Acı Vakıa ve Parlak Gelecek Arasında Suriye’ye ABD-Batı Saldırısı

Ebu Abdullah Ebu’l-Heycaa

Filistinli araştırmacı yazar

Tokat At, Takkeyi Düzelt1

Bugün Guta’yı yakıp yıktıktan ve halkını kovduktan sonra üç şeytani projenin (Siyonist proje, ABD-Rus cepheli Batı projesi ve İran mollaları projesi) görevi de bitmiş oldu. Bu görev, tarih boyunca medeniyetin itici gücü, değişimin ekseni ve tarihin en önemli başkentlerinden biri olmuş Şam’ı bitirerek devrim sürecini sona erdirmekti.

Yedi kurak yıl ve eşi benzeri görülmemiş insanlık dışı saldırılardan sonra (Şam halkı mezhepçi ateşi tattı; bir taraftan mezhepçi Esed rejimi, diğer taraftan İran molla rejimi ve Rusya, devrimci iradeyi kırmak ve bir gün özgürlüğü düşünecek olanları cezalandırmak için kudurmuşçasına saldırdı.) ABD yönetiminin merhameti belirdi, Şam’da ölen çocuklara dayanamadı! Ancak sadece kimyasallarla ölenlere!..

Muhtemelen bölgesel ve uluslararası uyum ve eşgüdüm ile tam aksi gelişmeler bazılarında şaşkınlığa ve kafa karışıklığına neden oluyor. Bu şaşkınlık, üç projeyi seri bir şekilde yöneten ve vakıaya göre birbiriyle çelişir bile olsa yeniden konumlanmasını sağlayan yönetici dehanın hacminden kaynaklanıyor. Duma’da yaşanan, çocuk ve kadınların kimyasal gazlarla katledildiği son olaylarda uluslararası koalisyon ve bölgesel ittifaklar, bu büyük dehanın koordinasyon ve rol dağıtım gücünü net bir şekilde göstermiştir. 

Yalnız üstü örtülmeyen, gözler önünden saklanmayan yerel ve küresel güçlerin üzerinde anlaştıkları iki durum mevcuttur:

Birincisi: Arap devrimlerinin başarısız kılınması, halkların Batı boyunduruğundan kurtulup özgürlüklerine kavuşmalarına müsaade edilmemesi.

İkincisi: Arap bölgelerinde, bölgenin tarihini inşa eden, değişimi kucaklayan ve Batı medeniyetine karşı itici güç olan, Batı hegemonyasına askerî, siyasi, kültürel açılardan direnen İslamî kesimin parçalanması.

Bu iki madde üzerinde küresel ve bölgesel ittifak, her geçen gün daha da netleşmektedir -özellikle Mısır’da meşru yönetimin askerî darbeyle devrilmesi, Mısır halkının iradesi ve özgür seçiminin gömülmesi etrafında oluşan ittifak- ancak üzerinde tam olarak ittifak edemedikleri konular da yok değil. Hürriyet talep eden halklarımız ve devrimlerimiz aleyhine, sabıkası kabarık belli başlı taraflar, bazı konularda aralarında çekişmektedir.

Devrim alanlarında -özellikle Suriye’de- olan bitenleri takip edenler arasında ABD-Rusya arasındaki uyum ve ahengin keyfiyeti hususunda büyük tartışmalar yaşanmaktadır. ABD’yle rekabetine rağmen Rusya nasıl kolayca askerî güçlerini Suriye’ye sokabildi, askerî üsler kurup Suriye’de uluslararası gözlemci rolünü üstlenebildi?

Sözde “direniş ekseni” ile Siyonist varlık arasında ilan edilen büyük düşmanlığa rağmen İran’a bağlı güçler, askerî bir taraf olarak İsrail’in gözü önünde Filistin hududuna bir taş atımı mesafede Siyonist askerî birliklerin yanı başına, Suriye’ye nasıl yerleşti?

Bu çelişkili kompozisyonu ancak bugün Suriye topraklarına uluslararası koalisyonun gözetiminde gerçekleşen üçlü saldırı açıklayabilir. Dünyanın lideri ABD ve -geçici- Trump yönetimi sağ eliyle bütün taraflara tokat atarken sol eliyle de takkeyi düzeltiyor, herkese durması gerektiği yeri hatırlatıyordu.

ABD yönetimi, 20. yüzyılda II. Dünya Savaşı sonrasında tahtı ele geçirmesinde olduğu gibi bugün -Arap devrimlerinden sonra- cari uluslararası sistemde kendi hegemonyasını pekiştirmektedir. Fransa örneğinde olduğu gibi birileri, tarihî misyonunu dahi unutarak ABD’nin sevgisini talep eder hale gelmiştir. Bazıları ise Rusya örneğinde olduğu gibi farenin gizlice peynirden büyük bir parça koparmak için huysuzluk etmesi misali huysuzluk ediyor. Kimileri de Hizbullah ve İran mollaları örneğinde olduğu gibi sanal âlemde sloganlar atarken ABD’nin önünde rezilce eğilmektedir. Kimisi ise samimi bir şekilde ABD’nin yanındadır, Küçük Britanya örneğinde olduğu gibi.

ABD’nin Suriye saldırısının ardından ve Amerikan kartalının, aptal Rus ayısının elinden fındık tanesini kapmaya geldiği söylenebilir. Nitekim saldırı, Suriye içindeki tarafların uzun mücadele sürecinde güçlerini yıpratması, beşerî dokunun parçalanması ve ülkenin tamamen yıkımından sonra gelmiştir.

İran molla projesi ise İsrail’in yararına kendisinden istenen rolü yerine getirdi, hâlâ da getiriyor. Nitekim Siyonist proje için gerçek tehlike arz eden Lübnan, Irak ve son olarak da Suriye halklarını kültürel açıdan parçaladı.

Rusya yönetimi de rolünü oynamış, Arap bölgelerinin Batı tarafından yeniden inşasına zemin hazırlamak için şehirleri külliyen sahiplerinin üzerine yıkmıştır ki bunu da ancak Rus ayısı yapabilirdi.

Kaide’nin kolları da -özellikle de en son üretimi DAİŞ- devrimin imajını bozarak başta İslamcılar olmak üzere önemli kimseleri katlederek, boğazlayarak laiklerin yararına görevini yerine getirmiştir.

Bütün bunlardan sonra komploları yöneten büyük kâhin, şeytanın yuvasında hile, vahşet, deha kokusuyla ortaya çıkıyor. Bu kâhin, uluslararası teamül, adap cahili bir katıra ihtiyaç duyulduğu için dönemi idare etmesi amacıyla muvakkaten getirilen Trump değildir. O büyük kâhin, gizli hükümet olup dünyanın efendisi, barbarlığın temsilcisi sıfatıyla Amerika hükümetini sevk ve idare edendir.

Amerikan yönetimi, taraflardan kiminin bilinçsizliği, kiminin komploları, kiminin açgözlülüğü, kiminin vahşiliğinden istifade ederek başarılı olmuştur. Bu, Batı medeniyetinin potansiyelini ve özünü yansıttığı iddia edilen ahlakın yok edilmesidir. Bütün taraflar cezir/çekilme halinde Amerika’nın gerçek yüzünü göreceklerdir. Bölgede med hali de görülecektir, ancak medeni değerlerden soyutlanmış halde.

Fakat batıl yenilecek, hak kazanacaktır. Bu, Allah’ın kevni sünnetlerinden biridir. Tarih, bu vahşi maceraların sonuna şahittir. Liderleri bilinç, doğruluk ve sabırla donanıp erler kollarını sıvadığında Allah’ın izniyle bu gulyabani, kâhin yok olacaktır. Suriye devriminin başlamasıyla Şam topraklarında tomurcuklanma başlamıştır; Yahudilerin ezici gücüne, Fransa, Amerika, İngiltere hatta Rusya’nın uluslararası haçlı ittifakına rağmen Filistin topraklarında filizlendiği gibi.

20. yüzyılın başlarında Osmanlı hilafeti düşmüştü. Batı Filistin topraklarına Siyonist varlığı yerleştirdi. Ümmet bir asrını hegemonya ve kölelikle geçirdi. Ancak 21. yüzyıl, Rabbani mesajın beşiğinde, Arap topraklarının derinliklerinde mübarek devrimlerle başladı.

Yaşadığımız acılar ve yıkımlar, belki birilerini ümitsizliğe sevk ediyor olabilir ancak Allah’tan ümit kesmemek imani bir zorunluluktur. Yaşadığımız sorunlar ne denli büyük olursa olsun, bütün sorunlardan büyük bir Rabbimiz olduğunu unutmamalıyız. Kaldı ki ümmetin son bir, bir buçuk asırlık mazisine baktığımızda umutlu olmamızı gerektiren birçok tezahürü de rahatlıkla görebiliriz. Bunun için tek tek İslam ülkelerine bakmak yeterlidir. Mesela Mısır, 1789 yılında Müslüman halkın doğal dokusunu parçalamayı hedefleyen büyük bir bilim adamı topluluğu eşliğinde Napolyon tarafından işgal edildi. Sonrasında İngiliz işgali, akabinde tahkim edilen ulus devletin bütün çabalarına rağmen İslami hareket Mısır'ın tek alternatifi konumunda. Cezayir, Tunus, Türkiye ve benzeri birçok ülkede benzer tabloyla karşılaşıyoruz. Suriye halkı, Fransız işgalinden kurtulduktan sonra eğitimin her aşamasında onlarca yıl Baas resmî ideolojisi müfredat sisteminden geçirildi. Yetmedi hayatın her alanı Baas ideolojisi ile tanzim edildi. Sonuçta bütün yıkım ve acılara rağmen İslami hareket Suriye’de en önemli toplumsal güç haline ulaştı. Filistin de aynı şekilde. Uluslararası güç odaklarının İsrail’e olan kesintisiz ve sınırsız desteğine rağmen hâlâ Filistin halkı teslim olmadı. Filistin davası, bugün Müslümanların omuzlarında geçen senelere kıyasla çok daha ileri konumdadır.

Bu yüzyıl geçen yüzyıl gibi olmayacaktır. 20. yüzyıl İslami anlayıştan uzak, gerçek kimlikle çatışan ulusalcı devrimlerle başlamıştı. Bu yüzyılımız ise hak, İslam, adalet, hürriyet gibi değerleri taşıyan mübarek devrimlerle başlamıştır.

Uluslararası propagandanın yaymaya çalıştığı ümitsizlik, müminlerin zihin ve kalplerinde yer bulmayacaktır. Zaten tarihî tecrübede de yer bulamamıştır. Allah-u Teâlâ “Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf Suresi, 87)   buyurmaktadır. Yeryüzünde büyüklenen, zorbalık yapan nice kimseler vardır ki bir kibrit çöpü gibi yanıp gitmiş, insanlığı dehşete düşüren süratle bir sarsıntıda yok olmuşlardır. Geçen yüzyılda yeryüzünün yarısına hükmeden Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi. Allah’ın izniyle hegemonyası bütün dünyayı kapsasa da Amerika’yla birlikte emperyalizm kavramı bu yüzyılda yok olacaktır.

Suriye Devriminin başlangıcında Şam topraklarında anlamlı bir slogan yükselmişti: “Senden başka kimsemiz yok ey Allah’ım!” Allah’la beraber olmamız, kültürümüzün, ümmetimizin safında olmamız bize yeter. Allah’ın izniyle zafer bizimdir, yeter ki tecrübelerimizi yeniden gözden geçirelim; aklımıza, çevremize nüfuz eden her türlü kirden arınalım.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah: ‘Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz.’ diye yazmıştır. Şüphe yok ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Mücadele Suresi, 21)

 

Dipnot: 

1- Filistin atasözü: Hasmını tamamen yok etmek istemeyen ama biraz ders verip onu istediği çizgiye getirmek isteyenler için kullanılır.