Zülkarneyn hakkında nüzul dönemi Arap cahiliyye toplumu arka planı

30.08.2009 16:36

Cengiz Duman

Bilindiği üzere Kur'an, ihtiyaç hâsıl olduğu, gerek duyulduğu haller oluştuğunda veya oluşmaya başladığında aşama aşama (tedricen) nazil olmuştur. Kur'an topluca indirilmemiş gelişen olaylara istinaden ya Allah'ın takdiri ya resulullah'ın isteği ya da toplumdaki beklentileri karşılamak üzere nazil olmuştur. Bu olguyu Kur'an şöyle beyan eder: " Biz Kur'an'ı parça parça indirdik ve onu insanlara ağır ağır okuman için bölümlere ayırdık. " 17/106

Zülkarneyn kıssasının anlatılmaya başlandığı Kehf suresi seksen üçüncü ayetinde de bu durum açık olarak gözlemlenmekte ve Resulullah’ın, Vahyin iniş sürecindeki konumu ve Kur'an’ın iniş yapısını bir kez daha görmemiz mümkün olmaktadır. "Ve yes’elûneke an zil karneyni), kul se etlû aleykum minhu zikrâ " " Sana Zülkarneyn'i soruyorlar. De ki "Size onunla ilgili bazı şeyler anlatacağım. "

Ayetten anlaşıldığı gibi Resule yöneltilen Zülkarneyn ile ilgili soru üzerine, isteğe binaen, gündemi oluşturmak veya oluşan gündeme hâkim olmak için Zülkarneyn ile ilgili ayetler vahyedilmekte böylece Kur’an’ın tedriciliği bir kez daha gerçekleşmektedir.

"Sana Zülkarneyn'i soruyorlar" ayeti ile toplum tarafından Zülkarneyn hakkında malumât istendiğini, kıssanın indirilmesine bu istekle başlandığını baz alırsak; Resule Zülkarneyn hakkında soru sorunların, onun hakkında bir takım bilgi sahibi oldukları anlaşılır.

Eğer Zülkarneyn konusu Arap cahiliyye toplumunca bilinmeyen bir konu olmuş olsaydı bu hususta soru gelmemesi gerekirdi. Bilinmeyen bir konunun sorulması mümkün olmadığı gibi bu hususta cevap verilmesi de akla yatkın değildir.

Kur'an açısından bakıldığında, şayet Zülkarneyn mevcut olmayan biri olsaydı, Kur'an bu hususta ya sukût eder ya da; “Sana Zülkarneyn’den soruyorlar“ hitabı ile başlamaz; kıssa başka bir şekilde veya başka bir süreçte nazil olabilirdi. Veyahut Allah, Resûle soru yöneltenlere, böyle bir kişi veya böyle bir olay olmadığını belirterek boş yere soru sormamaları veya bu konu üzerinde durmamalarını isterdi.

Bu aşamada şu tespiti yapmamız gerekmektedir. Kur’an hiçbir zaman Arapların dağarcığında olmayan bir bilgi ve lisanla onlara hitap etmemiştir. Mesela onlara kutuplardan, fok balığından, balinadan, atomdan, protondan, Avustralya ve Amerikan kıtalarından, bahsetmemiştir. Dolayısıyla Arap arka planı dediğimiz toplum hafızasında yer etmeyen unsurlar Kur'an'da yer almamıştır. Zülkarneyn ve kıssasını da bu kapsamda değerlendirmek gerekmektedir.

Binaenaleyh bütün bu tespitlerden sonra nuzül süreci cahiliyye toplumunun hafızasında bu konuda yazılı ve sözlü kültür yoluyla ulaşmış bir takım bilgiler olduğu sonucuna ulaşmaktayız. Şimdi bu bilgi kaynağı ve buna istinaden Resule soru soranların kimler olduğu üzerinde mütalaada bulunacağız.

Cenab-ı Hakk, Kehf suresindeki ayetlerde, Zülkarneyn'e dair soru soran muhataplara; Zülkarneyn'in tarihi kişiliği, yaşadığı yer, zamanı gibi teferruatlı bilgiler vermese de, Zülkarneyn'in vasıflarını, gerçekleştirdiği fiilleri mücmel de olsa beyan etmiştir.

Zülkarneyn ile ilgili ayetlerin iniş süreci sonunda ne Kur'an ne de Hadislerde bu konunun anlaşılmadığı, Zülkarneyn'in kimliğine itiraz, v.s gibi soru soranlar açısından problem yapılan bir vakıanın geçmediği göz önüne alındığında, Kur'an'ın verdiği bilgilerin yeterli görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu dikkat çekici bir durumdur. Halbuki "Mağara ashabı" kıssasında mağara ashabında olan kişilerin sayısı hakkında polemik oluşturulmaya çalışıldığı bir vakıadır. " "Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine: "Beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. Bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. "Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme."18/22

Zülkarneyn hakkında soru sorulması üzerinden gittiğimiz bu yöntemde bu sefer Zülkarneyn hakkında soru soranların kimler olması gerektiği gündeme gelmektedir. Çünkü Kur'an'ın nuzül sürecinde üç ana dini gurup bulunmaktaydı.. Müşrikler, Ehl-i Kitap ve Müslümanlar. Zülkarneyn hakkında Resule soru soranların da bu üç guruptan biri olması gerekmektedir.

Şimdi bunlar üzerinde duralım. Derveze'ye göre Zülkarneyn hakkında soru soranlar Müslümanlardır. Eğer soru soranlar, Müslümanlar olmuş olsaydı Kur'an'ın açıklamasının "ey inananlar" "Müminlere söyle" gibi hitaplarda gerçekleşmesi gerekirdi. Kaldı ki Müslümanların da Zülkarneyn hakkında bilgilerinin kaynağı ya müşrik Arap toplum hafızası ya da Ehl-i Kitap olması gerekmektedir.

Zülkarneyn ile ilgili soru soranları, müşrikler olarak düşünürsek, nitekim tefsir kitaplarında, Zülkarneyn kıssasının esbab-ı nuzül'ü hakkında bu nevi rivayetler verilmektedir. O halde Zülkarneyn'in, Kur'an'da yapmış olduğu belirtilen seferleri Arap toplumu açısından izah etmemiz gerekecektir.

Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i Mekke'ye bırakmasından sonra oluştuğu varsayılan ve Arab-ı Müstarebe adı verilen Hicaz bölgesi Arapları tarihini incelediğimizde, Hicaz bölgesi müşrik Araplarının, kabile boyutunu aşarak Mekke ve Medine toprakları haricinde, Zülkarneyn kıssasında anlatılan kapsamdaki gibi büyük ölçekte organizasyonlar yapabildikleri bir olaya rast gelmemekteyiz.

Yani Hicaz Araplarının tarihen; "Metliaş'şems" doğu, "Mağribeş'şems" batı ve sed'din inşa edildiği, kuzey/güney yönleriyle ilgili herhangi bir sefer ve başarılarının, kaydedildiğine rast gelmemekteyiz.

Kaldı ki, kabileciliğin baskın olduğu cahiliye toplumunda Araplar içinden böyle başarılı bir şahsiyet çıkmış olsaydı, müşrik Araplar nezdinde bunun bir övünç kaynağı olarak efsaneleşmesi mümkün olurdu diye düşünmekteyiz.

Yaptığımız bu tespit bize, Resululah dönemi ve öncesi müşrik Araplarının hafızasında Zülkarneyn gibi bir Arap kahramanı olmasının mümkün olmadığını gösterdiği gibi; kıssayı sembolik gösterenler açısından bakıldığında, Cenab-ı Hakk'ın, Arap toplumundaki efsanelerden yararlanarak, Zülkarneyn kıssasını yeniden inşa ettiği! Ve böylece kıssayı mücmel olarak beyan ettiği tezini de ileri sürmek muhal gözükmektedir.

Bir de şöyle düşünelim, muhatap toplum tarafından Zülkarneyn ile ilgili soru tevcih edilene kadar Kur'an, onun hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir. Özellikle Resulullah sonrası dönemde Zülkarneyn'in, peygamber olduğu yorumlarına ulaşıldığını dikkate aldığımızda eğer Zülkarneyn,  Hz. Hud, Hz. Salih gibi Arap etnik menşeli bir peygamber olmuş olsa idi, bu peygamberler gibi ondan da Kur'an'da mutlaka bahsedilmiş olurdu kanaatindeyiz.

Ataları olan İbrahim ve İsmail hakkında ve onların inşa ettikleri büyük eserleri Allah'ın evi Kâbe'nin mazisi ile ilgili olarak dahi Resulullah'a soru sormayan ve ondan bilgi istemeyen müşriklerin, Zülkarneyn hakkında bilgi amacıyla soru sormaları da imkânsız ya da akla yatkın görünmemektedir.

Bu durumda Zülkarneyn kim olabilir ki, Resulullah'a onun hakkında soru soran cahiliye toplumunun, bir kısmında da olsa hafızasında yer tutmuştur diye düşünmemiz lazımdır?

Bir başka tez ise şöyle sunulabilir. Cahiliye dönemi müşrik Araplarının Tevrat menşeli olan Zülkarneyn hakkındaki bilgileri; Ehl-i Kitap sözcüsü haham ve papazların yazılı kaynaklarından ürettikleri hafızî ve rivayete dayalı bilgi kırıntıları! Ve bunun yanı sıra yaptıkları ticaret kervanları seferlerinde uğradıkları Şam, Kenan ve Mezopotamya topraklarından edindikleri hikâyeler kaynaklı olsa gerektir diyebiliriz.

Bilindiği gibi cahiliyye Arap toplumunda Kassas, Meddah denilen kişiler bulunmaktaydı. Bu kişiler Ticaret kervanları marifetiyle, Kuzeyde bugün; Suriye, Irak, İran veya Güneyde Yemen, Umman, Habeşistan gibi ülkelerin bulunduğu bölgelere seyahat ederek, o toplumların kültürlerindeki hikâye, efsane ve mitolojileri öğrenip, bunları Arap figürleri ve temaları ile de mezcederek, belâgatle cahiliyye dönemi Arap toplumuna naklederlerdi.

Müşrik Arapların da yoğun ilgisini çeken bu Meddahlar; Hazreti Peygamberin, Kur'an'daki kıssalarla ilgili ayetleri okurken, toplanmış kalabalığa, kendilerinin efsanelerini, hikâyelerini dinlemeleri için çağrıda bulunurlardı. Bir kısım insanların bu çağrılara uyarak Kur'an dinlemeden yüz çevirdikleri siyer kitaplarında da anlatılmaktadır. İslam tarihçilerinin anlattığı bu tip insanlardan biri de Kureyş'li Nadir bin el Haristir.

Muhtemeldir ki Meddah veya kassas'ların anlattıkları bu efsaneler ve mitolojik hikâyeler içersinde, Zülkarneyn'e ait bilgi parçaları yer almaktaydı. Kitap ehlinden de Zülkarneyn hakkında duyumlar edinen cahiliyye Arapları, hem tevatür ve hem de Ehl-i Kitap etkileşimi vesilesi ile bir takım "zannî " ve kıt malumât sahibi olmuş olabilirler. Uzak bir ihtimal olarak gözüken bu tez'de bile Zülkarneyn'in kaynağının yine Tevrat ve Ehl-i Kitap referansını gündeme getirdiğine dikkat çekmek isteriz.

Cenab-ı Hakk'ın da durup dururken Kur'an'daki şekliyle, yani soru soruluyor gibi bir mizansenle (Hâşâ) nuzül süreci Arap toplumunda bilinmeyen bir olguyu gündem etmesi de Kur'an'ın genel kabullerine aykırı bir durum olarak mütalaa edilmelidir. Bu hususa yukarıda, cahiliye toplumu arka planı ile ilgili olarak değinmiştik.

O halde Zülkarneyn hakkında Resululah'a soru soranlar, tefsir kitaplarında yer alan rivayetlerde olduğu gibi Ehl-i kitap kaynaklı unsurlar olsa gerektir. Neden? Kur'an'daki, Zülkarneyn kıssasında geçen ayrıntılar ile ilgili gerek kutsal kitaplarında gerekse toplumsal hafızalarında bilgiler olan veya olması gereken topluluk sadece Yahudiler ve Eski Ahit olarak bu kitapları kendi kitapları olarak kabul etmiş olan Hıristiyanlardır.

O günkü Yahudi ve Hıristiyan Arap toplumunun din hakkındaki yazılı kültürleri, Eski Ahit ve Yeni Ahit olarak da adlandırılan Tevrat, İncil nüshaları ve bu kutsal kitapların şerh veya lahikalarından oluşmaktaydı.

Zülkarneyn hakkında da Eski Ahit'in (Tevrat) metinlerinde çeşitli anlatımlara ulaşmaktayız. " Bana Daniel'e bir rüyet göründü....Ve gözlerimi kaldırıp baktım, ve işte, ırmağın( Fırat veya Dicle ) önünde bir koç durmakta idi, ve iki boynuzu vardı; ve bu iki boynuz yüksektiler; ancak biri ötekinden daha yüksekti, ve yüksek olanı daha sonra çıktı. Koçu garba, ve şimale ve cenuba doğru tos vurmakta gördüm;....ve dilediğine göre yaptı, ve kendini büyüttü. " Daniel 8.bab, 1- 4  "Gördüğün iki boynuzu olan koç, Medya ve Fars kırallarıdır. Ve o kıllı ergeç Yunan ili kıralıdır.. " Daniel 8.Bab, 20

Hıristiyanlarca Eski Ahit, Yahudilerce Tanakh olarak adlandırılan, Kur'an'ı Kerim'in ise Tevrat olarak isimlendirdiği, metinlerde yer alan, dağınık, bol şemailli, coğrafî, tarihi ve biyografik malumat'a boğulmuş bir halde, Zülkarneyn'e izâfe edilen anlatımları; Kur'an mokta-i nazarından incelediğimizde, hidayete yönelik mesajlardan ziyade mitolojik, efsanevî metinler mesabesinde anlatımlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Burada esas olan Zülkarneyn hakkında bilgi sahibi olunması değil, mevcut bilginin Allah’a itaat, kulluk bazında yani hidayete yönelik, Allah’a kulluk etmeye yönlendirici olması önemlidir. İşte bu yüzden Allah, Zülkarneyn hakkındaki soruyu vesile kılarak; Ehl-i kitap veya müşriklerin, Zülkarneyn hakkındaki bilgi edinme isteğine; muharref kitaptaki ve muhtemelen sözlü rivayetlerdeki hidayetten ve tevhidî mesajdan uzak muhtevayı, hidayete ve tevhidî mesajlara tebdil eden bir metin haline getirerek, Kehf suresinde anlatılan Zülkarneyn kıssasını inzal etmiştir.

Bütün bunlardan şu sonuçlara varmaktayız. Mekke toplumunu oluşturan cahiliye toplumunda çeşitli dini guruplara mensup insanlar bulunmaktaydı. Zülkarneyn hakkında bilgisi olan bu insanlardan bir kısmı; Tevrat'ta yer alan metinler vasıtasıyla bigi sahibi olan Yahudiler ve Eski Ahit olarak niteledikleri Tevrat'ı, İncil yanında dini metin olarak kabul edip okuyan Hıristiyanlardır.

Bunların yanı sıra Kur'an tarafından "Ehl-i Kitap" olarak adlandırılan, Yahudi ve Hıristiyanlarla sosyal ilişkileri esnasındaki bilgi iletişimleri ile ve cahiliyye dönemi hikâye-efsane anlatıcıları olan "Kassas"ların anlattıkları tevatürler yoluyla, kıt ve zannî manada da olsa kültürel olarak bilgi sahibi olan müşrik Araplar vardır.

Eğer böyle bir olgu olmamış olsa idi, bilinmeyen bir Zülkarneyn hakkında soru sorularak bilgi istenilmezdi. Dolayısıyla Kur'an'daki, Zülkarneyn kıssası nazil olmazdan evvel, Mekke cahiliye toplumu arka planında Zülkarneyn hakkında bir bilgi mevcuttur.

Kur'an, Zülkarneyn kıssasını beyan ederken, onun hakkında soru soranlar kim olursa olsun, ayrım yapmamıştır. Kur'an bu kıssadan haberdar veya haberdar olmayan tüm Mekke toplumuna, kıssanın gerçekleştiği ortamdaki muhtevasından gerektiği kadarı ile hidayet edici ve tevhidî mesajlar içeren nitelikte beyan ederek; öncelikle nüzul süreci muhatap toplumdan, sonrasında kıyamete dek tüm muhatap toplumlardan, Zülkarneyn kıssasından gerekli ibret ve öğüt'ü almalarını istemiştir. Önemli olan da bu olgudur.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim