Zorunlu Askerliği Asıl Kimler İstiyor

14.09.2010 19:04

Mahmut Akpınar

Son günlerde mecburi askerlik süreleri ve kimin ne kadar askerlik yapacağı yeniden tartışma konusu. Daha doğrusu TSK, siyasi iradeyi, tolumun taleplerini dikkate almaksızın bir mecburi askerlik süresi ve şekli dikte etme niyetinde görünüyor.

ASKERLİK MESLEĞİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Savunma ve güvenlik ilk insandan bu tarafa var olan bir ihtiyaçtır. Askerlik mesleğinin doğması ise insanın ilk sosyalleşmesine ve küçük klanlar-topluluklar oluşturması dönemine kadar gider. Temelde askerlik, diğer beşeri ihtiyaçlar gibi, savunma ihtiyacını karşılamaya yönelik işbölümünün sonucudur. Toplum bilim teorilerine göre; İnsanoğlu farklı ihtiyaçları olduğunu farketti ve bu ihtiyaçlarını tek başına  karşılayamayacağını tespit etti. Bu nedenle insanlar yerleşik düzene geçtikten, topluluklar halinde yaşamaya başladıktan sonra işbölümüne gittiler. Toplumun bir kısmı tarımla, avcılıkla, bazı zenaatlerle meşgul olurken, bir kısmı da güvenliği sağlamakla, o toplumu ve yerleşimi harici saldırılardan, tehlikelerden korumakla görevli hale geldi. İhtiyaçlardan doğan bu yapı ve hiyerarşi bu gün “devlet” dediğimiz sofistike yapının basit şeklini oluşturmaktaydı. Ancak zamanla silahlı güvenlik görevlileri toplumun diğer kesimleri üzerinde baskın ve etkin hale geldiler. Devlet aygıtının en önemli unsuru oldular. Toplumun diğer kesimlerinin ürettikleri ile geçimlerini sağlayan; görevleri, o toplumu-topluluğu korumak olan silahlı kesim, zaman zaman bizzat kendisi tehdit ve tehlike haline gelmiştir. Ellerinde bulundurdukları silahlardan dolayı, pek çok toplumda askerler, silahlı güvenlik elemanları kutsanmaya, ayrıcalıklı görülmeye başlanmıştır. Ordular savunma hizmeti üretmenin ötesinde, iç kavgaların, iktidar mücadelelerinin, baskıların ve zulümlerin aracı olmuşlardır.

ASKERLİK TEKLEŞTİRME ARACI OLDU 

“Mecburi askerlik” denilen, herkesin (her erkek vatandaşın) belirli bir süre askerlik yaptığı sistem, sanıldığı gibi çok eski değildir. İnsanlık tarihinde asıl olan mecburi askerlik değil, profesyonel askerliktir. Ulus devletlerin etkin olduğu döneme kadar hemen bütün devletlerde askerlik mesleği ve güvenlik işleri asli görevi ve işi bu olan, buradan geçimini sağlayan profesyonel kimseler tarafından yapılmıştır. Olağan durumlarda devletlerin beslediği düzenli, sürekli profesyonel orduları olmuş, olağan dışı dönemlerde ve şartlarda diğer vatandaşların da katkıları talep edilmiştir. Modernleşme döneminde askerlik bir ihtiyaçtan öte, uluslaşma sürecine hız katmak, insanları homojenleştirmek, milli bir bilinç ve birliktelik oluşturmak için herkese mecburi hale getirilmiştir. Askerlik, güvenlik hizmeti üretmenin yanında bir “dönüştürme”, “tekleştirme” aracı olarak görülmüştür.

“Modern devlet ile muvazzaf ordu, ayrılmaz bir bütün oluşturur. Ordu, siyasal egemenliğin en önemli aygıtı olarak işleyebilmek için askerlere devletin çıkarlarının her şeyden, hatta kendi yaşamlarından bile önemli olduğunu ve hayatlarını askerî amaçlar uğruna feda etme mantığını benimsetir… Prusya ordusunun Alman Birliği savaşlarında gösterdiği askerî başarılar Avrupa'ya örnek olmuştur. 1877-78 Rus savaşı yenilgisinden sonra Osmanlı Hükümeti de Prusya'nın asker alma modelini uygulamaya başlamıştır. Böylece 18. yüzyılın sonlarından itibaren zorunlu askerlik Osmanlı İmparatorluğu'nun da gündemine girmiştir…"Prusya ordusu müstakbelde Prusya 'millet-i müsellahası' olacaktır." sözü, Goltz Paşa'nın Millet-i Müsellaha isimli kitabının ana ilkesi olmuştur. Bu ilke, Osmanlı askerî bürokrasisi için 1908'den itibaren ordu-millet yaratmanın felsefesini oluşturmuştur. Bu felsefeyi aynen taşıyan cumhuriyetin kurucu kadroları için ordu ile millet arasındaki tabii bağ her türlü bağlantıdan daha güçlüdür. Bu kadrolara göre, vatan ve millet bilincine sahip olan ordu, eğitimsiz milletin fikir ve duygularının gelişmesini, ruhunu ve maneviyatını yükseltmek yönünde güçlenmesini sağlayacaktır… Milli güvenlik siyaseti kapsamında iç tehdidi ön plana yerleştiren ordu, zorunlu askerlik üzerinden milletin büyük bir bölümünü tehdit kapsamına sokabilmektedir.”(Emekli askeri hakim, Dr Ümit Kardaş, Zaman Gazetesi, 12 Nisan 2010)

Toplumla devleti, askeri özdeşleştiren “asker millet” “asker devlet” anlayışı Alman birliğinin kurulma dönemlerinde Prusya ordusu tarafından geliştirilmiş ve buna “Prusya tarzı ordu” denmiştir. Bu gün bizim de kullandığımız “ordu millet” kavramı aslında bu anlayıştan tevarüs edilmiştir.

Askerlikle toplumları dönüştürme, bir kalıba sokma, disipline etme misyonu 2. Dünya savaşı öncesinde kurulan ideolojik devletlerde zirveye çıkmıştır. Hitler Almanya'sı, Mussolini İtalya'sı, Komünist Çin ve Sovyetler birliği mecburi askerlik üzerinden vatandaşları “tektipleştirme”, “bir şekle sokma”, “disipline etme” ve “belirli ideolojilere angaje etme” noktasında etkili ve uç örnekler olmuştur. 

2. Dünya Savaşı sonrası, gelişmiş demokratik ülkeler mecburi askerlik sistemini terkederek, az sayıda ama teknolojik olarak iyi donatılmış, iyi yetiştirilmiş profesyonel ordular beslemeye başlamışlardır. Kalabalık ordular genellikle otoriter, kendi halkını kontrol etme durumunda olan ülkelerde kalmıştır. Ülkelerin asker sayıları konusunda araştırma yapan FAS (Federation of American Scientist) adlı araştırma kuruluşunun raporuna göre Çin 2.4 milyon askerle birinci sırada yer alırken, ABD 1.49 milyonla ikinci, Hindistan 1.3 milyonla üçüncü, Kuzey Kore 1 milyon askerle beşinci sıradadır. Türk ordusunun asker sayısı 780.000 civarında görünüyorsa da TSK bünyesinde ve bütçesinde görünmeyen, ama TSK komutasında olan jandarmayı ve sahil güvenliği dahil ettiğinizde rakam 1 milyonu bulmaktadır. Türkiye bu rakamla 900.000-1 milyon civarında mevcudu olan, devasa bir coğrafyayı korumakla yükümlü Rusya'nın asker sayısıyla yarışmaktadır.

TSK ZATEN PROFESYONEL BİR ORDUYA SAHİP

Türkiye'deki muvazzaf asker sayısının, yani rütbeli sayısının 310 kadarı general olmak üzere, 200.000'i aşkın olduğu bilinmektedir. Bu yönüyle bakıldığında şu anda Türkiye, Avrupa'nın profesyonel ordulara sahip bütün ülkelerinden daha kalabalık maaşlı, profesyonel asker beslemektedir. Ciddi bir düzenleme ile Türkiye bu muvazzaf kadrolardan güçlü, operasyonel ve çok daha az masraflı bir ordu teşkil edebilir. Mecburi askerliğe bu gün son verilse, TSK yeterince kalabalık profesyonel bir orduya sahiptir.

AVRUPA ÜLKELERİNİN ASKER SAYILARI NE KADAR?

Bugün dünyanın kaç yerinde savaşan, üslere sahip ve dünyaya  hükmeden ABD, bizden sadece %50 fazla askere sahiptir. İngiltere 200.000, Fransa 360.000 askere  sahiptir ve bu ülkeler bu sayıdaki askerle pek çok üssü, onbinlerce kilometre uzakta bulunan eski sömürge topraklarını koruyabilmektedirler. (1980'li yıllarda İngiltere, Arjantin'in burnunun dibindeki, İngiltere’den binlerce mil uzaktaki Falkland adalarını bu ordu ile Arjantin’den geri almasını bilmişti).

Mecburi askerlik bugün toplumları baskı altında tutmak isteyen az gelişmiş ülkeler tarafından veya diktatörlükler, despotik yönetimler tarafından uygulanmaktadır. Militer ve otoriter zihniyetler, mecburi askerlikle bir nevi milletin evladını rehin tutmakta, kalabalık orduları harici tehditlerden öte, dahili kontrolü sağlama adına istemektedirler. 

Peki bizde, bizim tarihimizde askerlik nasıldır? Mecburi midir, profesyonel midir?

“Ordu millet”, “her Türk askerdir” gibi sloganik tabirler ordunun millet üzerinde bir tahakküm kurması ve toplumun topyekün askerleştirilmesi, militerleştirilmesi, ordunun-askerliğin yüceltilmesi istikametinde kullanılmaktadır.

Olağan dışı dönemlerde, işgale uğradığımızda, topraklarımız tehdit altında olduğunda elbette böyledir; her Türk askerdir, millet topyekün bir ordudur. Bunun en son örneği Kurtuluş Savaşı'nda gösterilmiş, nenelere, bebekli kadınlara kadar her Türk vatandaşı bir asker gibi savunmaya katkıda bulunmuştur. Aslında bu durum bize mahsus da değildir; zor duruma düşen, toprakları işgal edilen pek çok millet olağanüstü şartlarda benzer şeyleri yapmış, topyekün bir ordu haline gelerek ülkelerini işgalden kurtarmışlardır. Sanırım bizdeki asker sevgisi, vatanın kutsallığı bu tür sloganlarla birileri tarafından militarizme evrilmek, militarizm lehine kullanılmak isteniyor.

OSMANLI ASKER-DEVLET MİYDİ?

Türk milletinin doğası gereği savaşçı bir millet olduğu, pek çok fatihler-cihangirler çıkardığı, silaha-savaşmaya yatkın olduğu; vatanı, toprakları, değerleri için çekinmeden canını verdiği bir gerçektir. Ama bu durum bizim kurduğumuz devletlerde herkesi asker yaptığımız, milletin askerlikten başka bir işle meşgul olmadığı anlamına gelmiyor. Eğer öyle olsaydı bizim devletlerimizde Moğollar gibi sağanak yağmur halinde gelir geçer ve kalıcı izler, eserler, medeniyetler bırakamazdı. Ama bu gün Selçuklu'yu, Osmanlı'yı, daha eskiye gidersek Uygurları, Göktürkleri askeri başarılarından çok kurdukları medeniyetle, adaletli sosyal yaşamla, estetik eserlerle, edebiyatla, sanatla, mimariyle anıyoruz. Osmanlı devletini askeri başarılarından çok, 22 milyon kilometrekarelik geniş bir alanda pek çok farlı dinden, dilden, ırktan insanı barış içinde, birlikte yaşatabilmesiyle anıyoruz. Bunu yeniden yapabilmenin izlerini Osman'lı-Selçuk'lu tarihinde arıyoruz. Yani milletimiz sadece askerlikle meşgul olmuş değildir. Ticaretle, sanatla, edebiyatla, mimariyle, ilimle de uğraşmıştır; ve bu alanlarda ileri örnekler vermiştir. Bizim hemen bütün devletlerimizde ilim, sanat, din ve ticaret erbabı (olağanüstü dönemler hariç) askerlikten muaf tutulmuşlardır. Askerlik mesleğinin toplumsal hayatı aksatmayacağı bir düzen kurulmuştur.

OSMANLI'DA PROFESYONEL ASKERLİK VARDI

Türk milletinden asker çıkma oranı, askerliğe yatkınlık diğer milletlere göre daha yüksek olabilir; ancak sanılanın aksine kurduğu devletlerde Türkler topyekün asker olmamıştır. Türklerin askeri zaferlerinin, fetihlerinin hemen tamamı mecburi asker tarafından değil, profesyonel -mesleği askerlik olan- askerler tarafından kazanılmıştır. Yeniçeriler, Tımarlı sipahiler, Akıncılar hep profesyonel askerdiler. Malazgirt'ten, İstanbul'un fethine, Kosovo'dan Varna'ya kadar yapılan pek çok savaşta profesyonel ordular kullanılmıştır. Bu zaferlerin hemen tamamında Türk askerlerinin sayısı düşman askerlerin yarısından azdır. Yükselme dönemlerimizde hep profesyonel ordular kullanılmıştır. Her evden bir asker almaya başladığımız, Anadolu'nun her köyünden delikanlıları sanatından, çiftinden-çubuğundan ayırıp asker yapıp cephelere gönderdiğimiz dönemler yıkılış dönemlerimizdir. Mehmetçiğin kahramanlıklarına rağmen, mecburi askerliğe geçtiğimiz Osmanlı'nın son asırları askeri başarılar açısından hüsrana uğradığımız, büyük kayıplar verdiğimiz, ülkeler kaybettiğimiz asırlar olmuştur.

Osmanlı devletinin askeri teşkilatı Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılar ve Memlük askeri teşkilatına benzerlik göstermekteydi. Genel manada merkeze bağlı her bey kendisine bağlı aşiret kuvvetleriyle savaşa iştirak etmiştir. (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi c:12 s: 337) Yeniçeri ocağı 1. Murat döneminde 1362'de kurulmuştur. Yeniçerilerin mevcudu 15. yüzyıl ortalarına kadar 10.000 dolaylarındaydı. 16. yüzyılda 27.000'e, 17. yüzyılın başında 37.000'e çıkmış, Karlofça Anlaşması sırasında 70.000 civarına varmıştır. ( A.g.e, c:12, s: 345)

1839 da ilan edilen Tanzimat Fermanı “asker alma ve hizmet süresi hakkında muntazam bir usulün tespitini karalaştırıyordu. Tanzimat sonrası, çok geniş bir coğrafyaya sahip, pek çok düşmanı bulunan Osmanlı Devleti'nin silah altındaki asker sayısı  138.680 kişi idi. (M.A Ubucini, Osmanlıda Modernleşme Sancısı, Çeviren: Cemal Aydın İst. 1998, s:310-314)

ASKERLİK BİR SANATTIR, HERKES ASKER OLAMAZ

Sunulanın ve bilinenin aksine Türk tarihi herkesin askerlik yaptığı, her evden insanların askere alınıp cephelere gönderildiği bir tarih değildir. “Türk tarihi” ve “Türk askeri tarihi” profesyonel, işi savaşmak olan askerlerden oluşan ordular üzerinde yükselmiştir. Fetihlerin, zaferlerin arkasında profesyonel askerler ve ordular vardır. Askerlik bir sanattır, kendine göre beceriler isteyen bir iştir. Sadece bu açıdan bakılınca bile, herkesin asker yapılması mantıklı ve tutarlı değildir. Nasıl herkes mimar, müzisyen, bilim adamı vs. olamazsa, fiziki beceriler isteyen askerlik de herkesin yapabileceği, yapması gereken bir iş değildir.

Bu konuda Sedat Laçiner zorunlu askerliğin zarar ve israf olduğundan bahsederek;

“Her meslekte profesyonelleşme esastır. Profesyonelliği her işte ararken, dünyanın en tehlikeli işlerinden diyebileceğimiz askerlikte aramamak mantıklı değildir. Kaldı ki günümüzde askerlik daha fazla uzmanlığı gerektirmekte, profesyonelliğin ötesinde çok detay konularda uzman olmak şart hale gelmektedir. Eğer bu ikisini TSK başaramazsa geçmişte kalan bir ordu olarak çok gerilerde kalır. Başka bir deyişle terör olsun ya da olmasın, TSK için profesyonelleşme olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Bunun için Türkiye'nin gerekli kaynağı da vardır. Bu bağlamda Ordu'nun tamamen profesyonelleşmesi, zorunlu askerliğin sembolik bir veya birkaç aylık temel eğitim şeklinde verilmesi gerekir… Zorunlu askerlik sadece terörle ilgili bir konu değil. Bazı generaller zorunlu askerliği tüm Türkiye'yi tornadan geçirme, Türk insanını Cumhuriyet değerleri doğrultusunda eğitme aracı olarak görüyor. Oysa bu kanı çok yanlış… Aslına bakarsanız zorunlu askerlik dünyanın en büyük israflarından biri. Bu kişilerden hem istediğiniz verimi alamıyorsunuz, hem de subaylarınızı meşgul ediyorsunuz. Ayrıca zorunlu askerliğini yapanların işe uygun bir motivasyonları da yok. Ya aşırı istekliler, ki bu çok da istenen bir durum değildir, ya da korku ve endişe içinde teskere sayıyorlar. Geçicilik hissi içindeki bir askerde birikim oluşması ve belli yeteneklerin geliştirilmesi de oldukça zordur.” demektedir. (http://www.haber7.com/haber/20100630/Terorist-kovalarken-fotokopici-oluyorlar.php 31 Ağustos 2010)

AB ile ilişkileri yürüten bakan Egemen Bağış ise: “Bir milyonluk amatör bir ordumuz olmasındansa, daha az sayıda profesyonel bir ordu, değişen güvenlik şartlarında Türkiye için daha mantıklı. Bugün AB üyesi 27 ülkenin sadece 7'sinde mecburi askerlik var. Onlarda da vicdanî ret var." hatırlatmasında bulunmaktadır. (http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=320857  29 Ağustos 2010)

“Zor zamanlarda devreye sokma”, “ihtiyati kuvvet edinme” maksadıyla herkese askeri eğitim verme düşünülüyorsa, bunun için Türk vatandaşı erkek kişiler en fazla iki ay temel eğitime tabi tutulabilir. Belirli aralıklarla; örneğin 5 yılda bir 15 günlük eğitimlere alınabilir. Böylece hem insanlar askerlikten, silahtan uzaklaşmamış olur, hem de işinden gücünden kopmamış olur. 

Bugün askerlik hayata atılmak, bir meslek edinmek bir iş kurmak isteyen gençlerin korkulu rüyasıdır. Gençler tam bir iş kuracakları, kurdukları işi tutturacakları dönemde askere alınmakta ve hayattan koparılmaktadırlar. İşi askerlik olmayan bu gençlerin askere alınması askerlik mesleğine ciddi bir katkı sağlamadığı gibi; ekonomimize, eğitimimize, sanayimize, sanatımıza, bilimsel çalışmalara zarar vermekte, bu alanlarda çalışan kimselerin işlerini sekteye uğratmaktadır.

Mecburi askerliğin askerlik açısından da verimli olmadığı, son karakol baskınlarıyla, terörle mücadelede kolayca verilen şehitlerle ortaya çıkmıştır.

Peki bu kadar sebep olmasına rağmen TSK mecburi askerlikte neden diretmektedir?

Mecburi askerlik bugün 3. Dünya ülkelerinde ve silahlı güçler üzerinden toplumu denetlemeyi, baskı altında tutmayı hedefleyen diktatörlüklerde mevcuttur. Bu ülkelerde diktatörler veya otoriter yapılar milletin evladını silahlandırarak millete karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmaktadırlar. Bu tür ülkelerde ordular dışa karşı savaşmaktan ziyade, içeriyi kontrol etmek için vardır. Bu ülkelerin orduları ihtilaller yapmakta, muhtıralar vermekte, sivil hayata müdahalede mahirdirler; ancak bu ordular kendi halkına karşı gösterdiği savaşma becerisini ve cesaretini dış düşmana karşı gösteremezler.

Bizde TSK statükonun koruyucusudur ve kendisini sistemin-rejimin sahibi olarak görmektedir. Son yıllarda ordunun devlet ve toplum üzerindeki etkisi epeyce kırılmışsa da, hala güçlüdür. TSK'nın toplum üzerinde bu kadar etkin ve baskın olmasının en önemli nedenlerinden birisi mecburi askerliktir. Türkiye'de var olan militer zihniyet ve statüko bu önemli aracı elinde tutmaya devam etmek istemektedir.

Eğer bir demokrasi olacaksak militarizmin toplum üzerindeki etkilerini kırmak ve askerleri tel örgünün içinde tutmak zorundayız. TSK'nın içeriye güven, dışarıya korku veren bir güç olmasını istiyorsak, asker sayısına takılmak yerine; ordumuzu profesyonel, donanımlı, teknolojik imkanlara sahip, silah sanayinde yabancılara mahkum olmayan bir hale getirmeliyiz.

SUBAYLARIN ZİHNİYET PROBLEMİ

Türkiye'de askeri konulardaki temel problemimiz subaylarda var olan zihniyet problemidir. Mevcut sistemin ürettiği subaylar, “topluma tepeden bakan” ve “toplumu dönüştürme yetkisini kendinde gören”, “demokrasiyi ve özgürlükleri hazmedememiş”, “sivil otoriteye karşı tavırlı” subay tipidir. Askeri okullarda verilen eğitim ve formasyonun elden geçirilmesine, demokratik kriterler açısından özürlü ve defolu subaylar üreten sitemin değiştirilmesine ihtiyaç vardır.

Türkiye'nin herkesi asker yapmak, toplumun bütün fertlerini askeri tesviyeden geçirmek  yerine, askerliği iyi yapan, profesyonel, hesap veren, sorumlu askerlere-subaylara ihtiyacı vardır.

Kaynak: STRATEJİKBOYUT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim