Ziyafetler...

24.08.2010 00:04

Atilla Özdür

İki günü bir olan hüsranda imiş... Biz bu deyişin doğruluğuna inanırız... İnsana yakışan ikinci gününü birincisine nisbet daha da aydınlık kılmak...

Modernlik, bu kutsal söze değer vermekten ivme alıyor... Madem ki Efendimiz Peygamberimiz böyle buyurmuşlar, biz de her gün, bir evvelki, dünkü günümüzü sollamalıyız...
“Allah’ü Zülcelal’in ihsan ettiği nimetlerini kullarının üzerinde görmek istemesi” gibisinden görüşler de, konformizm için gerekçe olarak kullanılabiliyor...

Yeni Türkiye yaşlanırken ayni zamanda yoksullaşan Osmanlı’nın külleri üzerine kuruldu... Kuruluş safhasında da ‘Ankara’nın taşına bak gözlerimin yaşına bak’ tekerlemeleri de pek revaçta imiş. Sanayisi ölü, ticareti de yabancının ellerindeki yarı sömürge Türkiye yerlisinin ticaretteki pozisyonu, kasaba esnaflığından öteye uzanamıyormuş.
Halkı partal elbiseli yoksul Türkiye’de iftar sofralarının davetlilerine, kasnaklar üzerine oturtulmuş büyük yuvarlak tepsilerin etrafındaki yer minderleri üzerinde pozisyon aldırtılırmış...
Gazi Paşa, şükran kendisine, yer minderlerinin koltuklara tebdilini gerçekleştirdi. Türkiye gün günden gelişerek her yeni gün bir evvelkisini sollamaya başlayınca, iftar sofralarındaki davetlilerinin profilleri de değişti...
Gazi Paşa öldüyse de, ardılları iz takipçilikteki ustalıklarından ötürü, kendisini aratmadılar.... Sekileri ot minderli evlerinde çağrılı çağrısız gelenlerini yer sofrasındaki iftar çorbasıyla ağırlayan sofrakarlar, iktisaden de günlerini bir evvelkine nisbet geliştirip genişletince; kasnak üstü yer sofralarındaki umuma açık iftarlardan, davetiye usulu kapalı devre ziyafetçiliğe geçtiler...
İki günü eşit olan hüsranda kalacağına göre, mekânlar seki ve sedirleri ot minderli haneler olmaktan çıkarılmalı ve beş yıldızlı otellerde aylar haftalar öncesi rezervasyon yaptırılmalıydı...

Her şey amma her şey, fikirler, düşünceler ve inançlar olsun, hatta sevgiler muhabbetler ve bağlılıklar olsun, ya da fizikler ve nesneler gibi isterseniz siyasi partiler ve iktisadi kurumlar olsun, her şey, büyümeyle birlikte irileşme katsayısına paralel sulanmaya başlıyor... İftar yemeklerinin ziyafete dönüşmesi de bu sulanış keyfiyetinden...
Modern çağda insanlar, Müslümanlar daha doğrusu, Müslüman görünümlü medrese kaçkınları büyüdükçe sulanarak çirkinleşiyorlar... Bunlar kendi takımlarını kullanarak yıpratmak istemediklerinden, gerdek sevabını el takımıyla almayı daha kârlı ve daha verimli buluyorlar...
Hem beş yıldızlı otellerde iftar ziyafetleri tertipyeleyeceksin, hem de kurumlar vergisi mükellefi kurum olduğundan, Ramazan ziyafetini, ‘bayiler ve müşteriler arası eğitim ve kültürel faaliyetler faslından’ matrah yoluyla zekata muhtaç yoksulların üzerine olmak üzere Hazine’ye yükleyecek, yükleteceksin...

Hüseyin Öztürk zengin iftar sofralarında harcanan paraların, iftardan vazgeçilip Pakistan’a havale çıkarılması teklifinde bulunmuştu... Eskiler böyle kişilere ‘pazarda balık ağzı görmemiş’ derler... Gerçektir ki; hemen hemen hiçbiririmiz dikkat etmemişizdir pazarda tezgaha çıkarılmış balıkların ağız profilini... Ufacıkmış gibi görünen ağızlarını bir defa açmasın masum balıklar, dünyayı yutarlar, Alimallah...
Parti iftarlarına gidenler, su katılmış bir iftar sofrası bunlar için totodan çıkma bir ziyafete oturtulmuş olmaktan öte bir kişilik kazandırmayacağını iyi bilmeliler...
Kurumlar vergisi mükelleflerinin iftar davetilerini kabul edenler içinse, bunlar ekseriye back to back geleneği uyarınca sınıf dayanışmasını tahkim amaçlı yapıldıklarından, devlet kesesinden mide doldurmuş olacaklarını da asla unutmamalıdırlar.
Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı olmak, bedavadan yenilebilir bir herze olmasa gerek...
Türkiyemizde yer gök delinmiş ve her taraf, her mafsal su kaçırıyor...
Faks: (0224) 331 89 66

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim