Ankara’da Kur’an Eylemi

Haksöz

ABD, İngiltere, İsrail çetesinin İslam coğrafyasına ve İslami kimliğe yönelik saldırılarının Kur'an'a hakaret boyutu kazanması üzerine İslam coğrafyasının pek çok bölgesinde yüz binlerce Müslüman sokaklara, meydanlara taşarak bu zulmü protesto etti. ABD yönetiminin de kabul etmek zorunda kaldığı, Irak, Guantanamo vb. yerlerde Kur'an'a yönelik alçakça hakaretler Türkiye'de de Ankara Abdi İpekçi Parkı'nda protesto edildi. 29 Mayıs günü İLKAV'ın davetiyle bir araya gelen yüzlerce Müslüman, Kur'an'a bağlılık mesajları, tekbir ve tevhid kelimeleri eşliğinde emperyalistlere lanet yağdırdı. Kur'an okunarak başlanan eylemde sık sık "Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail, İslami Direniş Engellenemez, Kur'an'a Uzanan Eller Kırılsın, Kur'an Bizim Canımız Feda Olsun Kanımız, Tevhid Adalet Özgürlük, Kur'an'ı Hayata Taşıyacağız, Kur'an Aydınlık Zulüm Karanlık, İslami Kimlik Onurumuzdur, Başörtüsü Onurumuz Koruyacağız" şeklinde sloganlar atıldı Kur'an'la ilgili çok sayıda pankart ve döviz taşındı.

Coşkulu geçen eylemde basın açıklaması metnini İLKAV Başkanı Mehmet Pamak okudu. Afganistan, Irak, Filistin başta olmak üzere Müslümanlar üzerine estirilen terör, vahşet ve işkencenin aslında Kur'an ve İslam'la savaşmak anlamına geldiğini söyleyen Pamak, yaptığı açıklamada, emperyalizmin önündeki tek sahici engelin, onurlu İslami direnişin motoru, şahsiyetli adil duruşun, ilkeli, ahlaklı, insani tutumun ve aydınlığın temel kaynağı olan Kur'an olduğunu ifade etti.

Zalimlerin kendilerine çıkar ve iktidar sağlayan statükoyu korumak, sömürü düzenlerini ayakta tutmak için, insanları, tevhid ve adalet sistemi için inkılaba yönlendiren Kur'an'la savaşmakta olduklarını vurgulayan Pamak, "Emperyalizme nefes aldırmayan onurlu İslami direnişi kırmak için, bir yandan Kur'an'ın mesajını tahrif etmeye, İslam'ı sekülerleştirmeye, içini boşaltarak kapitalist pazara uyumlu bir din haline getirmeye çalışıyorlar. Bu amaçla, İslami eğitim programlarına müdahale ediyor, temel İslami kavramları yasaklıyorlar, uyduruk kutsal kitaplar bile yayınlıyorlar. Kadın mescidleri fitnesini, "çağdaş mescid-i dırar"ları gündeme sokuyorlar. İslam coğrafyasındaki bir kısım STK'ları, dernek, vakıf ve cemaatleri finanse ederek, kimi yazar, aydın ve akademisyenleri yandaş edinerek, sekülerleştirme, batılı değerler istikametinde dönüştürme amaçları istikametinde kullanıyorlar. "Modern İslam", "liberal İslam", "ılımlı İslam", "Amerikan İslamı", "Avrupa İslamı" gibi uyduruk tanımlar yaparak, İslam'ı kendi çıkarlarına ve seküler değerlerine uygun bir forma sokmaya çalışıyorlar. Kur'an'a yönelik saldırıları gerçekleştirenler, bazen şiddete dayalı terör politikalarını, bazen de Kur'an'ın mesajını, anlamını tahrif etmeyi amaçlayan sekülerleştirme politikalarını öne çıkarmakta, bazen de her ikisini birlikte uygulamaya koymaktadırlar. Kur'an için 'tarihselcilik', 'rölativizm' (izafilik-görecelilik) menşeli iddiaları gündemleştirenler, ya da Batı'nın heva ve zanna dayalı değerlerinin 'evrensel' olduğu ve hatta Batı'nın pozitif insan hakları hukuku ile İslam hukuku arasında bir çelişki olmadığı fikrini yaygınlaştırmaya çalışanlar da sonuçta, Kur'an'a saldıran Batı'nın, sekülerleştirme projelerinin destekçisi konumuna sürüklenmektedirler. Vahyi dışlayarak, kitaplarını tahrif ederek, peygamberlerini ve ruhbanı ilahlaştırarak şirke bulaşmış, burada da durmayarak Batı insanını ve çıkarlarını ilahlaştırarak, insani erdemleri yok ederek kendine yabancılaşmış, insanı insanın kurdu sayan, güçlüyü haklı kabul eden sapkın seküler bir kültürün, insanları hayvandan aşağı konumlara sürüklemesi doğal bir sonuçtur. Ahlaki, insani bütün değerlerini çıkara tahvil etmiş, menfaat, haz ve kârı çoğaltmayı tek belirleyici kılmış Batı'nın makine medeniyeti, yaptığı işkence, tecavüz, sömürü ve hakaretlerle kimliğini tanımlıyor." dedi.

Pamak, Türkiye'deki Kur'an yasakçılığına da şöyle değindi: "Türkiye gibi Batı'nın işbirlikçisi oligarşik diktatörlüklerin yönetimi altındaki ülkelerde de, Kur'an'a saldırılar, Kur'an'a yönelik baskılar, yasaklar on yıllardır sürdürülmektedir. Kur'an eğitim ve öğretimi, yasakların ve hapis cezası tehdidinin, Jandarma baskısının altındadır. İslami kimlik yasaklarla kuşatılmıştır. Kur'an'ın hayata taşınması, yaşanması başörtüsü yasağı benzeri ilkel yasaklarla engellenmektedir."

Kur'an'dan aktardığı ayetlerle Kur'an'ın anlaşılır bir kitap olduğunu belirten Pamak, Kur'an okuyup da onca zulme karşı tepkisiz kalan yığınları eleştirdi: "Böylesine apaçık uyarılara rağmen, insanlığa rahmet ve hidayet vesilesi olmak üzere indirilmiş ve öğüt alıp düşünmemiz için de kolaylaştırılmış olan Kur'an'ı, okumamak, ya da anlamadan ölülere okumak, yahut da haz duymak için okumak durumuna sürüklenmiş olan bir toplumun hidayet bulması imkânsızdır. Kur'an dinleyip haz duymak için on binlerce insanın stadyumları doldurduğu, ancak Kur'an'ı anlamak, Kur'an'a hakarete karşı durmak gerektiğinde aynı duyarlılığı gösteremeyen bir toplumun, karanlıklardan aydınlığa çıkması, zulmü, şirki, ifsadı sona erdirerek adaleti ikame etmesi ve kurtuluşa ulaşması da mümkün olamaz."

Pamak, Özbekistan'daki katliamlara da değinerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Sırbistan, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'da 'renkli devrim'ler yapmakla övünen emperyalistler, sıra Özbekistan'a gelince utanmaz bir iki yüzlülükle kanlı diktatörün safında yer alıverdiler. Çünkü Özbek halkı da, tıpkı, Afgan, Irak ve Filistin halkları gibi İslami duyarlılığı yüksek bir halk olarak Kur'an'ın hakimiyetini istiyordu. Tevhid, adalet ve özgürlük istiyordu. O halde, Özbek halkına da şiddet ve terör politikaları uygulanmalıydı. Binlerce erkek kadın ve çocuktan oluşan sivil Özbek Müslümanlar, üzerinde TC bayrağı bulunan askeri araçlardan, Türkiye'nin eğittiği ABD destekli katiller tarafından açılan ateşle katledildiler. Çünkü, ABD-İsrail-Türkiye ve Özbek diktatörü 'stratejik ortak'tılar. Siyasi ve ekonomik çıkarları uğrunda yapmayacakları şey, yıkmayacakları hiçbir ahlaki değer yoktu."

Zilletten kurtularak izzete kavuşmanın ve adaleti tesis etmenin yolunun insanı ve toplumu vahyin belirleyiciliğinde yeniden inşa sürecini başlatmaktan, tevhid ve adaleti ikame suretiyle emanete riayet etmekten geçmekten olduğunu ifade eden Pamak, kurtuluşa ve izzete ulaşabilmek, ümmeti vahyin ölçüleri ile yeniden inşa edebilmek için; Allah'ın azabından korkarak, Allah'ın ipi olan Kur'an'a sımsıkı ve topluca sarılmamız gerektiğini hatırlattı ve bu meyanda Kur'an'dan pasajlar okudu. Pamak, sözlerini şu vurgularla noktaladı: "Baskılarınız, yasaklarınız ve tehditleriniz, hiçbir zaman bizi Kur'an'dan koparamayacak, Kur'an'ı hayata taşıma çabalarımızı bitiremeyecektir. Ölüm anına kadar Kur'an'ın hükümlerini öğrenmek, öğretmek, yaşamak ve yaymaktan asla vazgeçmeyeceğiz."

Basın açıklamasının ardından Kur'an'a yönelik baskı, yasak ve hakaretleri protesto anlamında ve direnişi ifade etmek üzere katılımcılar bir dakika süre ile Kur'an okumaya davet edildi. Topluluk yere çökerek Kur'an okudu. Eylem direniş bilincinin Kur'an yolunda adanmışlığın ve küfre karşı mücadelenin güçlenmesi için yapılan bir dua ile sona erdirildi.