Zikrin felsefesi olur mu?

29.06.2015 00:44

Faruk Beşer

Kur'an-ı Kerim'in, dolayısıyla da dinin en temel kavramlarından biri 'zikir'dir. Bu en temel kavramlar yüz elliyi geçmez. Diğerleri bunların alt dallarından ibarettir. Bunun bir anlamı da şudur: Bunları iyi öğrenenler dini sağlam anlamış olurlar. Eskiden beri böyle kavramları irdelemek, onlarla oynamak ilgimi çeker, bundan zevk ve heyecan duyarım.

Aynı zamanda bu kavramlar bir başka dile çevrilemeyen, olduğu gibi öğrenilip anlaşılması gereken kavramlardır. Çünkü kavramlar bir kültürde doğup, gelişip kök salan ve mana yumağı haline gelen kelimelerdir. Onu başka bir dile çevirirseniz doğduğu ortamda derinlere doğru saldığı köklerini koparmış olursunuz.

Hep söylerim; mesela iman kavramını 'inanç' diye çevirdiğiniz zaman onun sadece kabuğunu almış olursunuz; mümin, temin, emanet, isti'man, eman, müste'min, emn, emniyet, emîn gibi pek çok akrabasıyla alakasını koparmış, onlara doğru uzanan ve onlardan beslenen damarlarını kesmiş olursunuz. Onun için iman'a, iman demek zorundasınız.

Tabii ki, bu sadece Kur'an-ı Kerim'e has bir özellik de değildir. Mesela kültür kavramı da böyledir. Onun için biz ona 'hars' dedik tutmadı, 'ekin' dedik tutmadı, sonra tekrar kültür'e dönmek zorunda kaldık. Kültüre Araplar 'sekâfe' dediler, bu onlarda tuttu, ama o da kültür'ün anlattığından başka şeyler anlatır oldu, tamı tamına kültür olmadı.

Gelelim zikir kavramına. Kök anlamı hatırlama, anma demek. Yani zikrin öncesinde bilgi var, bilinmeyen şey hatırlanmaz. Onun için zikir, hakikat anlamında Allah için kullanılmaz. Mesela O, “siz beni zikrederseniz ben de sizi zikrederim” dediğinde bu, hakikat olarak, ben de sizi unutmuşken hatırlarım, demek değildir. Hatırlamanın gereğini yaparım, anlamında mecazdır. Çünkü zikir unutmanın/nisyanın ardından oluşan anmadır. Allah unutmayacağına göre O'nun zikretmesi de sözkonusu olmaz.

Zikre benzer bir kavram da bizim zikir için de kullandığımız ve hatırlama dediğimiz 'hâtır' (ç: havâtır) kelimesidir. Aralarındaki fark şudur: Hâtır, bir şeyin kalpten bir anda gelip geçmesi, hatırlanıp bitmesidir, zikir ise o şeyin kalpte tutulup bekletilmesidir. Zikir ibadet olabilir, ama bu anlamda hatırlama ibadet ya da günah olmaz. Bu sebeple Hz. Peygamber, “kul kalbinden geçenleri filen yapmadıkça, ya da onları konuşmadıkça onlardan sorumlu değildir” derken işte bu havatıra işaret eder. Yoksa kötü şeyler kalpte havatır değil de zikir olarak bulunursa, yani kişi onları kendi içinden konuşursa, kurgulayıp büyütürse havatır olmaktan çıkar, konuşulmuş ve bir bakıma zikir olmuş olurlar ve kişi onlardan da sorumlu olur. Bir bakıma dedik, çünkü bu olumsuz hatırlamalar zikir diye ifade edilmez.

Zikir, bilineni hatırlama, dil ile ya da kalp ile anma olunca, Allah'ı zikretme, sanki bir a priori bilgimizin varlığını ve bizim O'nu önceden tanıdığımızı ihsas eder. Çünkü Kur'an-ı Kerim herkese, Allah'ı öğrenin değil de, Allah'ı zikredin der. İnsan bilmediği bir şey zikredemeyeceğine göre demek ki, biz aslında O'nu biliyoruz. Bu bilme nasıl olabilir? Muhtemelen Elest Bezmindeki Misak olayı bunu anlamamıza imkân sağlar. Allah, işte öyle bir mecliste dünyanın sonuna kadar yaratacağı bütün insanları huzuruna alıp onlarla ahitleştiğine, onlardanmisak aldığına göre, orada onlara kendini tanıtmış ve bu bilgiyi onların fıtratlarına, bir bakıma genlerine potansiyel bir güç olarak koymuş diye düşünülebilir.

Belki yine bu sebeple Kur'anı Kerim'de bu misak olayını anlatan ayetlerden birkaç ayet sonra Allah korunan/takvalı olan insanları anlatırken, “olanlara, şeytandan bir tayf/ dürtü, vesvese dokunduğunda gayret edip hatırlarlar (tezekkerû) ve bir bakarsın gerçeği görmüşler” (7/201) buyurur. Tezekkür etme, yani çaba ile olabilecek bir anma, zikretme. Demek ki, varlığımızın derinliklerinde bir bilgi var ve biz biraz çaba gösterirsek o bilgiye ulaşabiliriz. Onun için bu da zikir diye ifade ediliyor.

Kur'an-ı Kerim'in bir adının da zikir olması yine benzer bir anlama işaret ediyor olmalıdır. Yani biz Kur'an-ı Kerim'deki bilgileri edinirken, onları hiç yoktan ve sıfırdan almıyoruz, bir bakıma fıtratımıza kazılan köklerinden ediniyoruz, yeniden öğrenmiyoruz, hatırlıyoruz, zikrediyoruz. İşte Kur'an-ı Kerim bu anlamda da zikir olabilir. Ama onun zikir olmasının asıl sebebi bize Hakkı, Allah'ı hatırlatıyor olmasıdır. Bu anlamda Kur'an-ı Kerim bir yorumla Hz. Peygamber'e de zikir tabirini kullanır (65/10-11). Çünkü o da bize Hakkı ve Allah'ı hatırlatmak için gönderilmiştir, o halde o da bir zikirdir.

Tabii ki, bitmedi.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim