, gökler yerinden oynayıp ay ve güneş tutularak bir araya getirilecek; ay yarılacak, yıldızlar dağılıp savrulacak; denizler kabarıp taşacak ve kabirler alt üst olacaktır (Kamer,54/1; Kıyamet, 75/6-15; Mürselat, 77/34-36; Tekvir, 81/1-3; İnfitar, 82/1-5).

3.2. Dünya'nın Kozmik Yapısında Meydana Gelecek Olaylar

Dünyanın paramparça olacağı ve dağların ortadan kaldırılarak boş ve çıplak hale geleceği o gün (Kehf, 18/47; Fecr, 89/21), Yüce Allah dünya göğünü "yazı tomarını dürer gibi" kolayca dürüp dilediği bir zamana kadar rafa kaldıracaktır (Enbiya, 21/104).

Gökyüzü "taze tabaklanmış kırmızı deri veya yanık yağ gibi" kızıllaşacak; parçalara ayrılarak"erimiş maden gibi" dökülecek, zayıf ve güçsüz düşecek; dağlar "yün topakları" haline gelecek, yeryüzü ve dağlar korkunç depremlerle harekete geçerek sökün edip yürüyüşe geçecek (Tur, 52/9-10; Rahman, 55/37-38; Hâkka, 69/16; Meâric, 70/8-9; Müzzemmil, 73/18; İnşikak, 84/1-5; Karia, 101/5.); dağlar yürüyüşe geçecek, denizler tutuşarak yanacaktır (Tekvir,1-14).

O gün, yeryüzünün sarsılarak dağların, ufalana ufalana toz toprak haline, bir "kum yığını", "yumuşak yün topakları" haline geleceği, insanların kelebekler gibi şaşkınlıktan bir o yana bir bu yana sürüklenecekleri bir gündür (Vakıa, 56/4-6; Müzzemmil, 73/14; Karia, 101/4-5).

Tüm evren, dünya ve içindekiler Allah'ın emirlerine boyun eğecek, yeryüzü ve o yerinden oynamaz sandığımız dağlar, tek bir darbe ile yerinden sökülüp atılacak, Allah'ın vahyine itaat ederek kıyamet depremleriyle müthiş bir şekilde sarsılarak paramparça olacak, bir "kum yığını" (Hâkka, 69/14-16; Müzzemmil, 73/14; Fecr, 89/21.); yumuşak "yün topakları" haline gelecek, bulutlar gibi geçip giderek kıvrımları ve tümsekleri yok edilmiş olarak toz toprağa indirgenecektir; yeryüzü içindeki sakladığı tüm kalıntıları, bütün sırlarını dışarı atarak tamamen boşaltacak. Bu dehşet anını yaşayan insanlar "Ona ne oluyor?" diye bağırarak feryad-u figan edecekler, insanlar kelebekler gibi şaşkınlıktan bir o yana bir bu yana sürükleneceklerdir (Taha, 20/105-107; Neml, 27/88; İnşikak, 84/1-5; Zelzele, 99/1-8; Karia, 101/4-5).

3.3. Dünyada Yaşayan Canlılar ve İnsanlar Üzerinde Meydana Gelecek Değişiklikler

Gebe develer başını alıp gidecek; vahşi hayvanlar bir noktaya doğru koşturacaktır (Tekvir, 1-14). Hamile kadınlar, kıyamet sahnesindeki olayların dehşetinden çocuğunu düşürecek, anneler emzirdikleri çocukları bırakıp gidecekler; insanlar sarhoş olmadıkları halde sarhoşmuş gibi sağa-sola savrulup gidecekler (Hacc, 22/1-4).

O sırada dünyada yaşayan bütün insanlar, bir duhan tarafından sarılıp kuşatılacaktır. Duhan/duman, bütün insanlığı sarıp kuşatan, günaha batmış olanları da "bu azap ne acı!" diye feryat ettiren bir azaptır (Duhan, 44/-16).6

"Ne zamanmış?" diye kıyametle alay eden kafirler, kıyametin dehşetiyle yüzleştikleri zaman, buruşan simalarında acının, korkunun, dehşetin haritaları çizilecek ve onlara "Küçümseyerek alay ettiğiniz şey işte bu!" denilecek (Mülk, 67/27).

Kıyamet sahnesinde kalben sağır ve körlere hakikati bütün çıplaklığı ile haykıracak, insanlığın Allah'ın mesajına gerçek bir imanla iman etmediğine tanıklık edecek bir tür canlı (dâbbe) çıkacak (Neml, 27/82).

Dâbbenin Çıkışı

"Ve söz bütün açıklığıyla gerçekleştiği zaman, onların karşısına yerden, kendilerine insanlığın mesajlarımıza gerçek bir imanla inanmadığını söyleyen bir dâbbe/yaratık çıkaracağız" (Neml, 27/82).

Dâbbe, dâbbetü'l-arz terkibiyle de anılmıştır ki; bu terkibe göre "canlı" dâbbe ile "yeryüzü, dünya" anlamına gelen arz'dan oluşmaktadır. Debb ve debîb, debelenme demektir. Dâbbe genellikle hayvanlar ve böceklerle ilgili olarak kullanılan bir isimdir. Terkibin lafzi anlamı, "yerin canlısı"dır.

Konuyla ilgili ayetlerin bağlamıyla birlikte düşündüğümüzde dâbbetü'l-arz; "Kıyamet sahnesinde yerden çıkıp kafirlere karşı hakkın şahitliğini yapacak canlı" anlamını kazanmaktadır. Ayetlerden anladığımıza göre, o kıyametin bir mukaddimesi değildir, kıyamet sahnesinde ortaya çıkan ilahi hakikatlerden biridir. Ayete göre, o "kavlin/hükmün gerçekleşme zamanında" ilahi hakikatlere karşı kör ve sağır davrananlara –iman etmeyenlere– gerçeği haykıracaktır.

Kütüb-ü Sitte'den Buhari, Nesai'de geçmez, diğerlerinde kıyametin mukaddimesi olarak: "Ebu Hureyre'den gelen rivayete göre, dâbbe elindeki Musa (a)'ın asası, Süleyman'ın mührü ile Müslümanların yüzünü parlatacak, kafirlerin alınların damgalayacak" şeklinde geçmektedir. Bu anlatım İncil, Vahiy'de "insanların alınlarını-ellerin damgalayan canavar" anlatımıyla benzerlikler taşımaktadır. Oysa Kur'an'ın beyanlarında dâbbenin kafirlerin karşısına çıkarak sözlü olarak hakikati haykıracağı ifade edilmiştir.

Tefsirlerde, yılan, eskilerde yaşamış "başı bulutlara ulaşan öküz başlı domuz gözlü bir hayvan" olduğuna dair iddialar vardır. Ancak bu İsrailiyat'tan etkilenen bir yorumdur. Çünkü Tevrat'ın İşaya bölümünde; İncil'in vahiy bölümünde de buna benzer bir anlatım vardır.

Ahbari/Rivayetçi Şiiler, dâbbetü'l-arz'ın Ali'ye işaret ettiğini iddia etmişlerdir. Süleyman Ateş, debelenen otomatik şeylerin -tren, otomobil gibi vasıtalar- lugat anlamı itibariyle dâbbe olabileceğini söylemiştir. Elmalılı Hamdi Yazır, dâbbenin nekra olmasından dolayı, onun bilinen bir canlı olamayacağını söyleyerek bu tür yorumlara isabetli bir cevap vermiştir.

Ancak Elmalılı, dâbbenin kıyametin bir mukaddimesi olduğunu iddia ederek, onun "Asayi Musa ile Mühr-i Süleyman'a haiz olan, müminin yüzünü güldürüp kafirin burnunu kıracak hayırlı bir kişi" olduğunu iddia ederek onu, büyük kıyametten yüzyıllar önce çıkabilecek bir alamete indirgemiştir.7 Ki, bize göre bu isabetli bir yorum değildir. Çünkü ayetin siyak-sibakı ve kendisi söz konusu canlının "o gün", kıyamet sahnesinde çıkacağını göstermektedir (Neml, 27/80-87).

Kıyamet'in İnsan Aklı Üzerindeki Tesirleri

İnsanlar sarhoş değil, ama sarhoş gibi –akılları başlarında değilmiş gibi- hareket edeceklerdir. Normal şartlarda göstermedikleri davranışlar göstereceklerdir. Mesela hamile kadınlar çocuklarını düşürecek, emzikli kadınlar çocuklarını bırakıp gideceklerdir (Hacc, 22/2).

Kıyamet Günü Zülkarneyn'in Hapsettiği Ye'cüc Me'cüc Ortaya Çıkacak

Arapça'da Zu'l-karneyn, 'iki boynuzlu, iki karn'ın adamı/maddi-manevi tekamül sahibi' anlamına gelir. Kur'an'da anlatılan kişinin asıl adı bildirilmemektedir, Araplar arasındaki lakabı beyan edilmiştir. Ayetlerin anlatım tarzından hükümdar olduğu anlaşılan bu salih kişinin kimliği konusunda tarihçiler ve müfessirler birbirleriyle tutarlı şeyler söylemeyi başaramamışlardır. İbn Kesir onun Yunan Kralı İskender olduğuna dair rivayetler almıştır. Oysa İskender tarihi malumatlara göre, zorba-putperest bir kraldır. Kurtubi'ye göre Zülkarneyn, Musa (a) devrinde yaşamıştır ve Hızır'ın hükümdarıdır! Bir yoruma göre de İran hükümdarı Kisra'dır.

Geçmiş Kültürlerde Ye'cüc Me'cüc

Ye'cüc-Me'cüc'ün kelime anlamı "ateşin alazlanıp gürlemesi, düşmana saldırmak"tır. Kitab-ı Mukaddes'teki gog-magog'un Ye'cüc-Me'cüc olduğu iddia edilmiştir. Tevrat'ta Danyal'ın hayallerinde gog-magog tanrının günahkar Yahudilere musallat ettiği düşmanlardır. Yuhanna'nın rüyalarında ise "şeytanın kendileriyle işbirliği yaptığı halklar"dır. Kur'an'da ise olay gerçek olarak anlatılmıştır.

Hadis rivayetlerinde Ye'cüc-Me'cüc'le ilgili anlatımda "yer altında yaşayan canlılar" hissi verilmiş, İsrailiyat bilgileriyle Kur'an'ı yorumlayan Ka'b el-Ahbar'ın rivayetinde sette her gün delikler açıldığı iddia edilmiştir. Oysa Kehf Suresi, 97. ayette seddi delemeyecekleri" beyan edilmiştir.

Ye'cüc Me'cücle Türkler arasında irtibat kuran iddialar pek çok kitapta yer almaktadır. Ancak dokuz hadis kitabında doğrudan Türklerle Ye'cüc Me'cüc arasında açık bir benzetme veya irtibat kurulmamıştır. Bazı rivayetlerde geçen "Müslümanların yüzleri geniş, kırmızı ve kalın deriden yapılmış kalkan gibi olan, küçük gözlü basık burunlu, kıldan ayakkabılar giyen, deri kalkanlar kullanan ve atlarını hurma ağaçlarına bağlayan bir kavimle savaşmanın Kıyamet alameti olduğu"na dair haberlerde Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai'de bu vasıfların Türklere ait olduğu vurgulanmıştır. İbn Mace bu vasıfları Türklerle özdeşleştirmemiştir.8 Bazı hadislerde "Türklerle savaşmanın kıyamet alameti olduğu, onlar başlatmadıkça onlarla savaşılmaması, Türk emirlerinden gelecek belaların şiddetli olacağı v.b." ifadeler yer almaktadır. Hadis kitaplarında "Türklerle savaşın kıyamet alameti olduğuna ilişkin" haberlerin yer aldığı özel bölümler yer almaktadır.9

Bazı zayıf rivayetlerde Ye'cüc Me'cüc'ün Abbasi Devleti'ni yıkan Moğollara işaret ettiği, bir kısım tarihi kayıtlarda da Türklere işaret ettiği iddia edilmiştir. Said Nursi bu yorumları güncelleştirerek Ye'cüc Me'cüc'ün geçmişte Moğollar ve günümüzde ise Komünizm olduğunu söylemiştir.10 Bu yorum, bize göre Kur'an'ın lafzını ve o lafzın işaret ettiği mananın konteksini/siyak-sibakını bize göz ardı etmektedir. Said Nursi'nin yaklaşımının bir benzerini de Muhammed Esed'de görmekteyiz. Esed, anlamı mecazın güçlü tesiri altında kalarak "toplumsal felaketler" anlamında yorumlamıştır.11 Oysa gaybla ilgili bir bildirimin muhtevasının zanni haberlerle izah edilmesi mümkün değildir; yakinilik ifade etmez.

Helake yol açan toplumsal felaketler Ye'cüc Me'cüc'ün amelleri arasındadır. Çünkü konuyla ilgili ayetlerden Zülkarneyn'i onlarla mücadeleye sevk eden onların günahkar bir topluluk olmasıdır. Dolayısıyla Komünizm, Faşizm, Kapitalizm, Emperyalizm, Sekülerizm gibi insanlığı kuşatan toplumsal felaketleri Ye'cüc Me'cüc'le özdeşleşen fitnelere benzetebiliriz. Ancak bu benzetme geçmiş gaybla ilgili olarak yapılabilir. Gelecek gaybla ilgili Ye'cüc Me'cüc haberleri ihtiva eden ayetlerde bu felaketlerin kıyametten önce değil, kıyamet sahnesinde ortaya çıkacağı görülmektedir.

Kur'an'ın Beyanlarına Göre Geçmişte ve Gelecekte Ye'cüc-Me'cüc

Kur'an'da Ye'cüc Me'cüc'le iki zamandan bahsedilmiştir. Birincisi; geçmiş zamanda gaybi anlatım içermektedir. Buna göre Zülkarneyn Ye'cüc Me'cüc adında günahkar, inkarcı, bozguncu bir halkı savaşarak iki dağ arasına yaptığı set ile hapsetmiştir (Kehf, 18/83-97).

İkincisi ise; gelecek zamanda gaybla ilgilidir. Buna göre Ye'cüc Me'cüc gelecekte kıyamet sahnesinde çıkacak bir bela/helak şeklidir.

Kehf Sûresi, 98-101. ayetlerin işaret ettiği gibi Ye'cüc Me'cüc daha önceden yavaş yavaş değil, birden bire kıyamet sahnesinde ortaya çıkacaktır. Çünkü Zülkarneyn'in yaptığı set, birinci surun meydana getirdiği tesirlerle yıkılacaktır. Zülkarneyn'in dilinden ifade edilen "Rabbimin belirlediği gün" (98. ayet) ve "O gün" (99. ayet) ifadeleri Zülkarneyn'in sed ile kontrol altına aldığı Ye'cüc Me'cüc'ün ortaya çıkacağı gündür. Ki bu ifadeler, Ye'cüc Me'cüc'ün birinci sûrun işaret ettiği olaylarla eş zamanlı olarak ortaya çıkacağını göstermektedir. Yoksa hayatın normal seyrine devam ettiği, imtihan alanı olan dünya hayatının herkese doğal gelen işleyişinin sürdüğü sıradan bir zaman diliminde değil.

Enbiya Suresi ayetlerinde (Enbiya, 21/95-98) Ye'cüc Me'cüc'den, onların temsil ettiği, onlarla özdeşleşen bozgunculuk, ilahi azab ile helak edilmeyi doğuran felaketlerle aynı bağlam içinde beyan edilmiştir ve konu Kıyamet'in "geliyorum" diyen ayak seslerinin işitildiği, artık geri dönülmez bir ana işaret etmektedir. Dolayısıyla Ye'cüc Me'cüc, kıyamet sahnesinden –sûra üfürülmesinden– yıllar önce değil, diğer olaylarla eş zamanlı olarak ortaya çıkacak, o sahnede yer alan bütün insanlara nihai hakikatin mutlak ve tartışılmaz üstünlüğünü haykıracaktır. Ama bu haykırış, kişinin ya da toplumun ye's anıdır; bu durumu yaşadıktan sonra iman etmenin artık hiç faydası olmayacaktır. Ayrıca bu itiraf, Ahiret Günü şeytanın kandırdığı insanlara, kendisinin beri olduğunu, nihai hakikati Yüce Allah'ın temsil ettiğini söylemesine benzemektedir.

Birinci surun üfürüleceği o gün, Zülkarneyn'in hapsederek denetim altına aldığı Ye'cüc Me'cüc'le özdeşleşen günahların sonucu olan "helak edici felaketler serisi" yeryüzünün her yerini kuşatacak ve günahkar bile, o anda faydasız bir pişmanlık içinde şöyle diyeceklerdir: "Vah bize, bu Kıyamet sözüne karşı umursamaz davrandık. Çünkü zulüm ve kötülük yapmaya teşne kimselerdik" (Enbiya, 21/97)

Sözün Özü

Kıyamet, ahirete imanın önemli bir cüzüdür ve salih amellerimizin Allah'ın yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak duruşumuzun itici gücüdür. İmanımızın sağlam temeller üzerinde durabilmesi için konuyla ilgili doğru bir şekilde bilgilenmemiz gerekir ki, inşa edeceğimiz bilincimiz yara almasın. Kıyamet sahnesiyle ilgili Kur'an'da anlatılanlar bir mukaddime değildir; oysa devraldığımız kültürde bu olaylar bazen isabetli bir şekilde bize aktarılırken bazen Büyük Kıyamet'ten önceki helaklere benzetilmektedir. Bizim bir zihin karışıklığı yaşamamamız için insanın ferdi ölümü ve toplumların Büyük Kıyamet'ten önceki hayatiyetlerini kaybedişini birbirine karıştırmadan değerlendirmemiz elzemdir.

Büyük kıyamet sürecini başlatan sûrun üfürülmesinden sonra başlayacak olaylardan uyarı ve ibret çıkarmak, ancak önceden olabilir. Yoksa süreci başlatan sûrun üfürülmesinden sonra iman etmenin kabule şayan olması mümkün değildir. Çünkü bu an bir tür ye's anıdır. Ye's tevbesi, Firavun'la ilgili ayetlerden ve kıyamet sahnesinde yaşanacak olaylardan bahseden ayetlerden anladığımıza göre, bir işe yaramayacaktır.

Gayba iman eden biz müminler için sûra üfürülmesiyle başlayacak olaylar ilahi hakikatin mütemmim cüzüdür ve biz bunları şimendifer/tren, otomobil gibi şeylere benzeterek bilimselleştirme gayretine düşmeden, hiçbir komplekse kapılmadan, Kur'an'ın anlattığı şekliyle kabullenip şöyle demek durumundayız: "İşittik, iman ettik."

Dipnotlar:

1- Kur'an'ın üçte ikisini oluşturan seksen sûrede yer alan bu ayetlerin sayısı yaklaşık bin iki yüzdür; Kıyamet Sahnelerinin yer aldığı bu ayetleri iniş sırasına göre şöyle sıralayabiliriz: Kalem, 68/42-46; Müzzemmil, 10-19; Müddessir, 8-51. Sur'dan söz edilen ilk sure; Mesed, 111/1-5; Tekvir, 81/1-29; A'la, 87/9-13; Fecr, 89/21-30; Adiyat, 100/1-11; Abese, 80/33-42; Buruc, 85/1-3, 11-12; Karia, 101/1-11; Kıyamet, 75/6-15, 20-25, 26-33; Hümeze, 104/1-8; Mürselat, 77/1-50; Kaf, 50/19-35; Tarık, 86/1-17; Kamer, 54/5-8, 45-50, 54-55; Sad, 38/49-64; A'raf, 7/35-39; Yasin, 36/48-67; Furkan, 25/17-29, 34; Fatır, 35/36-37; Meryem, 19/61-63, 66-72, 85-87, 95-96; Taha, 20/74-76, 104, 105-112, 124-127; Vakıa, 56/1-56, 88-95; Şuara, 26/90-102; Neml, 27/82-87, 88-90; Kasas, 28/41-42, 62-67, 74-75, 83; İsra, 17/8, 13-14, 71-72, 97; Yunus, 10/9-10, 26-27, 28-30, 45-54; Hud, 11/18-19, 96-99, 102-108; Hicr, 15/43-48; En'am, 6/15-18, 21-32, 128-134; Saffat, 37/19-26, 27-39, 40-59, 61-73; Lokman, 31/24-34; Sebe, 34/28-33, 40-42, 51-54; Mümin, 40/18-19, 32-33, 47-52, 69-76; Zümer, 39/15-20, 24-26, 60-74; Fussilet, 41/19-29, 30-32, 47-48; Şuara, 26/22, 44-47; Zuhruf, 43/35-39, 66-73, 74-77; Duhan, 44/40-57; Casiye, 45/26-37; Ahkaf, 46/20, 34; Zariyat, 51/10-19; Ğaşiye, 88/1-16; Kehf, 18/29-31, 47-49, 52-53; Nahl, 16/23-32, 84-89, 111; İbrahim, 14/15-23, 41-51; Enbiya, 21/38-40, 97-104; Müminun, 23/99-115; Secde, 32/12-14, 15-20; Tur, 52/7-28; Mülk, 67/23-27; Hakka, 69/1-37; Mearic, 70/1-18, 42-44; Nebe, 78/1-5, 17-40; Naziat, 79/6-14, 34-41, 42-46; İnfitar, 82/1-19; İnşikak, 84/1-15, 16-25; Rum, 30/11-16, 55-57; Ankebut, 29/51-59; Mutaffifin, 83/1-6, 7-17, 18-28, 29-33; Bakara, 2/24-25, 165-167, 174-175; Ali İmran, 3/30-32, , 77, 86-88, 106-107, 180-185; Ahzab, 33/63-68; Nisa, 4/38-42, 55-57, 145-147; Zelzele, 99/1-7; Hadid, 57/12-21; Muhammed, 47/15; Ra'd, 13/5, 35; Rahman, 55/31-45, 46-78; İnsan, 76/3-23, 27; Nur, 24/23-25; Hacc, 22/1-4, 19-25; Mücadele, 58/14-21; Tahrim, 66/6-8; Teğabün, 64/7-10; Maide, 36-37, 109, 116-119; Tevbe, 34-35.

2- Kıyamet anlamında "Sâa" kelimesinin geçtiği ayetler: En'am, 6/31, 40; A'raf, 7/187; Yusuf, 12/107; Hicr, 15/85; Nahl, 16/77; Kehf, 18/21, 36; Meryem, 19/75; Taha, 20/15; Enbiya, 21/49; Hacc, 22/1, 7, 55; Furkan, 25/11 (iki kez); Rum, 30/12, 14, 55; Lokman, 31/34, Ahzab, 33/63 (iki kez); Sebe, 34/3; Mü'min, 40/46, 59; Fussilet, 41/47, 50; Şura, 42/17, 18; Zuhruf, 43/61, 66, 85; Casiye, 45/27, 32 (iki kez); Muhammed, 47/18, Kamer, 54/1, 46 (iki kez); Nâziat, 79/42.

3- A'raf, 7/195; Şuara, 26/130; Kasas, 28/19; Zuhruf, 43/8; Duhan, 44/16; Kaf, 50/36; Kamer, 54/36; Buruc, 85/12.

4- Taha, 20/105-107; Neml, 27/88; Hâkka, 69/13-20; Meârici, 70/8-10; İnşikak, 84/1-5; Zelzele, 99/1-8; Karia, 101/4-5.

5- Buhari'nin rivayetinde müşriklerin Peygamberimizden mu'cize istemesi sonucu ayın yarılarak Hira Dağı'nın iki yanına düştüğü iddia edilmiştir. Hadisin ravilerinden Bekr b. Sehl uydurma hadis rivayet etmesiyle meşhurdur, İbn Abbas henüz doğmamış, İbn Ömer çocuktur, Enes hem çocuk hem de Medine'dedir. Oysa olayın gerçekleştiğinin iddia edildiği rivayetler Mekke dönemiyle ilgilidir.

6- Tevrat'ta dumanın kuzeyden geleceği, İncil'de dumanın gök gürlemesi, sesler, akrep gücünde çekirgeler eşliğinde ortaya çıkacağı" iddia edilmiştir. Tevrat'ın da İncil'in de anlatım tarzı, duhana mukaddime nitelemesi yapmıştır. Oysa Kur'an'da, olaylarla eş zamanlı bir "Kıyamet azabı" şeklinde geçmiştir. Duhan/duman büyük tutuşun bir tezahürü örneklemesi olarak değerlendirilebilir. Sahih-i Müslim'de geçen bir rivayette, Kur'an'ın anlatımına uygun olarak bütün insanlığı kuşatan "azab" olduğu rivayet edilmiştir.

7- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, cilt:5, s.3702.

8- Ebu Hureyre'den gelen rivayet: Buhari, Cihad 95, Menakıb 25; Müslim, fiten 62-66; Tirmizi, Fiten 40; Ebu Davud, Melahim 9; İbn Mace Fiten 36; Nesai, Cihad 42. Amr b. Teğlib'e nisbet edilen rivayetler: Buhari, Cihad 95, Menakıb 26; İbn Mace, Fiten 36. Ebu Said Hudri'ye nisbet edilen rivayet: İbn Mace, Fiten, 36. İbnü's-Sarh'a nisbet edilen rivayet: Ebu Davud, Melahim 9.)

9- Buhari, Kitabu'l-Cihad, 95. babına Kitabu't-Türk ismini vermiştir; Tirmizi, Fiten kitabının 40. babına "Mâ câe fi Kitâli't-Türk; Nesai, Cihad kitabının 42. babına "Gazvetü't-Türk" adını vermiştir. Ahmed b. Hanbel de kitabında bu tür rivayetlere yer vermiştir, Müsned, V, 348-349.

10- Sözler, Said Nursi, Envar neşriyat, s.341-345; Şualar, Beşinci Şua'nın İkinci Makamı, 14-15. meseleler, Tenvir Neşriyat, İstanbul, 1993, s. 494.

11- Muhammed Esed, Ye'cüc Me'cüc'ü "toplumsal felaketler" anlamında mecaza haml eden bir yorumla ele almıştır. Bu yorum Zülkarneyn'in set ile haps edip kontrol altına aldığı kavimden bahseden ayetlerdeki somutluğu gözden kaçıran, geçmiş zamanda bu gayb haberi ile, gelecekte ortaya çıkacak olan arasındaki ilişkiyi de göz ardı eden bir yaklaşımdır. (Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, İstanbul, 1999, s.605-606, 662-663)