Bir 'İslami Direniş’ Operasyonu: Siyonist düşmanı sarsan üç gün

Haksöz

Sinirler gergin, 15 Ekim Pazar sabahı, Batı Bekaa arazisine uzanan Garbiyye sıradağlarının bir vadisinde, Ekim rüzgarının oynattığı birkaç yaprak dışında tam bir sükunet hakim.

Sonra uzaktan bir ses geliyor ve artarak yaklaşıyor. Acele eden bir zırhlı kruvazör birliği ve arkasında bir kaç asker... Çok dikkatli ve sakınarak yürüyorlar.

Mücahid patlayıcının düğmesine dokundu ve o an gözünde biraz önce mayını yerleştirdiği yeri canlandırdı. Allah'ım neredeyse mayına basacak. Kendi kendine "yaklaş biraz" dedi, birkaç metre sonra her-şey bitecek... Gözleri şahininkinden daha keskin görmeye başladı. Mayının yerini çok iyi ezberlemişti. Baktığı yer ona çok dikkatli hareket etmesini fısıldıyor, patlayıcının düğmesine basılmasını bekleyen silahlar hazır duruyordu, Zamanın uzadığı düşünülürken, vakit ne çabuk da geçti. Beklemenin verdiği bıkkınlık geçti ve tam olarak patlayıcının üstündelerken düğmeye bastı. Şiddetli patlama ve aynı bölgede, 72 saat önce benzer bir operasyonla feci kayıplar verdirildikten sonra siyonist askeri toplumu siyasi ve askeri olarak sarsan İslami Direnişin düzenlediği başarılı operasyon patlamanın sınırını aşacak şekilde yankılandı.

"Güney Lübnan'da nasıl savaşılacağını bilen ve bizim sahip olduğumuz modern araçları çaresiz bırakan bu adamlara karşı girdiğimiz bu savaş, gerçek bir savaştır".

Bu sözler Güney Lübnan'da işgal bölgesini dolaştıktan sonra "düşman"ın Genelkurmay Başkanı Aminun Şahak'ın söylediklerinin özeti. Fakat olayın arka planı daha büyük ve ayrıntılarıyla anlatıldığı takdirde daha ilgi uyandırıcı.

Mücahidler bu adımı nasıl hazırladılar ve darbe niçin şimdi geldi? Ayşiyye ve Kutrani operasyonları Siyonist düşmanı üç gün boyunca sarsan bir olaya nasıl dönüştü?

Güney Lübnan'da "İslami Direnişin birçok gizli merkezlerinden birinde "Hacı (...)" oturdu ve geçen haftanın ortalarında Kuzeye doğru ilerlemeye çalışan düşmanın amacı hakkında sessizce düşündü. Kendi kendine "Acaba ne istiyorlar?" dedi. Biri gece, diğeri sabah, düşmanın iki ilerleme denemesi hakkında soruyordu. Onlar biliyorlar ki, bizler varız ve var olmaya devam edeceğiz. Onlarla savaştık, onlarla birçok vadide çarpıştık, biz füze fırlattık, onlar ağır toplarla karşılık verdiler. Birincisinde başarısız oldular, ikinci defa denediler. Tekrar tekrar çaba harcamalarındaki gayeleri ne?

Tartışma

Bu soruyu "Hacı (...)" İslami Direnişin askeri ve siyasi liderlerine bir toplantıları sırasında yöneltti. Herkesin ağzından tek cevap çıktı: Bölgede gelinen aşamanın hassaslığı Siyonist düşmana direnişi "yerinde sayma" noktasına getirmeyi zorunlu kılıyordu. (Tırnak içindeki tabir askeri bir terimdir. Direnişi zaman, mekan ve araçlar açısından sınırlı bir tepki hareketine dönüştürmenin dayatılması anlamına gelir).

Bundan dolayı düşman güçleri, İsrail'deki seçimlerin sükunet içerisinde geçmesi, (Suriye ve Lübnan'la) barış görüşmelerinin yeniden başlamasını beklerken direnişi oyalamak ve planına uygun olarak kendisinin istediğini yaptırtmak için oyun oynuyor.

"Hacı"nın naklettiğine göre tartışma, İsrail uşağı Lahd güçlerinin Güney Lübnan'da işgal edilen köylerdeki çoğu kadın ve yaşlı olan halkımıza uyguladıkları baskı dönemi üzerinde odaklanıyordu. Öyleyse niçin onları "Hula"dan Itrun'a sürdüler ve hakaret ettiler, niçin onları caddeleri temizlemeye zorladılar?

Düşman bizden, bizi kışkırtarak hissi davranmamızı ve uşak Lahd güçlerinden intikam almamızı istiyor. Bunun için bu habis planı düzenledi. Öyleyse ilk cevap Siyonistlere, daha sonra da Lahd güçlerine verilmeliydi.

Hedef

"Hacı" ve yardımcıları direnişin operasyonlarının görüşüldüğü odada hedeflerin seçimi üzerinde durdular. Hedeflerin seçiminde gözlem ve bilgi toplama üzerinde uzun uzadıya duruldu. Bu henüz tamamlanmamış bir dosya, bu üslup düşmana fazla eziyet etmeyecek bir üslup (planlama aşaması kastediliyor). Ama buna gelince düşmanın maneviyatı üzerinde yıkıcı etki yaratacak kadar iyi: ("Hacı" ayrıntıları okumaya başladı) Düşman, "Cermak"tan "Ayşiyye"ye kadar yolu, askerlerin köyün içine girmemesi ve ana yolun geçtiği beldenin içerisinde yaşayan halkın gözlerinden gizlenmek için ayırmış. İşte bu yoldan, geceleyin düşman askerlerinin kullandığı sivil arabalar geçiyor. Sivil arabalarla geçmelerinin amacı, direnişin gözlemcilerini aldatarak kamufle olabilmek ve özellikle (Cibal ve Vadiyan'da bulunan düşman askerlerinin yer değişimi ve taşınma işlemleri esnasında) işgal edilmiş bölgeye direnişçilerin girmesini engellemek.

Hassas istihbarat ve ondan da hassas operasyon

Görevleri bilgi toplama olanlar vazifelerini tam anlamıyla yerine getirdiler. Biri Volvo, biri Mercedes, ikisi de Japon markalı arabalar olmak üzere dört araba barınaklarına ulaşabilmek için gözlemlenen yoldan saat 10'a çeyrek kala geçiyorlar. Siyonistlerin Ayşiyye kışlasına geri dönüşleri ise aynı yoldan fecre yakın oluyor. Bilgi toplamakla görevli elemanlar bununla da yetinmedi, arabaların plaka numaralarını verdiler ve yolun tüm girinti-çıkıntılarını ağaçlarıyla birlikte çizdiler. "Hacı" düşman güçleriyle çarpışmanın nerede olacağına bu rapora dayanarak karar verdi ve pusunun nerede kurulacağına dair ayrıntılar üzerinde çalışmaya başladı. Patlayıcı nereye konacak? Her mücahid nerede yoğunlaşacak ve rolü ne olacak? Operasyon bölgesine giriş için vaktin belirlenmesi, bombanın patlatılmasından sonra ateş açılması, geri çekilme ve buluşma noktası, karşılık verilmesinin beklenmesi ve sonra iki ihtimale göre hareket: Aynı bölgeyi yeni bir operasyon için kullanmak ya da düşmanı yerinde vurmak için başka bir bölgeye geçmek. Bir elin parmaklarını geçmeyen mücahidlerin seçilmesinden sonra operasyon başladı. Seçilenlerden biri bomba grubundan, biri gözlemci, geriye kalanlar da uzmanlık ve cesaret açısından gerçekten en iyi savaşçılar.

Üç gün

Siyonist devleti ve bölgeyi sarsan üç gün böyle başladı. Gecenin ilk işaretleriyle birlikte mücahidler hareket ettiler. Hareket eden her cismin üzerine pervasızca ve vahşice ateş açılan nöbet ve koruma noktalarını kimse farketmeden sessizce geçtiler. 8:30 sularında belirlenen yola ulaştılar ve orayı sakin buldular. Gecenin sessizliği hem lehlerine, hem de aleyhlerineydi. Uzaktan gelen en ufak bir gürültüyü işitebilirler, çıkardıkları en ufak bir ses de uzaktan duyulabilirdi. Ses algılama teknolojisini, aletleri ve kişilerin yerini belirleyen radarları medyadan ve bu konuda yazılmış eserlerden biliyorlardı. "Hacı" onlara "zayıf noktalarını ve açık taraflarını bilirsek, bu aletleri aşabiliriz" demişti.

Böylece herkes yerini aldı. Medyaya göre mağlup olması mümkün olmayan Siyonist savaşçıyı kaskatı bir cesede çeviren, infilak ettiğinde binlerce maden parçasını fırlatan patlayıcının yerleştirilmesi tamamlandı. Grubun komutanı takımdan her birinin hazır olduğuna iyice emin olmak için herşeyi bir daha kontrol etti.

Zaman tükenmeye ve çarpışma vakti yaklaşmaya başladı. Şimdi ise sönük ışıklar uzaktan gözüküyordu. Düşmanın yaklaşmasıyla hareketlerin sesi artmaya başladı.

İlk önce şiddetli bir patlama duyuldu, ardından grup komutanı makinalı tüfekle taradı, daha sonra dakikalarca el bombalarının, RPC füzelerinin sesleri yükselmeye başladı. Daha sonra ise tam bir sessizlik...

Bölge taş ve kayalardan geçilmiyor, oradan sadece hayvanların geçebileceği söyleniyordu. Mücahidler için ise o yolu geçmek sadece bir kaç dakikayı alıyordu. Uzaktan taramalı seslerini ve patlamaları izleyen "Hacı"nın yanına, direnişin üslerinden birine, bilgi vermek için ulaşıyorlar. "Hacı"nın çehresinde açık bir gönül rahatlığı ve iç huzuru görülebiliyordu.

Mücahidler ona ulaştılar, mütevazi bir akşam yemeği yediler, başarılı operasyonu tüm ayrıntılarıyla anlattılar ve 15'den az olmamak üzere Siyonistlerin saflarında yaralı ve ölü olduğunu bildirdiler. Daha sonra düşmanın kabul ettiğine göre 3 ölü, 9 yaralı vardı. Düşman ise direnişin saflarında -sabahtan önce başlamayan operasyonda- İki kişi öldürdüklerini sanıyordu. Halbuki mücahidler savaş meydanından çoktan çıkmışlar, kendilerini karşılayacak olan Hizbullah Genel Sekreteri Nasrullah'ın huzuruna çıkmak için doğal yaşamlarına dönmüşlerdi. Üslerine sağ salim dönen mücahidler, kendi saflarında kayıplar olduğunun bir yalan olduğunu tüm dünyaya ispat ettiler.

Düşman, yalanlarının açığa çıkmasından ve icraatlarının başarısızlığından sonra askerlerinin maneviyatını arttırmak ve iade-i itibarını elde etmek için meşhur "Golan" tugayından bir grup asker ve Cefati tugayından bir grup askeri arkadaşlarının intikamını almakla görevlendirdi. Düşman, mücahidler operasyonlarını gerçekleştirdikten sonra üslere ilerleyecek ve onları takip ederek üslerini vuracaktı.

Düşman ilk önce bilgi topladı (13 Ekim Cuma gecesi). Sabahleyin olması beklenen sis ve güneş ışığından yararlanarak saldırmak için Pazar sabahına hazırlandı.

Fakat direnişin savaşçıları gözlemdeydi. "Hacı" düşmanın hamlesini anladı. Çeşitli ihtimalleri değerlendirdikten ve güçler dengesini belirledikten sonra işe koyuldu.

Ve değerlendirmeleri doğru çıktı

Bir zırhlı askeri araç ile Siyonist güçler ilerlemeye başlıyor. Uçakların savaşa girebilmesi ve mücahidleri açık çarpışmada yok etmek, böylece Ekim operasyonunun intikamını almak için mücahidleri sığınaklarından çıkarmak istiyorlar.

"Hacı" düşmandan önce davranıp onunla mücadeleye şöyle karar verdi: Birinci grubun gerçek­leştirdiği operasyonun aynısını gerçekleştirecek başka bir grup ayırdı. İlk önce patlayıcı, sonra el bombaları, ateş açma ve düşman ayağa kalkamadan roket atarlar.

Düşman uçaklarının da çarpışmaya katılacağını hesap eden "Hacı" bir grubu da uçaksavarlarla donatarak önlem aldı. Eğer düşman bombardımana başlayacak olursa toplar da hazırdı tabii ki...

Siyonist güçler mücahidlerin üssünün bulunduğu bölgeye ulaşmadan birinci operasyonun vuku bulduğu bölgeden 3 bin metre ilende savaş başladı. Sürpriz ve baskın düşman ordusunu aniden yakalayıverdi. Direniş müfrezesinin açık zaferi gerçekleşti ki, onlar sayı ve silah bakımından küçük, fakat ölüme meydan okuma ve maneviyat açısından çok büyük idiler.

"Hacı"nın Bilad'a açıklaması sırasında düşmanın itirafına göre ölü sayısı 9'a, yaralı sayısı ise 10'a yükselmişti. Fakat o, düşmanın zayiatının daha büyük olduğunu, iki operasyona da katılan mücahidlere göre 18 ölü, 20 de yaralı olabileceğini söylüyor.

Zararımıza gelince, "hiçbir şey" diyor. "Kim demiş" diyor gülümseyerek, "şairlerin vehimli olduklarını ve rüya gördüklerini?" Şair ne demiş: "Halk bir gün isterse / Kaderin mutlaka ona cevap vermesi gerekir".