1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. (Zorla) ’Birleş(tiril)miş Milletler Teşkilatı’, ve..
(Zorla) ’Birleş(tiril)miş Milletler Teşkilatı’, ve..

(Zorla) ’Birleş(tiril)miş Milletler Teşkilatı’, ve..

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın yapısı âdilane bir yapıya kavuşturulmadıkça, dünya barışına hizmet eden bir fonksiyon ifa etmesi mümkün değildir.

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

(Zorla) ’Birleş(tiril)miş Milletler Teşkilatı’, ve..

BM. Genel Kurulu’nun yeni çalışma dönemi dolayısiyle, ülkelerin liderleri BM. genel merkezinin bulunduğu New York’da bir araya geldiler, konuşmalar yapıldı.  En çok da, Amerikan Başkanı Barack Husein Obama ile İran C. Başkanı Hasan Rûhanînin -iki ülke arasındaki 34 yıllık diplomatik ilişki kopukluğundan sonra- bir araya gelip gelmiyecekleri ve birbirleri hakkında neler söyleyecekleri üzerine geliştirilen ihtimalî haberler ilgi çekti.

Yapılan konuşmalarda, iki tarafın da -güreşte pehlivanların birbirlerini uzun-uzun yoklama ve ısınma hareketlerini hatırlatacak cinsten- birbirine dikkatli, temkinli yaklaştıkları görüldü. Özellikle İran tarafından, Ruhanî’nin  böyle bir görüşmeye yaklaşmasının ihanet olacağına kadar varan ve sırtını en üst makamlara dayandıran güç odakları da olduğundan, Ruhanî’nin perde arkasındaki büyük dayanağı olarak değerlendirilen ve etkisinin giderek ve yeniden yükselmesinden bazı çevrelerin endişe ettiği ve de Ruhanî’nin seçilmesinden rahatsız olanlarca,  Amerikan emperyalizmi ve siyonist İsrail rejimiyle işbirliği yapmak noktasına doğru geldiği iddiasıyla suçlanan Hâşimî Refsencanî, geçen hafta, bu gibi diplomatik görüşmelerden rahatsızlık duyanlara, ‘bazıları müzakereyi, teslimiyet zannediyor.. Bu nasıl bir mantıktır?’  diye karşı çıkmak gereğini duymuştu.

Sonunda, BM. Genel Kurulu koridorlarında bile Obama ve Ruhanî’nin, tesadüfen bile karşılaşmaması ve el sıkışmaması için azâmî dikkat gösterildi ve Amerika, böyle bir görüşmeyi Ruhanî’nin reddettiğini açıkladı. Ama, hemen ardından, (İslâm İnqılabı’ndan sonraki Geçici Hükûmet’in başbakanı Mehdi Bazergan’ın istifasına yol açan, Kasım-1979’da Cezayir’deki Bazergan-Brjezinsky görüşmesinden 34 yıl sonra)  İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif  ile B. Amerikalı mevkıdaşı John Kerry, resmen ilk kez bir arada görüşme masasına oturdular.

Obama ve Ruhanî’nin BM. Genel Kurulu’ndaki konuşmaları ise, resmî beyanlar olarak , beklenen çerçevede idiler.

Obama, İran’ın nükleer teknoloji alanındaki yeniliklere erişme hakkının kabul edilmesi gerektiğini’ ve nükleer silah yapımına ise, zâten ‘fetvâ olmadığı’nı belirtiyordu. Amerikan Başkanı’nın bu ‘fetvâ’yı vurgulaması özellikle ilginçti..

Ruhanî de konuşmasında, aynı vurguyu yapıyor ve ‘nükleer silah yapmanın haram olduğu’na dair fetvâlarının bulunduğunu belirtiyordu. (Başka silahlar, 3 bin km. menzilli füzeler yapılırken, sadece ‘nükleer silahların yapılamıcağı’na dair ‘fetvâ’ların gerekçesini anlamak herhalde pek kolay olmasa gerek..) 

Yine de geçmişte, ‘Hz. Peygamber (S), en büyük düşmanlarıyla bile görüşüp müzarerelerde bulunmuşken; biz Amerika’yla görüşmekten niçin kaçınıyoruz?’ diyen (Khâtemî döneminde C. Başkanı Yardımcısı bile olan) bazı etkili siyasetçilerin susturulmanın ötesinde, mahkûm bile olduğu hatırlanırsa,  Ruhânî’nin,Tahran'ın karşılıklı güven oluşturmak ve karşılıklı belirsizlikleri ortadan kaldırmak için, derhal tam şeffaflıkla müzakerelere başlamaya hazır olduğunudile getirmesi, önemli bir gelişme..

*

Obama’nın BM. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasının en dikkat çekici cümlesi ise, herehalde  ‘Amerika’nın diğer ülkelerden farklı olduğu’na dair sözleriydi. Obama’nın dayandığı bu farklılık iddiası, ‘dünya barışını korumak için, Amerika’nın, dünyanın çeşitli yerlerinde kan ve can verdiği’ne dair sözleriyle ortaya konuluyordu.. Öyle ya, dünyanın başka ülkeleri tarafından, Birleşik Amerika coğrafyasına direkt bir askerî bir saldırı olmamışken, Amerikan askerleri, ‘dünya barışını sağlamak için, dünyanın uzak yerlerinde büyük fedakârlıklar gösterip, kan ve can vermişler’ (!?) idi. Öyleyse,  ‘Amerika’nın bu ayrıcalıklı durumu dünya halkları tarafından anlaşılmalı’  idi.

Halbuki, BM. Teşkilatı, sadece Obama’nın bu sözleriyle değil, 25 Ekim 1945 tarihindeki kuruluşundan itibaren de ayrıcalıklı bir yapıya sahib idi ve bu kurum, İkinci Dünya Savaşının galibi olan devletlerce dünya ülkelerine dayatılan bir zorbalıkla ortaya çıkmıştı. O yapı hâlâ da korunuyor. Yani, 1945’de 8 Mayıs 1945’de Almanya’yı ve -Hiroşima ve Nagazaki isimli ve hiç bir askerî birliğin bulunmadığı bilinen şehirlere 5 ve 8 Ağustos 1945 günleri B. Amerika tarafından atılan ve ilk anda 300 bin sivil insanın kavrulup yanmasıyla noktalanan iki atom bombasıyla da- Japonya’yı kayıdsız-şartsız teslim olmak noktasına getiren galib güçler, sadece onları değil, bütün dünyayı da teslim almışlık gururuyla hareket etmişler, kendilerine bir ayrıcalık getirmişlerdi. Bu durum, aradan geçen 68 yıla rağmen, hâlâ da devam ediyor. Üstelik de, bu galibler arasında, savaşın başında Hitlerle birlikte hareket eden, ama sonra, Almanya -Rusya Savaşı noktasına gelen gelişmeler üzerine, saf değiştirip Amerika- İngiltere tarafına geçen Stalin de bulunmaktaydı.

BM Teşkilatı’nın gerçekte güce, zora ve zorbalığa dayanan ve hukuk anlayışının da buna göre şekillendiği bir kurum olduğu ortada da, bu noktaya dünya nasıl geldi?

Yazının Devamı…