Adiyat

Abdurrahman Çeliker

I

Toprak olanca güzelliği ve şefkatiyle kucaklıyor düşen bedenleri. En güzel elbiseleri içerisinde ve onurla karşılıyor ölümü sevgili Beyrut. Bombalara, mermilere ve dünyanın suskunluğuna teslim etmiyor kendini. Gün yüzlü çocukları ve yiğit evlatlarıyla sürdürüyor kavgasını güneyin incisi. Yıkık binaların, yolların, sokakların arasından inatla el sallıyor direniş.

II

Hamisi ABD'nin ekonomik ve siyasi desteğini arkasına alan Siyonist İsrail, otuz üç gün bombaladı Lübnan'ı ve çocuk yaşlı ayırt etmeksizin insanları katletti. "Birleşmiş Milletler" denilen sağırlar topluluğu ise uygulanan işgal ve katliamlara sadece susarak tepki verdi. Lübnan'da görev yapan kendi askerlerinin işgal ordularının savaş uçaklarından atılan füzelerle öldürülmesini dahi kına(ya)madı. 1968 yılından itibaren hiçbir kararına uymayan Siyonist İsrail'e karşı herhangi bir yaptırımda bulun(a)mayan BM, işgale karşı mücadele eden ve yıllardır evlatlarını bu yolda şehid veren Hizbullah'ın silah bırakarak Güney Lübnan'dan çekilmesi konusunda yaptığı baskılar ve aldığı kararlarla bir kez daha emperyalist ABD ve yandaşlarının kontrolü altında olduğunu gösterdi. Bir taraftan direnişin tüm dünya mazlumlarının umudu haline dönüşmesini engellemek; bir taraftan da katil İsrail'i direniş karşısındaki acizliğinden kurtarmak için barış gücü askerlerini bölgeye gönderme kararı aldı. BM aynı misyonu önceki yıllarda Bosna'da da tekrarlamış, yaklaşık iki yüz elli bin Müslüman katledilene kadar ses çıkarmamıştı. Ne zaman ki İslami direniş Sırpların ilerlemesini durdurup Sırbistan topraklarında ilerlemeye başladı, o zaman BM Bosna'ya acil müdahale birlikleri gönderdi. Aslında amaç Sırp terörünü engellemek değil Sırbistan'ı kurtarma operasyonuydu.

Her türlü baskıya rağmen buğulu gözleri ve vahiyle emzirdiği çocuklarıyla direniyor işgale ve boykota sevgili Beyrut. Yıkılan her evden bir ağıt ve dumanlar yükseliyor gökyüzüne. Kendi elleriyle veriyor çocuklarını toprağa. Katliamların, yıkımların arasından kitapla diriliyor. Zulmün kirli elleri dokunamıyor direngen yüreğine. Kan ter içinde namaza duruyor sevgili Beyrut. Kana, kan olup sızıyor toprağa ve yeniden diriliyor ölenler. Kıbleye yöneliyor Bint Cubeyl. Direniş türküleri dolaşıyor sokaklarda. Söz olup sarsıyor yeryüzünü yiğitler.

"Nasrun minallahu ve fethun karib!"

III

Vahşi saldırılar karşısında verdiği mücadele ve direniş örnekliği ile yenilemez sanılan İsrail'in kartondan bir dev olduğunu gösteren Hizbullah, hem emperyalistlerin BOP çerçevesindeki oyunlarını/planlarını altüst etti hem öteden beridir "Müslümanlar ancak kardeştirler." düsturundan uzaklaşmış Müslümanların kardeşlik duygularını ve yeniden vahyi bir perspektifi yakalama imkanını canlandırdı hem de değişik coğrafyalarda emperyalizm karşıtlarının onurlu ve erdemli sesi haline geldi.

İsrail'in sivil hedefleri vurarak binlerce masum insanı öldürmesini "Hizbullah yüzünden masum çocuklar ölüyor. Eğer Hizbullah İsrail askerlerini kaçırmış olmasaydı Lübnan hayalet ve harabe bir ülkeye dönüşmeyecekti." sözleriyle Hizbullah'a karşı tavır alınması bahanesi olarak kullanmak isteyenler özellikle Lübnan Başbakanı Fuad Sinyore'nin ve Lübnan içerisindeki diğer dini ve siyasi grupların Hizbullah'a verdiği destek ile siyasi alanda da ağır bir yenilgi almış oldular. Lübnan Ermeni Ortodoks Halifesi, direnişin arkasında olduklarını simgeleyen "Nasrallah, akıl ve hikmetle hareket eden bilge ve vatansever bir liderdir." şeklinde bir beyanatta bulunmuştu. Bu ve bunun gibi onlarca açıklama hemen tüm kesimler tarafından ilan edildi ve Lübnan'da fitne oluşturma, Hizbullah ile halk arasında kopukluk oluşturma stratejisine de darbe vurulmuş oldu.

Hizbullah direnişinin en önemli sonuçlarından birisi de Şii ve Sünni dünyayı birbirine yakınlaştırması oldu. Direnişin örnekliği, vahiyden uzak din algısı ve mezhebi fanatizm ile var olan işgalden ve uygulanan zulümlerden kurtulamayacağımız gerçeğini yeniden hatırlattı. Direnişin daha ilk günlerinden itibaren hemen bütün Sünni grupların ve alimlerin "Hizbullah'a destek olmak, direnişin yanında yer almak farzdır." açıklamaları, dilenenlerin değil direnenlerin kazanacağı ilkesini ete kemiğe büründürmüş oldu. Zaten Hizbullah, Filistin'de direnişi seçen kardeşlerine karşı uygulanan ambargoya ve İsrail katliamlarına karşı tepkisini daha ilk günlerde göstermiş, Hamas hükümetinin bakanlarının ve milletvekillerinin esir alınmasına karşılık iki Siyonist askeri esir almıştı. Bu onurlu davranış başlı başına Kitabi bir perspektif içermesi açısından tüm Müslümanlara örneklik teşkil etmektedir. Savaşın başlamasının hemen ardından binlerce Filistinli, sokaklarda ellerindeki Nasrallah posterleriyle Hizbullah'ın yanında ve onun erleri olduklarını açıkladılar. Kahraman Hizbullah savaşçılarının Güney Lübnan'ın Bint Cubeyl kasabasında Siyonist işgal ordusunu büyük bir bozguna uğratması ve Bint Cubeyl'in direnişin zafer simgesi olması üzerine, Filistinli Müslümanlar da Ramallah'ın ana caddesinin adını "Bint Cubeyl" olarak değiştirdiler. Dünyanın her tarafından Müslümanlar ve onurlu insanlar zulme ve işgale karşı tepkilerini sokaklara taşıdılar. Aslında bu olay dahi başlı başına bir zaferdi.

Güneş, gülümseyen yüzüyle selamlıyor direniş beldesini. Toprak, merhametle okşuyor saçlarını şehadet erlerinin. Bint Cubeyl en yiğit haliyle çıkıyor zulmün karşısına. Gecenin koynundan ansızın dalıyor düşmanın arasına, sarsılıyor işgalin kalbi. Selam olsun sana ey direniş erlerinin yurdu. Selam olsun sana ey vaadimizin gerçekleştiği, tevhidi ve onuru büyüten şehir. Selam olsun adaleti ve onuru ayağa kaldırıp zulmün tapınaklarını dağıtan en güzel sözüne:

"Zillet bizden uzaktır!"

IV

Savaşın ilk günlerinde direnişin lideri Hasan Nasrallah, yaptığı açıklamada "İsrail'in esir alınan askerlerini bahane ederek ülkemize saldırması en büyük yalandır. Zira biz İsrail'in ülkemize 3 ay sonra saldıracağı istihbaratını aldık ve gerçekleştirdiğimiz eylemle onları hazırlıksız yakaladık." demişti. Ateşkes anlaşmasının hemen ardından Ebu Gureyb'teki zulmü dünya kamuoyuna ifşa eden gazeteci, Nasrallah'ın açıklamalarını teyit eden bilgilere sahip olduğunu açıkladı. Aslında bu olay Hizbullah'ın savaş alanındaki kabiliyetinin dışında istihbarat alanında da ne kadar başarılı olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Zira Hizbullah'ı iki-üç günde yok edip Siyonist işgalcinin güvenliğini pekiştirmek isteyen emperyalistlerin planları direniş erlerinin yüzümüzü aydınlatan onurlu direnişleri karşısında sabun köpüğü gibi eridi. Gerçekten de "Birleşik Arap Topluluğu"nun dahi baş edemediği hatta ancak 6 gün dayanabildiği Siyonist işgalci karşısında Hizbullah'ın otuz üç gün süren direnişi ve aldığı zaferler Müslüman halklar üzerinde çok önemli izler bıraktı. Öncelikle Siyonist işgalci artık yenilmez değil. Bu vakıa Müslümanlar için tarihin kırılma noktası olduğu gibi Hizbullah'ın direniş coğrafyasına hediye ettiği en büyük psikolojik zaferdir de aynı zamanda. ABD ve Siyonist işgalci artık BOP çerçevesinde istediği her yeri işgal edemeyeceği gerçeğiyle yüzleşti. Ateşkes anlaşmasının hemen sonrasında Siyonistlerin yeniden Hizbullah mevzilerine saldırmaları ve geride bir ölü ve birçok yaralı bırakarak kaçmaları sonrasında Fuad Sinyore'nin "Eğer İsrail ateşkes anlaşmasını bir kez daha ihlal ederse Güney Lübnan'dan askerlerimizi çekeriz." açıklaması, Hizbullah'ın Lübnan'da ve bölgede ne kadar etkili olduğunu göstermesi açısından manidardır. Tüm bunlar bizlere, mezhepçi ve ulusalcı çizgilerden uzaklaşarak, vahiy merkezli bir perspektif çerçevesinde zulme karşı ilkeli, onurlu birliktelikler ve direniş hatları oluşturarak var olabileceğimizi göstermektedir.

Hizbullah sadece savaş alanında aldığı zaferlerle değil sosyal ve siyasi alanlarda yaptığı başarılı çalışmalarla da bizlere örneklik sunuyor. Savaşın hemen sonrasında Beyrut'ta hasar tespit çalışmaları yapan Hizbullah, evleri yıkılan, tahrip olan Lübnan halkına yardım çalışmalarına başladı. Evleri yıkılanlara 1 yıllık kira bedeli karşılığı nakdi yardımlar dağıtıyor, onlara ev eşyası temin ediyor, yaralılara hastanelerinde ücretsiz hizmet veriyor ve açları doyuruyor. Bu hizmetler karşısında Lübnan halkı üzerinde var olan Hizbullah sempatisi ve desteğinin giderek arttığı gerçeği, televizyon ekranlarından; "Evlerimiz yıkılabilir, çocuklarımız ölebilir ama Allah'a hamdolsun ki Nasrallah'ın saçının bir kılına zarar gelmedi." şeklinde yansıyor.

Onca baskıya ve yıkıma karşın umut olup düşüyor hayatın ortasına Hizbullah. Koca bir yalanı ifşa ediyor dünyaya. Ne füzeler ne de tanklar durduruyor kutlu yürüyüşünü. Alınlarında secde izleri, gözlerinde direniş ateşiyle vahiyden izler bırakıyor yüreklerimizde. Her biri bir ebabil olup yenilmiş ekin kılıyor zulmün en modern ordularını. Seğirterek geliyor şahan bakışlı yiğitler, en onurlu halleriyle. Avuçlarından merhamet ve şefkat dökülen bir el dokunuyor sevgili Beyrut'a. Yeniden diriliyor aramızda direniş, yeniden sarılıyor yaralar, zulme inat yeniden dolduruyor sokakları, Waad'in sesi ve sarsılıyor yeryüzü.

Selam olsun vaadimizi gerçekleştirenlere. Selam olsun kahramanlığın sloganlarına. Selam olsun alınlarını dik tutanlara. Selam olsun esirlerin özgürlüğünü muştulayanlara. Selam olsun şehadet iklimlerinde vurulup düşenlere. Ve selam olsun,

"Düşman topluluğunun orta yerine dalanlara!"