1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Zina ve tecavüz... CHP’li “arkadaşlar” çalışıyor!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Zina ve tecavüz... CHP’li “arkadaşlar” çalışıyor!

A+A-

CHP’nin ve ona destek vermeye çalışan “sol”un ve “candaş medya”nın kafası bir hayli karışık...

Eskiden “Asiye Nasıl Kurtulur?” diye bir tiyatro oyunu vardı... Şimdilerde, herkes “CHP Nasıl Kurtulur”a kafa yoruyor!.. “Yüzde 42’lik hezimet”ten sonra, “Sol’un aşırı uçları” ve “kartel medyası”nın kalemşörleri, “CHP’yi kurtarabilmek” için ellerinden gelen çabayı gösterse de; yaptıkları “yama”ların hiçbiri dikiş tutmuyor... Çünkü CHP, lime lime dökülüyor... Malûm; “Alevi oyları”nı alabilmek için Deniz Baykal’ı harcayıp Kemal Kılıçdaroğlu’nu “kabartmaya” çalışanlar, başarılı olamadı... Olamadılar, olamazlar, çünkü “kabartmak” için, iyi bir “maya” lâzım... Ama, “CHP’nin mayası” bozuk... Dolayısıyla; değil Kılıçdaroğlu, kim gelirse gelsin, CHP’nin kabarması, “tadına doyum olmaz” bir kıvama gelmesi mümkün değil!.. Suç “hamur”da değil, “maya”da!.. CHP’nin “un” veya undan yapılan “hamur”da suç aramak yerine “maya”yı değiştirmesinde yarar var!.. Bu “maya” ile “CHP’nin hamuru” ancak bu kadar kabarabilir!..
TÜRBAN SORUNUNU NASIL ÇÖZECEKLER!
Söyleye söyleye dilimizde tüy bitse de, yine söyleyeceğiz; CHP, “halktan kopuk”tur, “halkın inançları”ndan ve “hassasiyet”inden uzaktır!.. En ciddi konularda bile “oturmuş düşünceleri” yoktur!.. Bir “bina”da “temel” yoksa, üzerine istersen “gökdelen” inşaa et, yıkılmaya mahkûmdur!..
Meselâ, “başörtüsü” meselesi!..
Ne diyordu Kemal Kılıçdaroğlu;
“Türban sorununu biz çözeceğiz!”
Nasıl çözeceğini soranlara da, şu cevabı veriyordu:
“Arkadaşlar çalışıyor!”
Sorarım size;
“Oturmuş bir fikri” olan insanın hiç “plân” ve “proje”si olmaz mı?.. Plânı ve projesi olan bir insan, “nasıl yapacaksınız” denildiğinde şak diye cevap vermez mi?..
Ama Kılıçdaroğlu; “komisyona havale” eder gibi, işi “arkadaş”larına havale ediyor!..
Demek ki, kendisinin bir fikri yok!..
Hani; “işe göre adam” değil de, “adama göre iş” deriz ya; CHP’li “arkadaş”ların yaptığı da bu!.. Kılıçdaroğlu, madem ki “plâna göre söz” söylemedi, o halde “söze göre bir plân” uydurulmalı!..
Yani, bir “kılıf” bulunmalı!..
Prof. Sencer Ayata başkanlığındaki “CHP’li arkadaşlar”ın şu anda yaptıkları “çözüm” çalışmaları da, “Kılıçdaroğlu’nun sözüne kılıf bulma çabası”ndan başka bir şey değildir!..
Eğer gerçekten “çözüm” amaçları olsaydı, ilk “görüş” almaları gereken makamın Diyanet olması gerekmez miydi?..
Diyanet ne diyor;
“Bize gelmediler, bir görüş de sormadılar.”
Peki, “CHP’li arkadaşlar” kime sormuşlar?..
Gitmişler, Zekeriya Beyaz’a ve Yaşar Nuri Öztürk’e görüş sormuşlar, iyi mi?..
Söyleyin Allah aşkına;
“Kurban ibadeti”ni hafife almak için “Tavuk da kurban edilir” diyen... “Bir kadının çırılçıplak da namaz kılabileceğini” söyleyen bir Zekeriya Beyaz ile “Saat varken ezana ne lüzum var” iddiasında bulunan bir Yaşar Nuri’den sağlıklı bir görüş alınabilir mi?.. Alınsa bile, “Müslüman”lar onlara itibar eder mi?..
Onlar, “28 Şubat süreci”nde “görev”lerini icra ettiler... Şimdi esamileri okunmayan adamlardan görüş alsan ne yazar, almasan ne yazar?..
Bu konuda “dürüst” ve “samimi” olsalardı, “CHP’li arkadaşlar”ın yapacakları tek şey vardı: Arayacaklardı CHP’li İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu; “Başörtülü öğrencilere paso yasağını kaldır” diyeceklerdi...
“CHP’li arkadaşlar” bunu bile yapmadı!..
Yapmak şöyle dursun;
Bu “yasak”tan haberleri bile yok!..
Her “halt”tan haberleri var da, CHP’li İzmir Belediyesi’nin uyguladığı “paso yasağı”ndan haberleri yok!..
Bizim “muhabir arkadaşlar” aramış da, öyle haberleri olmuş “CHP’li arkadaşlar”ın!..
“Ciddiyet”leri bu kadar!..
“Samimiyet” ve “dürüstlük”leri bu kadar!..
Sonuç olarak, söylemek istediğim şu:
“CHP, bu işi çözecek!”
Ama, nasıl çözecek?..
“CHP’li arkadaşlar”, gidecekler “üniversite”lerin kapılarına, bir “inzibat çavuşu” veya “zabıta amiri” gibi; okula gelen “başörtülü öğrencileri” durdurup, “çöz bakalım” diyecekler, “çöz şu başörtüsünü!”
Yani, “başörtüsünü çözdürerek” çözecekler “başörtüsü sorunu”nu!..
“İslâmî hassasiyetten uzak” bir partinin tek çözüm yolu da bu olsa gerek!..
Benim, onların “çözüm”den anladığım bu!..
KİM BU NEMENJA KUSTURİCA?
Dedim ya; “un”da veya “hamur”da bir problem yok, CHP’nin problemi, “maya”da!..
Bu maya ile hamur kabarmaz!..
Söyleyin Allah aşkına;
İzmir’de Aziz Kocaoğlu, İstanbul Avcılar’da Mustafa Değirmenci ve Antalya’da Mustafa Akaydın gibi “CHP’li arkadaşlar” varken, bu “hamur” nasıl kabarır?..
Şu hâle bakın;
1992-95 yılları arasında Bosna’da Sırpların yaptığı vahşi soykırım esnasında namusları kirletilen onbinlerce Boşnak kadına hitaben ‘Meseleyi lüzûmundan fazla abartıyorsunuz’ diyen ve 250 bin insanın hayatına mal olan soykırımın çözümü olarak da ‘500 yıl önce zaten hepimiz Sırp’tık, yeniden Sırp ve Hıristiyan olalım, olsun bitsin’ önerisini getiren sözde Boşnak sinema yönetmeni Nemenja Kusturica, CHP’li Antalya Belediyesi’nin düzenleyeceği Altın Portakal Film Festivali’ne jüri üyesi olarak katılacak.
Kimdir bu Nemenja Kusturica?..
İlk adı, Emir Kusturica!..
Fakat, bu “çetnik yalakası” var ya, 2005 yılında Sırp Ortodoks Kilisesi’nde “vaftiz” olup, oradan Nemenja Kusturica olarak çıkmış!..
İyi de olmuş!..
Çünkü, birçok defa;
“Boşnak bir anne-babadan doğdum, fakat kendimi kültürel açıdan Sırplara daha yakın hissediyorum” açıklamasını yapan, (...) 15 yılı aşkın bir süredir anavatanında değil de Belgrad’da yaşayan ve orada bir tür “prens” muamelesi gören abidevi (!) sinemacı Kusturica’ya, “Emir” ismi hiç yakışmıyordu!..
İşte Kusturica, şimdi “CHP Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın baştacı”dır iyi mi?!?..
“Soykırım”sa soykırım!..
“Tecavüz”se tecavüz!..
“Vahşet”se vahşet!..
“Gâvurluk”sa gâvurluk!..
Adamda her “halt”a destek var!..
Adam, “soykırım”a da destek veriyor, “tecavüz”lere de!.. Üstelik; “Tecavüz meselesini lüzumundan fazla abartıyorsunuz” diyerek, “tecavüz”lere sahip çıkıyor!..
BAYKAL NEREDE, BUNLAR NEREDE?
İyi de, sormak gerekmez mi;
Deniz Baykal, Bosna’ya niye gitmiş ve o sözleri niye sarfetmişti o zaman?..
Hatırlarsınız;
CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal, 30 Aralık 1992’de Bosna Hersek’e gitmiş, gitmeden önce de aynen şunları söylemişti:
“Bosna-Hersek’te Müslüman kızlar, kadınlar tecavüze uğruyor!.. Anadolu kızlarının işlediği yazmaları, yaşmakları götürüyoruz onlara... Tecavüze uğramış, ırzına geçilmiş, onuru ayaklar altına alınmış kızların başına bir iffet simgesi, bir namus simgesi, bir güzellik simgesi olarak bağlayacağız bu yazmaları!.. Onların dertlerini dinleyeceğiz!”
Söyleyin Allah aşkına;
“Bu ne biçim CHP”dir ki; “tecavüz”e uğrayan Boşnak kadınlara, dün “iffet simgesi, namus simgesi” olarak “beyaz yaşmak”lar götürüyor, bugün ise “tecavüzleri abartmayın” diyen bir “Sırp yalakası”nı “baştacı” ediyor!..
“Bu nasıl CHP”dir ki;
Dün, “iffet simgesi, namus simgesi, güzellik simgesi” olarak gördüğü “başörtüsü”nü, bugün “rahibe kıyafeti” olarak görüyor!..
Bu “CHP’li arkadaşlar” ne menem insanlardır ki; “çözüm” aramak için Diyanet’e değil de, “halkın hassasiyetinden kopuk adamlar”a gidiyor!..
Bu “CHP’li arkadaşlar” ne menem insanlardır ki; İran’da “zina ve cinayet”ten yargılanıp “idam cezası”na çarptırılan “iki çocuk annesi” bir kadına, evet Sakine Aştiyani’ye sahip çıkıp, “candaş medya” ile birlikte ortalığı velveleye veriyorlar da, aynı suçlardan “idam cezası” alan Amerikalı Teresa Lewis için kıllarını kıpırdatmıyorlar!..
Öyle ya;
“Zina” bir “suç” ise, zina yapan her kim olursa olsun, “ceza”sını çekmelidir!..
Yook eğer “zina suç değil” ise, sormak lâzım “CHP’li arkadaşlar”a!..
O halde Deniz Baykal’ı niye “recm” ettiniz, pardon niye “linç” ettiniz?!?..
Uzun lâfın kısası;
Rahmetli dedemin dediği gibi; “koymakla kuyu sulanmıyor” işte!.. Eğer “kuyu”da su yok ise, istediğin kadar su takviyesi yap, dolduramazsın!..
CHP de bir “kör kuyu”dur!..
“Susuz”dur!.. “Fikirsiz”dir!..
CHP’nin, eğer “oturmuş bir fikri” olsaydı, “CHP’li arkadaş”lara hiç lüzum kalmaz, çözüm işi “Genel Başkan”da biterdi!..
Ama, yok işte!..
Vermeyince zülcelâl,
Ne yapsın Dandi Kemal!..
================
Hin... Cin... Kin!
Danıştay cinayeti; nereden, nerelere geldi görüyor musunuz?.. Orhan Karadeniz başkanlığındaki mahkeme heyeti, adeta “olayı örtbas” edercesine, “derinlemesine inceleme” yapmadan, vermişti kararını, kapatmıştı dosyayı... Ama, ortaya “yeni deliller” çıkınca; hem de “Yargıtay’ın kararı” ile, bu dâvâ “Ergenekon Dâvâsı”yla birleştirildi!..
“Ergenekon duruşmaları”nda ne “itiraf”lar yapıldığını, “olaya kimlerin karıştığını” biliyorsunuz... En son duruşmada, Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan, işin içine “Cin”leri de karıştırdı... Hatta, oğlunun zihninin “kontrol” edildiğini bile söyledi... Ama, asıl dikkat çekici açıklama Alparslan Arslan’ın annesi Hatice Hanım’dan geldi...
Hatice Hanım, dün demiş ki;
“Bakkallarda bile kamera var!.. Danıştay’ın kamerası ise arızalı!!!”
Bence, bu söz, olayın “mihenk” noktasıdır!.. Öyle ya; her taraf “kamera” dolu!.. Yol kenarında “çiş” yapan bir adam bile kameralara takılırken, Danıştay’ın kamerası nasıl “arızalı”(!) olur?.. Vazgeçtik “Danıştay kamerası”ndan, Orduevinin kamerası” nasıl “arızalı”(!) olur!..
Demek oluyor ki; birileri “hin oğlu hin”lik, Alparslan Arslan’ın babası da “cin”lik yaparak, bu işi kapatmaya çalışıyor!..
Ama, “hin”ler ve “cin”ler halka duyulan “kin”i örtemez!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT