Batı Kültürü İslami Sembollere Karşı Tahammülsüz

Mehmet Doğan

Başörtüsü 'sorunu' Almanya'ya has bir sorun olmaktan öte 'küresel' bir 'sorunsal' olarak karşımızda durmakta. Bunun sorunun kaynağı, aslında İslam'ın, İslami olmayan egemen toplumlarda nasıl yaşanılacağında gizlidir. Özellikle Avrupa'nın batı yakasında Fransa'daki okullardaki yasakla başlayan, süreç içerisinde Almanya'ya sıçrayan ve kamusal alanda başörtüsünün takılıp-takılamayacağı tartışması, geçtiğimiz günlerde Almanya Anayasa Mahkemesi'nin Afgan asıllı Almanya vatandaşı, öğretmen Fereşta Ludin'e başörtülü olarak memuriyet hakkını vermekle vermemek arasındaki anlaşılmaz kararı ile yeniden tırmanışa geçti. Mahkemenin konuyu yarım ağızla 'din özgürlüğü' kapsamında değerlendirmesi, tartışmaları bitirmeye yetmemiş, tersine alevlendirmiştir. Karar sonrası her kesimden farklı yorumlar geldi. Çünkü karar anlaşılır olmaktan fersah fersah uzaktı ve herkes kararı kendine göre değerlendiriyordu. Yıllardır hukuk mücadelesi veren Fereşta Ludin'in, kendisine mikrofon uzatan medya mensuplarına yaptığı yorum oldukça ilginçti: "Mahkemenin bu kararını anlamadım. Kararın ne anlama geldiğini avukatımdan öğrendikten sonra bir değerlendirme yapabilirim."

Başta da söylediğimiz gibi sorun, İslam'ın ve ritüellerinin egemen toplumda ne derece kabul edildiğiyle ilgilidir. Fransa'ya yüzyıl önce Kuzey Afrika'dan gelen milyonlarca müslüman göçmenin, İngiltere'ye yüzyıl önce göç etmiş Hint alt kıtasından Pakistanlı, Keşmirli müslümanların; Almanya ve Hollanda'ya yarım asır önce mevsimlik işçi olarak göç etmiş Türkiyeli "alt kültür" gruplarının, egemen toplumda diniyle, kültürüyle, geleneğiyle halen yaşıyor olması ve zaman zaman söz söylemek istemesi sorunun başlıca sebebi. Tek tipli, tek çizgili, tek renkli egemen Batı kültürü ve İdeolojisi, sağında solunda, önünde arkasında kendisinden başka hiçbir şey görmek istemiyor. Ne kadar hukuk mücadelesi verirseniz verin, ne kadar haklı olursanız olun, sonuç değişmiyor. Çifte standart diz boyu; hak, hukuk, adalet göreceli. Kargadan başka kuş tanınmaz mantığıyla hareket ediliyor. Entegrasyon, uyum, çok kültürlülük palavra!

Endülüs'teki yakma, yıkma, katletme ile başlayan engizisyon uygulamaları, Solingen'de, Mölln'de ev yakma, Rostock'da mülteciler yurdunu ateşe verme şeklinde tezahür ediyor.

Endülüs mezalimi sonrası Batı Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağılan Musevilerin, yüzyıllardır Avrupa kültüründen, dininden ve toplumundan dışlanmışlıklarını, eziyet görmüşlüğünü bugün adeta müslümanlar yaşıyor. İşin garip tarafı müslümanlar söz konusu olunca Katolik Kilisesinden Musevi cemaatine, feministlerden Avrupa Parlamentosu'na kadar ağız birliği edilmişçesine müslümanlar suçlanıyor. Dünkü mazlumlar, ezilenler, garipler de zalimliğin ve egemenliğin 'tadını' çıkarıyorlar.

Her şeye rağmen hak, adalet, özgürlük mücadelesini sürdürmeliyiz.