Akidemizin Bütünlüğü İçinde Ahirete İmanın Yeri

Fevzi Zülaloğlu

Yeryüzünde yaşamış ve yaşamakta olan bütün toplumlarda, eksik gedik de olsa çeşitli ahiret tasavvurlarına rastlanmaktadır. Fakat istenen ölçüde bir öte dünya telakkisine sahip olmak, çoğu zaman İnsanlar tarafından başarılamamıştır. Çünkü konunun gaybi boyutu beş duyunun yeteneklerini ve aklın idrak alanını aşan bir mahiyet taşımaktadır. Bu nedenle öte dünyaya ilişkin en sahih doğruları öğrenmenin yegâne kaynağı ilahi bildirimlerdir.

Vahyin sıcak izlerinin kaybolduğu halklarda ise, bu kadim inancın yerini hurafeler alsa da, ahirete dair bazı doğrular bu muharref gelenek içinde, nesilden nesile taşınmaktadır. Anlam çerçevesini ilahi vahyin sarih ve muhkem doğruları ile oluşturan toplumlarda ise ahiret inancı, nice salih amellerin, erdemli davranışların ilham kaynağı olmuştur, olmaya da devam etmektedir. İlahi vahyin sıcak izlerinin kaybolduğu toplumlarda ise bu kadim inancın yerini batıl tasavvurlar almıştır. Fakat buna rağmen Ahiret Günü'ne ilişkin bazı doğrular bu muharref gelenek içinde, nesilden nesile taşına gelmiştir. Sonsuzluk düşüncesinin insan fıtratına Yaratıcı tarafından yerleştirilmiş olması, Ahiretle ilgili tasavvurları tümüyle yok etmeyi engelleyen bir ilahi tedbir olmuştur. İlk insanla birlikte Rabbimizin ihsan ettiği Tevhid İnancı, ahrete iman ile birlikte, İslam Dini'nin içinde bir bütünlük oluşturmaktadır. Yüzlerce ayette Allah'a iman ile birlikte anılan Ahiret'e iman; bu bütünün ayrılmaz bir parçasıdır. Biz fıtratına rağmen, emaneti korumayarak, melekelerini dumura uğratıp ahireti inkar edenleri bırakalım bir kenara. Asıl kendimize döndürelim, ilahi vahyin rehberliği ile basiret kazanmış gözlerimizi.

Beş duyumuzla ve aklımızla hakkında varsayımlar dahi ileri sürmemiz mümkün olmayan bir alemdir, ahiret. Bu yüzden tek çaremiz, bilgisi ile her şeyi kuşatan Yüce Allah'ın aklımıza klavuzluk yapmak için indirdiklerine kulak vermektir. Gayrisi zaten ilim'den bir şey ifade etmez.

A Ahiret Hayatının Istılahı Analizi

Ahiret; b-d-e; başladı fiilinin karşıtı olarak, sona erdirdi, yeniden yaptı, tekrar yeniledi anlamına gelen e-h-r kök harflerinden türetilmiş bir isimdir. Ahir; bir şeyin sonu, evvelin mukabili demektir. Sözün nihayeti, hayatın ahiri; bir şeyin sonu gibi, terkibe girdiği yere göre kelime anlamları vardır.

Bir şeyin sonuncusu manasına gelen bu müennes lafzın öte dünyaya "alem" olmasının yanında daha bir çok mana çağrışımı vardır. el-Âhir, Allah'ın sıfatı olarak da Kur'an'da geçmektedir, Kendi mukabili olan "Evvel" kelimesi ile birlikte geçtiğinde, ( Onların evveli ve ahiri şeklinde) bir deyim olarak onların hepsi manasını ifade eder.1

Kur'ani bir terim olarak Ahiret, bütün insanların ölümünden, dünya hayatının nihayete erişinden sonra başlayan, iki kıyamet, haşr ve hesap gibi çeşitli aşamaları bulunan, yeniden dirilişin, hesaba çekilişin yapılacağı ceza ve mükafatın tam olarak tespit edileceği, nihai karar günü demektir.

Kendisinden önceki hayatın devamıdır ahiret Bu dünya ile ahiretin karşılaştırıldığı elli civarında ayet vardır; bu ayetlerin bazılarında dünyanın adı; Ûla/ilk, ahiretin adı ise ikinci, sonraki manasına gelen kelimelerdir. Bu isimlendirmelerde ve sıfatlandırmalarda bir karşıtlık değil tetabuk, tekabuliyet vardır. Birbirinin mukabili olması yönünden dünya ile ahiret, bütünün birbirlerine bakan yüzüdür. Görüldüğü gibi ahiret kelimesi Kur'ânî bir terim halini alırken lugavî anlamlarına aykırı olmayan bir bütünlükte tekamül etmektedir.

Ahiret hayatını ve kıyametin kopuşundan itibaren insanların başlarına gelecek hayır ve şerri tanımlamak üzere, Kur'an'da geçen on yedi terkibe rastlamaktayız. Bunlardan on üçü, doğrudan Ahiret Günü ile alakalıdır. Diğer dördü ise Kıyamet'in gaybi anlamı ve dehşetiyle ilgilidir. Yüce Allah'ın ahireti anlatmak İçin kullandığı isimlendirmeler şunlardır: Ahiret yurdu, ceza ve mükafatların tam olarak görüleceği gün, hesap günü, karar günü, sorgulama günü, ayağa kalkış günü, yeniden diriliş günü, toplanma günü, sonsuzluk günü, pişmanlık günü, kusurların tam olarak ifşa edileceği gün, sonsuzluk günü, ikinci hayat.2

B-Akidemizin Bütünlüğü İçinde Ahiret'e İman'ın Yeri

Ahirete İman, İslam Akidesi'nin ana konularından biri olup, Tevhid Akidesi'nin mütemmim cüzü/ bütünü tamamlayan parçasıdır. Bu nedenle onsuz Tevhid Akidesi düşünülemez. Zaten en bariz özelliğimiz, bizi öteki insanlardan ayıran alameti farikamız ise; Ahiret Günü'nün varlığından bütünüyle emin oluşumuzdur.3 Peygamberlere indirilen ayetlerle oluşan çelişkisiz, eksiksiz ahiret telakkimiz; bu dünyada ebedi kalacakmış gibi yaşayanların düştüğü yanılgılardan da  bizleri kurtarmaktadır.

Öteki dünya telakkisi ile birlikte kalplerdeki iman güçlenir; salih amele yönelten önemli bir manevi azık sağlanmış olur. Bu yüzden Ahiret'e iman etmeyenler, şeytanın tesirlerine bütünüyle açıktırlar. Oysa yaldızlanıp parlatılmış "zanni gerçekler"i birbirlerine ve başta peygamberler olmak üzere başkalarına fısıldayan şeytanlar ile dostlarının, insanlar için cazip hale getirdikleri tuzakları, Ahiret Günü'ne kuşkusuz ve gönülden iman edenleri yollarından asla çeviremez. Çünkü ebedi yaşama inanmış olanlar için bu dünyanın cazip hale getirilmiş şeytani ayartılarının çekici bir yanı yoktur.

Ahiret'e iman, güzel amellerin güvencesidir. Öteki dünya gerçeğini inkar edenlerin işledikleri güzel işlerin kendi kendini tatminden öte bir anlamı yoktur. Allah'a denk saydığı başka güçlere saygı ve sevgi besleyip, adaleti ifsad eden, yeryüzünü bozgunculuk yurdu haline getiren Müşrikler, buna rağmen "hacılara su servisi yapmak" gibi güzel ameller işlemişler, bununla da övünmüşlerdir. Oysa Tevhidi Bilinç'ten yoksun olarak, sırf gelenek olduğu için veya dünyevi menfaatler umarak yapılan bu türden güzel işlerin, Allah'a ve Ahiret Günü'ne kuşkusuz bir şekilde iman etmeden bir değeri yoktur.4

Müşriklerin bir çoğu eksik de olsa, henüz tekamül etmemiş, şirkten arındırılmamış bir iman taşıdıkları halde ahirete yakînen inanmadıkları için, bir türlü adalet çizgisinin teminatı olan İslam Dini'ni kabul etmeye yanaşmamak-tadırlar. Hatta daha da ileri gidip, duyulan ve akılları ile idrak edemeyecekleri ahiret alemi hakkında bilgisizce varsayımlar ileri sürebilme cihetine gidebilmektedirler.

Geçmişte yaşayanları ile, günümüzde yaşayanları arasında bir nitelik farkı bulunmayan ahiret inkarcılarının zanları, kendilerini sonsuz hüsrana sürüklemektedir. Bu sanal düşünce tarzını, yalın bir şekilde beyan eden Allah'ın kelamından okuyalım: "Onlar hala: 'bu dünyadaki hayatımızdan başka bir şey yoktur' derler, 'Dünyaya geldiğimiz gibi ölürüz ve bizi ancak zaman yok eder.' Fakat onların bu konuda hiçbir bilgilen yok, onlar sadece zanlarına uyarlar." (Casiye, 45/24)

Öteki dünyanın varlığına dair bir inanç taşıyanların kalpleri hakikatleri kabul etmeye daha yatkındır. Çünkü onların gönülleri sözün doğrusuna itibar etme konusunda duyarlıdır. Ahiret'e iman etmeyenlerin kalplerinde ise büyük bir katılık bulunmaktadır. Bu nedenle İlahi vahyin dosdoğru yola rehberlik eden Kur'an mesajını duyduklarında, müşriklerden önce Kitap Ehli'nden Ahiret Günü'ne ilişkin daha net telakkilere sahip olanlar kuşkusuz iman etmede diğer insanlara öncülük etmeleri beklenmiştir.

Gönüllerinde katmerli karanlıklar biriktirdikleri için Ahiret'e iman etmeyenlere, yürekleri aydınlatan ilahi mesaj bir mana ifade etmez; onlar bu kutlu muştunun kıymetini bilemeyecek kadar hakikatten yoksundurlar. Çünkü onların akılları perdelidir; Kur'an'ın gerçek olan mesajını anlamalarına engel olacak perdeler vardır kalplerinde.5

Ahiret inancı, insanlar için dünya ile olan ilişkilerinde bir denetim aracıdır. Yeniden diriliş günündeki hesaba çekilme inancı olmasaydı, eğer bir kontrol mekanizması şeklinde kalplere yerleşmeseydi, belki de tüm insanlık bütünüyle şeytani işlerin pençesine düşecekti. Çünkü dünya hayatının cazip kılınmış günahlarında ve zenginliklerinde, insanoğlunun fitne çıkarma özelliğinden dolayı, yeryüzünün bütünüyle bozguncuların eline geçmesi ile sonuçlanabilecek kadar ayartma gücü vardır.

Ahiret Günü'ne kuşkusuz bir inanç beslemeyenlerin Tevhid Akidesi'ne mensup olduklarını söylemek imkansızdır. Bu sebeple Yahudiler'den Allah'a ve Ahiret Günü' ne gerçek anlamda inanmayan, bundan dolayı da peygamberimize gereken desteği sağlamayanlarla müminlerin barış içerisinde yaşamaları söz konusu olamaz. Onlar din olarak İslam yerine başka dünya görüşleri ve ideolojilere meylettikleri için, dünyevîleştikleri için -davranışlarında ve tercihlerinde Ahiret'e öncelik vermedikleri için- müslümanlara boyun eğip, kendi elleri ile cizye vergisi verinceye kadar savaşılması gereken kesimler arasında yer almışlardır.6

Barışın esas olduğu İslam Dini'nde savaş istisnai bir durumdur. Yüce Allah, müminlere iki şartla savaş izni vermiştir. Birincisi, meşru müdâfa. İkincisi ise, karşı tarafın "fitne çıkarması; savaş hazırlığı yapması, halkına zulmetmesi, örgütlü suçlarla insanları canlarından bezdirmesi" durumudur. Yahudilerden bir kısmı peygamberimiz döneminde her iki suçu da işlemişlerdir. Bu nedenle de kendileriyle savaş yapılmasına izin verilenler arasında Kur'an'da anılmışlarıdır.

Eğer ayetlerde sözü edilen Yahudiler ahirete kesin bir inanç besleselerdi -ki Musa (a)'ın çizgisini sürdürme iddiası bunu gerektirir- İslam'ın yüceltilmesi davasında kendileri ile aynı erdemli gayeleri taşıyan müminlerle dayanışma içine girerlerdi. Fakat öte dünya hakikati konusunda kalpleri kuşkularla dolu olduğu için bu dayanışmaya yanaşmamışlardır. Üstüne üstlük bir de müminlere karşı müşriklerle dayanışma içerisine girmeleri -ortak savaş paktları oluşturmaları- de bardağı taşıran son damladır. Ahiret Günü'ne iman ettikleri su götürür olan Siyonistler'in gönülleri her tür hakikate karşı kasvet dolu olduğu için günümüzde de -Peygamberimiz dönemindeki selefleri gibi- müslümanlara karşı her tür ittifak içinde yer alabilmektedirler.

Ehli Kitap'tan gerçekten Ahiret Günü'ne İman edenlerin, Allah'a alan tahsis eden dünyaperestlerle -Seküleristlerle, laiklerle- değil, şeytani düzenleri yıkmak için adanmış müminlerle ittifak oluşturmaları gerekir. Aksi takdirde onlar da müminlerin savaşmaları gereken cephe içinde yer alırlar.

Sözün Özü

Ahirete iman Rabbimizin denetleyen bir ilah olduğuna iman etmekle de irtibatlıdır. Allah, yarattıktan sonra kenara çekilmeyen, yaratmaya devam eden ve var ettiklerini de başıboş bırakmayıp onlarla alakasını çeşitli biçimlerde sürdüren bir ilahtır. İşte ahirette çekileceğimiz hesap da Allah'ın denetleme araçlarından biridir. Bu yönü ile ahirete iman, Allah'a imanın ayrılmaz bir parçası, mütemmim cüzüdür.

Öteki dünya inancı insanların dünya hayatına karşı aşırı bağlılıklarını önleyerek kin, nefret, hasetlik, hırs, bencillik gibi duygularını eğiterek ıslah eder. Zamanla bu duyguların baskısından kurtulmayı sağlayan bir inançtır, ahirete iman. Her anımızı uhrevi hesaba hazır olma diriliği ile geçirmeyi hedeflediğimizde, kendi öz benliğimizin kötülük çağrılarına ve şeytanın askeri olan zalimlere karşı hiçbir korkumuz kalmayacaktır. Ahireti önceleyen biz müminler, adımlarımızı ölçülü ve hesaplı atmak zorundayız.

Ahirete iman; insanları kötülüklere karşı eğitip, şer odaklarının çağrılarına karşı daima hazır bir ruh hali ile, manevi donanımlar kazandırır. Bu iman ile kalbi dolu olan kişi, faiz, hırsızlık, rüşvet gibi toplumda daima garibanın/ mustazafın ezilmesine yol açan illetlerden uzak durur.

Böylece tertemiz bir ruh ve kişilik sahibi olan müminlerin kendileri İle ve toplumla aralarında ilişki zulüm değil adalet temelinde yükselir. Manevi doyum ve huzurun bir teminatı da kul hakkına girmemektir. Ahirete kuşkusuz bir inançla iman edenler, başkalarının haklarını çiğnemezler.

Yeniden diriliş inancının unutulduğu, nihai hesaba hazırlıklı olma bilincinin yitirildiği bir dünyada, bütün maddi donanımları elde etse de, insanlar manevi destekten yoksun kalmaktadırlar. Alabildiğine bencilleştikleri için, huzursuzluklarına çare olacak devalar ararken yaptıkları imdat çağrılarını da kimseye duyuramadan, bir ömrü yok yere heba etmektedirler.

Şurası muhakkak ki, ölümün ağızları acıtan tadı, nefislerim izdeki dünya metaına karşı aşırı olan tutkumuzu frenleyen önemli bir işlev görmektedir. Ahiret inancı kalplerimizde ne kadar güçlü bir yer İşgal ederse, bizi kötülüğe çağıran iç ve dış etkenlere karşı o kadar donanımlı, hazırlıklı olma imkanını elde edebiliriz. Sadece öteki dünyanın varlığından bütünüyle emin olanlar, ölümden korkmazlar. Çünkü ölüm bir yokluk değil yeni bir başlangıçtır; hem de sonsuz mutluluğun ve huzurun bir başlangıcı.

Dipnotlar:

1- Ahiret sona erdirmek, yeniden yapmak, yenilemek anlamına gelir. Yunus suresi, 10/10; Ankebut, 29/20. Kasas Suresi'ndeki bir ayette, sözün nihayeti, sonu anlamında geçmektedir: 28/70; Duha Suresi'nde ise, hayatın çocukluk ve ilk gençlik döneminin ardından gelen zaman dilimi; "olgunluk ve ihtiyarlık dönemi" anlamında kullanılmıştır: Bkz. Duha, 93/4; Âhir aynı zamanda, sonsuz anlamında Allah'ın isim sıfatlarından biridir: bkz. Hadid,57/3. Öte dünyaya alem, müennes bir isim olarak "Ahira" ise Kur'an'da yüz on ayette geçmiştir.

2- Dünya hayatının bitimi ile başlayacak olan ahiret hayatı ile ilgili olarak, Kur'an'da kullanılan isimlendirmeler ise şunlardır:

1) Daru't- ahiret/ Ahiret yurdu: Bu tamlamada ahir, müzekker sıfat olarak dokuz ayette geçmektedir. Örnek olarak bkz. Bakara,2/94; Araf,7/169; Yusuf,12/109; Nahl, 16/30; Kasas, 28/7783; Ankebut, 29/64; Ahzab, 33/29. 2) Neş'etü'l-ahira; neş'etü'l-uhra: İkinci hayat. Vakıa Suresi'nde geçen Neş'etü'l- ûla/ilk hayat terkibinin mukabili olarak iki ayette kullanılmaktadır: Ankebut,29/20; Necm,53/47. 3)Yevmü'd-din: Din Günü/ ceza ve mükafat günü: Fatiha, 1/4.4) Yevmü'l- hesab/ sorguya çekme günü: İbrahim, 14/41; Safat, 37/20. 5) Yevmü'l-fasl; Doğru ile yanlışın arasının kesin çizgilerle ayrıldığı, karar günü: Bkz. Duhan, 44/40. 6) Yevmü'l- kıyame: Kıyamet kelimesinin iki yönlü bir muhtevası vardır. Biri, dünyanın ve Kainat'ın belli bir bölümünün yok olmasını ifade ederken; diğeri insanların yeniden dirilip, kabirlerden kalktığı günü anlatmaktadır: Yeniden diriliş günü ile alakalı kısmı için Bkz. Bakara, 2/85,113,1 74,212. Bu terkip Kur'an'da yetmiş ayette geçmektedir. 7) Yevmül-cem: Toplanma günü. Bkz. Şura,42/7; Teğabün, 64/9. 8) Yevmü'l-hulud: Sonsuzluk günü. Bkz. Fussilet, 41/28.ayet. 9) Yevmü'l- ba's: Diriliş günü. Bkz. Rum,30/56.ayet. 10) Yevmü'l- hasre: Pişmanlık günü; herkesin yaptıklarının karşılığını tam olarak göreceği, şiddetli nedamet günü. Bkz. Meryem, 19/36.ayet. 11) Yevmü'l- teğabün: Kusurların tam olarak ortaya çıkarıldığı gün. Teğabün suresi,64/1. ayet 12) Yevmü'l-Haşr/ Toplanma Günü: İnsanların kabirlerinden çıkıp süratle toplantı yerine koştukları hesap günü ifade eder. Bkz. Kaf,50/44. ayet. 13) Yevmü'l-ahir. Sonuncu Gün. Ahir; yevm/gün kelimesine müzekker bir sıfat olarak Kur'an'da yirmi altı ayette geçmektedir; örnek olarak bkz. Bakara, 2/8,62,126,1 77,228,232,264.

Bazı adlandırmalar ise, doğrudan dünya hayatının sona ermesi esnasında kopacak olan Kıyamet'le alakalıdır. Doğrudan kıyametle alakalı Kur'ani isimlendirmeler ise şunlardır: 1) Haakka: İnkarı anlamsız, büyük hakikat Bkz. Haakka suresi,69/1. 2) Vakıa: Büyük olay. Bkz. Vakıa suresi,56/1. 3) Nebeün Azim: Gündemi geçmeyen büyük olay. Bkz. Nebe suresi ,78/1. 4) Kaaria: Kapıya dayanmış felaket. Bkz. Kâria (101.) Sûresi.

3- Ahiretin varlığından bütünüyle emin olanların İmanı övülmüştür. Çünkü, ahirete yakinen inanmaksızın iman kemale ermez. Onsuz Allah'a iman etmek de yetersizdir, eksiktir. Bkz. Bakara,2/4; Enam, 6/113.

4- Güzel işlerin ebediyyen kalıcı hale gelmesinin teminatı da Ahiret Günü'ne iman etmektir. Amellerin değerini koruyup boşa çıkmaması/değerinin ve neticesinin sıfırlanmaması için Ahiret Günü'ne iman edip, o bilinçle yapılmış olması gerekir; aksi takdirde yapılan iyilikler kısa dünya hayatının içinde kaybolup gider; Bkz. Araf,7/147; Tevbe,9/18-19.ayetler.

5- Ahiret'i inkar edenlerin hidayete ermesi daha güçtür. Çünkü bu inkar onların yoldan sapmalarına yol açan bir amildir. Bkz. İsra, 17/45-46; Müminun,23/74.

6- Rabbimiz ahirete kamilen iman etmedikleri, bu konuda kuşkular taşıdıklarından dolayı, müslümanlara karşı müşriklerle pakt kurdukları için zalim Yahudilerle savaşmaya, İzin vermiştir: Bkz. Tevbe,9/29