11 Eylül 2001 ABD Terörizminin Yeni Meyvesi

Bülent Şahin Erdeğer

Güney Afrikalı eylemci Steve Biko, "ezenlerin elindeki en güçlü silah ezilenlerin fikirleridir" demişti yıllar önce. Gerçekten de söylediği gibi ezen güçler tarih boyunca hep baskının baskı görenlerce içselleştirilmesi üzerine egemenliklerini inşaa etmişlerdir. Bu egemenliğin temellerinin ikna merkezli olmasının nedeni de dünyadaki gelir dağılımındaki uçurumdur. Kandırılmadıkça hiçbir ezilenin bu uçuruma tahammül etmesi mümkün değildir. Kuzey dünyası olarak ta tanımlayabileceğimiz Yeni Dünya Düzeninin egemen güçleri Amerika ve Avrupa adeta geri kalan dünya halklarına karşı "global terörizm" olarak tanımlanan bir savaş yürütmektedir. Örneğin dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan kuzey ülkeleri, dünya gelirinin yüzde 75'ine el koymaktadırlar.1

Egemen Terörizm:

Washington'un 1994 yılındaki silahlanma bütçesi İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Çin ve Rusya'nın toplu rakamının altı mislini oluşturmaktadır.2 Garip bir tarzda karşıtlarını terörizmle itham eden bir devletin barış ve demokrasinin bayraktan imajının altında bu denli vahşi bir yüz saklanmaktadır. Oysa bu kadar insancıl(!) olan Amerika'nın harcama yaptığı bir akıllı mayının fiyatı üç yüz bin dolardır. Bu miktar, geçen yıllarda ishalden ölen üç milyon insanın tedavi edilmesi için yetecek düzeyde bir olanaktır.3

Amerikan devleti dış politikalarını "barış adına" (!?) militarizmini daha da geliştirmektedir. Militarizmi (ya da başka bir deyişle Sam Amca terörizmini) ticari bir metaya dönüştürmektedir. Örneğin Körfez Savaşı'na, Vietnam ve Panama işgaline komuta eden emekli komutanlar 'Askeri Profesyonel Kaynaklar' (MPRI) isimli bir şirket kurup, savaş deneyimi ve öğretisi ihraç etmeye başlamıştır.4 Şiddeti küreselleştiren bir gücün bu şiddetten uzak kalması elbette düşünülemez.

Yeni dünya düzen(siz)liğinin terörist olarak damgaladığı bazı üçüncü dünya ülkelerinin hiç birinin yapmayı aklından bile geçirmediği eylemleri insanlığa karşı yine insanlık adına(!) ABD hükümeti gerçekleştirmektedir. Örneğin ABD'deki ilaç şirketleri yeni ürünlerini denemek için kobay olarak alkolikleri, mahkumları ve evsiz yoksulları kullanmaktadırlar.5

Yeni Dünya Düzeninde eski dünyadaki yegane düşman olan reel-bürokratik sosyalizmin tamamiyle etkisiz hale getirilmesinden sonra Batı-Doğu çatışmasının Kuzey-Güney çatışmasına evrilmesi dünya egemenlerinin yeni bir baş düşman belirlemesine yol açmıştır. Batının yeni "ötekisi" zaten tarihsel bir karşıtlığa da dayanmak zorundaydı. Bu da hiç kuşkusuz Güney dünyasının önemli bir kısmında etkin olan İslam ve İslam'dan köken bulan toplumcu anti-emperyalist dünya görüşü olmuştur. Karşıtı olmaksızın hayatını sürdüremeyen bir çelişki olan Yeni Dünya Düzeni, 11 Eylül 2001'de New York ve Washington'da emperyalizmin askeri ve ticari merkezlerine karşı yapılan faili meçhul saldırılarla zaten varolan saldırganlığını meşru bir zemine oturtmaya çalışmaktadır.

Maalesef ABD önderliğindeki bu saldırganlık tüm dünyada oluşturulmuş iletişim ağıyla tekelci medya tarafından allanıp pullanıp ters yüz edilmiş bir şekilde insanlara sunulmaktadır. Amerikan halkı ve kamuoyu başta olmak üzere tüm dünya kamuoyu kasıtlı bir şekilde yanlış yönlendirilmekte; gerektiğinde yanlış, çarpıtılmış haberler ya da asparagaslarla kurgulanmış gündemler oluşturulmaktadır.6 11 Eylül sonrası CNN'in tüm dünyaya saldırılara sevinen hatta helva dağıtan Filistinlilerin görüntülerini empoze etmesi ve bu yayınlar sayesinde ABD'de müslümanlara ve özellikle de Araplara karşı saldırıların başlaması ve bu görüntülerin aslında birer mizansen olduğunun ortaya çıkması Yeni Dünya Düzeninin nasıl da kitleleri ahlaksızca yönlendirebildiğinin en iyi kanıtı olmuştur. Bu süreçle tüketim toplumunun kültürsüzlüğü yaratılmakta; başka bir deyişle insanlık, tekellerin ortaçağında "derin bir kültürel çöküş"e sürüklenmektedir. Mevcut sistem, kendine yönelik ideolojileri yıkmak pahasına insanlığı bir kaos ortamına sokmaktadır. Samuel Hungtington'un "Medeniyetler Çatışması" teziyle ortaya koyduğu ancak 11 Eylül 2001'e kadar pek de revaçta olmayan iddiaları Küreselleşmenin küreselleşme karşıtı odaklarca tersine bir dönüşüm süreci oluşturmasıyla dünya egemenlerince yeniden uygulanabilirliği fiiliyata kondu. Oysa son saldırılar öncesi Fukuyama'nin tezleri egemenlerin stratejilerine yön vermekteydi.

"Bu, terörizmin ve ulusal kurtuluş savaşlarının uluslar arası gündem olmaya devam edeceği anlamına gelmektedir. Fakat büyük devletlerin mutlaka karışmaları gereken büyük çaplı sürtüşme ve açmazlar hala tarihin pençesine yakalanmış durumundadır ve görülebildiği kadarıyla bu sürtüşmeler eninde sonunda ortadan kalkacağa benzemektedir."7 demekte Fukuyama.

Bu yaklaşımın tersine bir politika ortaya koymaya başlayan Yeni Dünya Düzeni yukarıda bahsettiğimiz kaos merkezli belirsiz bir sistemle dünyayı yüz yüze bırakmaktadır. Wallerstein bu düzensizlik düzeninin provakatif karakterini adeta 11 Eylül saldırılarının gelişini önceden haber verircesine şöyle saptamaktadır:

"İleriki 25 yıl içinde silah artışını kontrol altına almak nerdeyse imkânsızlaşacaktır; hem nükleer silahlara hem de biyolojik ve kimyasal silahlara sahip olan devletlerin sayısında önemli bir artış olacağını beklemek gerek. Üstelik, bir yandan ABD İktidarının görece zayıfladığı ve en güçlü devletler arasında üçlü bir bölünmenin ortaya çıktığı, öte yandan dünya sistemi içindeki ekonomik Kuzey-Güney kutuplaşmasının devam ettiği düşünüldüğünde, ileride Kuzey-Güney arasındaki kasıtlı askeri provokasyonlara (Saddam Hüseyin türü) daha sık rastlamayı beklemeliyiz. Bu tür provokasyonlarla siyasi olarak başa çıkmak gittikçe zorlaşacaktır ve aynı anda birkaç tane birden provokasyon olduğunda, Kuzey'in akıntıyı durdurabileceği şüphelidir. ABD ordusu aynı anda bu tür iki durumla başa çıkmak üzere hazırlanma moduna geçmiş durumdadır. Ama ya üç tane olursa?"8

Güneyin, mevcut dünya sisteminin yegane muhalefeti olan İslami hareketlerin önemli düşünürlerinden Seyyid Kutub da, İslam-Kapitalizm Çatışması isimli eserinde bu günlerde George W. Bush'un dudaklarından dökülen "Bu bir Haçlı seferidir" cümlelerini haklı çıkarırcasına şunları belirtiyor: "Emperyalizmle Haçlılığın İslam'a beslediği düşmanlığı birbirinden ayırmak güçtür. Çünkü bunlar birbirine dayanır, birbirinden gıdalanır, birbirini temize çıkarmaya uğraşır. Bağlılarının ruhuna hayat verdiği sürece İslam, emperyalizmle savaşan bir yükseliş nizamıdır."9

İslam, toplumsal olarak varoluş konumunu zalim-mazlum çatışmasında mazlumlardan yana koyar. İmam Humeyni, emperyalistlerin güzelliği için vurulan her rengin birkaç kimsesiz çocuğun yüreğinden çekilen kan gibi olduğunu belirtmektedir.10

Ali Şeriati de egemen dünya kapitalizminin İslam'ın Kur'an'dan kaynaklanan adalet eksenli dünya görüşüne düşman olduğunu belirtir. İslam'ın batıl inançlardan örülmüş siyasete müdahale etmeyen bir inançmış gibi algılanmasının son bulmasıyla tüm emperyalist güçlerin İslama karşı topyekün bir savaş halinde olacaklarını vurgular.11

Aynı zamanda İslami hareketlerdeki güç kullanımı yine İslam'ın ana metinlerince sabiteleri belirlenmiştir. Muhammed Fadlullah İslam'da savaş olgusunun ahlaki temellerini açıklarken müslümanların asla savaş için savaş mantığını kabul edemeyeceklerini bunun İslami savaş mantığının ahlakiliğini kaybettiren bir nokta olduğunu vurgular.12 Dolayısıyla İslami olduğunu belirten hiçbir hareket sivil hedefleri doğrudan hedef alamaz. Hedef alındığında ise paradoksal bir tarzda eylemin İslamiliği düşer.

Yeni Dünya Düzenine yönelik alternatif bir karşı duruşu simgeleyen İslam'ın Kur'an kaynaklı sosyal, siyasal ve kültürel hayat algısı, 11 Eylül saldırıları sonrasında İslam'ın boy hedefi ilan edilmesini doğallaştırmıştır. Wallerstein'in işaret ettiği gibi Amerikan egemenliğinin kendisine karşıt alternatifler önünde tarih önünde öfke ve hırçınlık ile çırpınmaktan başka bir çaresi yoktur. Amerikan yüzyılının sonu, sosyolojik bir gereklilik olarak önümüzde durmaktadır. Doğan, olgunlaşan ve çöken her imparatorluk gibi Amerikan egemenliği de çöküş aşamasında elindeki tek imkanı, kaba kuvveti kullanarak çöküşünü engellemeye çalışacaktır. Oysa tarih bize göstermektedir ki bu çaba hep tersi sonuç doğurmuştur.

Daha önce/tarihinde birçok saldırgan politika aracılığıyla savaş İhtiyacını gidermeye çalışan Amerikan yönetimi CIA yetkilisi John Stockwell'in beyanlarına göre13 Körfez Savaşı'nı oluşturmak için tüm şartları hazırlamıştı.

Özgün İslami muhalefetiyle halen Amerika'ya karşı bir tehdit oluşturan İran İslam Cumhuriyeti'nin Türkiye, Kuzey Irak'taki fiili Kürt devleti ve kontrol altındaki Irak Yönetimiyle batısında, Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan ile kuzeyinde oluşturulan kuşatma hali Afganistan'ın da tamamıyla kontrol altına alınmasıyla doğusunda da oluşturulacaktır. Bush'un açıklamalarından anlaşılan önemli nokta ise Afganistan'a düzenlenecek olan saldırıların sadece bir başlangıç olacağıdır. Mevcut kuşatma haliyle İran ve Sudan'a da terörizmle mücadele bahanesiyle saldırabileceğidir.

Dipnotlar:

1 "Koyunlar, Kurtlar, Köpekler" T. Demirer- Ö. Orhangazi- Anahtar Kitaplar Sf. 33

2- A.g.e, Sf. 54

3- A.g.e, Sf.54

4- A.g.e Sf.30

5- Milliyet, Wall Street Journal Eki, No: 30, 25.11.1996, s. 2, Bilim-Teknik, Sayı: Eylül 2001

6- Bu konu hakkında belki de en tutarlı tanımlamayı Amerikan'ın Laos işgali sırasında William Lederer Amerikan Dış politikasının halka yansıtılmasına yönelik eleştirel eseri "Davar Millet" in isimlendirmesinde yapmıştır. Gerçekten de Amerikan toplumu bu günde Medyanın güdümünde bir "sürü" psikolojisine sahiptir. Ayrıca Bknz. "Haberlerin Ağında İslam" Edward Said Pınar Yay. Çev. Alev Alatlı. Stern, 20.09.2001, s. 204-208.

7- "İslam - Kapitalizm Çatışması" Seyyid Kutub, Bir Yay. Çev. Yaşar Nuri Öztürk Sf.147

8- "Tarihin Sonu mu?" Francis Fukayama, Vadi Yay. Çev. Nabi Avcı Sf. 48

9- "Bildiğimiz Dünyanın Sonu" Immanuel Wallerstein- Metis Yay. Çev. Tuncay Birkan Sf.25

10- "Mustazaf ve Müstekbir" İmam Humeyni, Objektif Yay. Çev. Serdar İslam Sf. 41

11- "Kapitalizm Uyanıyor mu?"  Dr. Ali Şeriati, Dünya Yay. Çev. Fikret Yalçınkaya Sf. 16

12- "İslam ve Kuvvetin Mantığı" Muhammed Hüseyin Fadlullah, Yöneliş Yay. Çev. Vahdettin İnce Sf. 194

13- "Dünya ve İslam" Dergisi, Sayı: 6, Bahar 1991, s. 169, 23 Ocak 1991 tarihli David Barsamian ile yaptığı Röportaj. Open Magazine, Pamphlet Series 1.2.1991 Sayısından alıntı Çev. Ender Ferid.