Bir Gece Mezarlıkta Çözülen Bilmece Gibi Masalım

Tuncay Şen

takat ey derviş sözlü şairler

çoğunuz unuttunuz dönemeci

çakıldınız!..

Ölüm bir bilmeceydi hep çocuksu düşlerimi yoran

bir dönemeçtir derdi rahmetli dedem

yolumuzun üstünde bizi habersiz bekleyen

neden tüccar kesilirdi mezarlıkta imamlar

neden hep alıngandı suratlar

merasim sonu telkinleri sordukça

neden ilgisiz kalmazdım

dâvûdî makâmıyla arkaya atılana

inadına

ve neden ölüler, fatihalar dilenirdi dirilerden

neden ?

söyleyin bana ey derviş sözlü şairler

ölüm bana ne kadar uzak

ve ne kadar yakın bana ölüm

Derken

günler ve geceler hep böyle sürerken

bir kovalamaca noktalandı, bir gece mezarlıkta

korktum ilk kez ölümden

hangisini seçsem acaba, şu mezarlardan hangisine

yatsam, oracıkta donakalsam upuzun

farketmez hepsi birbirinden felaket!..

Kaçsam, nereye kaçsam?

bu sûr öncesi sessizlik yakalar boğar bent

oysa bir zamanlar sultan değil miydi

şimdi burada yatan bendegân...

zaman inadına akışkandır mezarlıkta

bir geriye akar, bir ileriye

meğer gurbetteymişim ben

mezara girmeden önce

isyankâr bedenim yavaş yavaş bükülür

anladım ki

işte bilmece böyle çözülür:

Şiirdeki mısra gibidir mezarlar

ardısıra gelen, birbirini bütünleyen

anlama anlam katan

anlamı çoğaltan

virgülse eğer, mezar taşları ölümün

şu selviler de ünlem işareti

hayat? hayat zaten üç noktadan ibaret

Beyhude deli gönlüm

beyhude debelenme

ramak kaldı artık hazırlan

bir tesadüf değil bu

bir lütuftur sana sunulan...

safra atıyorum artık nefsime, geçmişime gülerken

yapmalıyım artık bîr yığınak

ve boş kalmamalı bu sığınak

fakat ey bağışlaması bol rabbim

dinsin artık bu sağanak

dinsin.