Amerikan Adaleti ve Siyahiler

Yılmaz Çakır

ABD'de Rodney King adındaki bir siyahiyi 4 beyaz polisin feci şekilde dövmesinin ardından patlak veren olaylar yeni yeni yatışırken, dünyaya yeni bir düzen verme iddiasında bulunan böyle bir ülkenin öncelikle kendisine düzen vermesi gerektiği daha bir net ortaya çıkıyordu.

Dünyaya adalet vaadedenler daha kendi vatandaşları arasında bile bunu gerçekleştiremiyorlardı. Siyahi King'i döven 4 beyaz polisin mahkemelerine bakan 12 kişilik jüri, hep beyazlardan seçilmişti ve polisleri suçsuz bulan kararlarıyla da ABD adaletine(!) güzel bir örnek teşkil etmişlerdi.

Bunun üzerine ABD'nin Los Angeles kentinde ve siyahilerin yoğun olarak yaşadıkları diğer bölgelerde büyük bir siyahi ayaklanması başladı. ABD yönetiminin olayları bastırmak için Los Angeles'e gönderdikleri çok sayıda polis ve asker de olayın ABD yönetiminde oluşturduğu korku ve paniğin birer ifadesiydi.

16. yüzyılda Yeni Dünya nam adlı ABD'ne çoğu ispanya, Portekiz, İngiliz ve Fransa'dan olmak üzere göç eden uygar(!) batılılar yerli unsurlarla yeteri ölçüde karşılanamayan insan emeği ihtiyaçlarına cevap verilebilecek bir potansiyel olarak Afrika kıtasına yöneldiler.

İşte bugün King'i acımasızca döven batılı beyazların ataları, King'in atalarını belki bir gece baskınıyla, belki türlü aldatmacalarla ama çoğu kez terör ve zorbalıkla öz yurtlarından, Afrika kıyılarından, gemilerle yeni dünyaya taşıdılar durdular.

Derilerinin kara oluşundan başka suçları (!) bulunmayan bu insanlara ABD'nde yapılan zulümlerin kaynağındaki tahakkümcü hırs ile bugün bir "deli gömleği" gibi bütün dünyaya giydirilmek istenen tahakkümcü "yeni dünya düzeni" arasında hiç bir fark yoktur.

Ancak 1865 yılında ABD yönetimi tarafından göstermelik bir vatandaşlık hakkı verilen siyahilere bu tarihten sonra da Ku Klux Klan denilen ırkçı beyazlar eliyle her türlü zulüm ve işkenceler uygulandı. 1925'te ABD Başkanı Harding'in sözleri siyahiler beyazlar arasında sağlandığı iddia edilen eşitliğin(!)de nemenem bir şey olduğunu çok güzel bir şekilde gösteriyordu. Harding şöyle diyordu; "Zenciler diğer Amerikan vatandaşlarıyla aynı politik ve ekonomik haklara sahiptirler. Ancak bu hiç bir zaman sosyal eşitlik olarak algılanmamalıdır. Beyazlar ve zenciler, sosyal eşitliğe götürücü her türlü teklifin karşısında olmalıdır. Amerika'da ırkların kaynaşması asla mümkün olmayacaktır."

Bugün ABD'nde 30 milyonu aşan nüfuslarıyla toplam ABD nüfusunun %12'sini oluşturan siyahiler en büyük etnik topluluğu oluşturmalarına rağmen köle muamelesi görmeye devam ediyorlar. ABD yapımı dizilerde veya filmlerde gösterilen siyahilerle beyazların eşitliği ise sadece bir aldatmaca olarak duruyor. "En iyi Kızılderili'nin ölü bir Kızılderili" olduğunu söyleyen vahşi Amerikalı için şüphesiz en iyi siyahi de kendi hizmetlerine amade köle bir siyahidir.

Bugün ABD'nde sosyal, ekonomik bütün alanlarda tablolar siyahilerin aleyhinedir. Beyaz bir işçiyle eşit şartlarda çalışan bir siyahinin aldığı ücret beyaz olandan %30 kadar daha az olmaktadır. Eğitim olanaklarından faydalanmak hususunda ise durum daha da kötüdür.

Yaklaşık 10 bin kişinin tutuklandığı 50'ye yakın insanın öldüğü birçoğu ağır olmak üzere 2,500 kişinin yaralandığı siyahi ayaklanmalarına yukarıdaki gerçeklerin ışığında baktığımızda ABD'nin durumunun hiç de iyi olmayacağını söylemek kehanet olmasa gerekir. Zira; "zulüm ile abad olunmaz."