1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Zalimlik ve mazlumluğun ötesinde: Kürtler ve siyasal tutulma
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Zalimlik ve mazlumluğun ötesinde: Kürtler ve siyasal tutulma

A+A-

Taraf Gazetesi'nin kavga anında tarafları sakinleştirmek, barıştırmak, iletişimlerini sağlamak varken kavgayı daha da kızıştıracak, savaşanların birbirlerine olan kin ve nefretlerini daha da artıracak, hiç bir şekilde anlaşamamalarını sağlayacak şekilde ateşin üzerine benzin döken yaklaşımını eleştirdiğim yazıya savunma, yine Taraf Gazetesi'nde ama Nîbahar dergisinden bir yazardan geldi. Nevzat Eminoğlu isimli yazar en iyi savunma yolu olarak bildik saldırıyı tercih etmiş.

Bu faslı hızlı geçelim diyeceğim ama geçilecek gibi değil, çünkü Kürt sorununun son zamanlarda yakalandığı bir tuzağa, bilhassa Kürt siyasetçilerin sergilediği siyasetsizliğin duygusal kaynaklarına bizi götüren, onu çok iyi örnekleyen bir yaklaşım sergiliyor. O da aşırı alınganlık, hiç bir eleştiriyi hoşgörmeyen, 'ya kayıtsız şartsız bizden olursunuz veya onlardan' yaklaşımı. Genellikle ve doğallıkla iktidara yöneltilen bir eleştiridir bu, çünkü iktidarları kısa süre içinde bir muhafazakar endişe kuşatır. Korunacak şeyleri vardır ve her türlü eleştiriye karşı savunmacı antenleri daha aktif çalışır, savunma tarzı da ağırlıklı olarak saldırganca olur.

Peki, kendini muhalif, mağdur ve mazlum sayan bir hareketin eleştirilere karşı aşırı alınganlığı, hâlâ yeterince onaylanmamış ve tamir edilmemiş bir kırıklığın mı ifadesi yoksa artık göreli bir iktidar hissinin kibriyle mi ilgilidir? Bilebildiğim kadarıyla Kürt hareketinin gerçekten daha mağdur, daha mazlum olduğu zamanlarda kendini savunma ve anlatma derdi de daha fazla oluyordu.

Eminoğlu'nu kendi ifadesiyle 'yıllardır beğenerek okuduğu ve takip ettiği bir yazar, bir akademisyen, hep cumhuriyet mağdurlarını savunmuş, yani Kürtleri, dindarları, Alevileri, Gayrimüslimleri savunmuş' bir yazar nasıl olmuş da bir anda'akıl ve vicdan tutulması' içinde görülebilmiş? O yazarın 'neredeyse her yazısı yaralı şu ülkenin mazlumları olan bizlerin yüreğini kanatıyor'duygusuna sevkeden şey o yazardaki bir değişim midir gerçekten? Bir insanda bu kadar büyük değişim olur mu? Olur diyelim. Teorik olarak insan her türlü değişime açıktır ama burada kanıtlanması gereken bir iddia var. Eminoğlu Aktay'da bu değişimin ifadesi olarak ne görmüş olabilir?

Dinleyelim: 'Birisi Kemalist, ırkçı devlet anlayışının refleksiyle Kürtler ve diğer ötekileştirilmiş kesimler aleyhinde haklı bir tepkiyle karşılaşan bir beyanda mı bulundu, bakıyorsunuz ertesi gün Yasin bey bu hakareti ve ırkçı beyanı normal gösterip aklileştirmek için bin dereden su getirme çabası içine girmiş.'

Bu da iddianın parçası, bir genelleme ile iki yıldır ırkçı devlet anlayışını savunmaktan başka bir şey yapmadığımı söylüyor, ben mi yanlış anlıyorum? İddia giderek büyüyor, kanıtlanamadığı takdirde müddeinin ağırlığını daha da artıran bir durum var. Korkarım (Eminoğlu adına tabii) hiç bir zaman kanıtlanamayacak bir iddia, çünkü en basitinden bir genellemeye dayanıyor ve bu haliyle kuru bir iftiradan, zalimce bir karalamadan, bir itibarsızlaştırma girişiminden başka bir anlam taşımıyor. Şimdi ben bu iki yıldır Eminoğlu'nun da mazlum dediği birilerini savunduğum bir yazımı göstersem (ki, takdir edersiniz bu hiç de zor değil) bu genellemeci laf hemen çöker. Eminoğlu ya sayı saymasını bilmiyor veya.. Aslında cevaplanması gerekmeyen, doğrudan Allah'a havale edilmesi gereken bu iftiraya yine de başta dediğim gibi verimli bir örnek olarak eğilebiliriz.

Eminoğlu'nun bu iddiasına dayanak teşkil eden (bu, son konumuzun dışındaki) tek örnek Hayrettin Karaman'ın iki ay kadar önce başlattığı Kürt sorunu etrafında 'ayrılık yerine birlik' temalı ve niyetli tartışma. Aslında tartışma demek ne kadar doğru, bilmiyorum. Konu tartışılmadı bile. Eminoğlu'nun 'mazlumları' tarafından Karaman orada neredeyse linç ediliyordu. Oysa Kürt sorunu etrafında farklı bir açıdan yeni bir tartışma başlatıyordu Karaman. Üstelik ilk yazısı ile bu konudaki son yazısı arasında bu tartışmadan kendisi bile etkilendiğini gösterdi.

Ama meğer ki, hâşâ, Kürt sorununun nesini tartışacakmışsınız? Kürt milliyetçileri, PKK, BDP ne diyorsa o! Onların tanımlayıp çerçeveledikleri dışında hiç bir çözüm çerçevesi veya teşebbüsü olamaz. Dünyanın o kadar siyah-beyaz, bizler ve onlar düalizmine indirgenmiş olduğu tehlikeli sularda geziniyor bugün Kürt siyasi aklı. Üstelik, söylemesi ayıp, ben o tartışmada Karaman'ın en azından ilk yazısında söylediklerini onaylamış değildim, ama onun bir tartışmayı gündeme getirme çabasına karşı sergilenen bu otoriter yaklaşımı eleştirmiştim.

Ne yalan söyleyeyim, benim Karaman hocanın ilmine, vakarına, yaşına ve toplam şahsiyetine zaaf derecesinde hürmetim var ve onun söylediklerine itiraz edeceksem bile edebimle itiraz eder, usulünce tartışırım.

Ee şimdi bunu yapmakla ben mazlumların yüreğini mi dağlamış oldum? Bu nasıl bir mağdurluktur ki, insanları ağızlarını açıp konuştukları anda mahkum edebiliyor, onları 'zalimler' safına sürgün edebiliyor? Bu mağdurluk anlayışının giderek Kürtleri her türlü fikre kapatan, onlarda sadece nefret ve adavet duygusunu öne çıkaran despotça bir tuzağa dönüştüğünü ne zaman göreceğiz? 'Biz mazlumlar' diye başlayan ağlamaklı cümleler nasıl da kıyıcı iktidar yargılarıyla bitiyor? Nietzsche'nin mazlumluk söylemini şiddetiyle orantılı olarak iktidar hevesiyle özdeşleştirmesi çok da yersiz değil.

Açıkçası Kürt meselesinde sahici bir siyasallık için bu araçsalcı zalim ve mazlum edebiyatının ötesine yol görünüyor.

Eminoğlu'nun benim Taraf Gazetesi'nin selamla ilgili haberine karşı yaptığım eleştiriye karşı söylediklerine gelince. Açıkçası, Kürtçe'de 'selam' kelimesinin karşılığı olarak yazılı veya sözlü dilde 'slav' kelimesinin kullanılıyor olduğunu ispatlamaya çalışması tamamen gereksiz bir laf kalabalığı olmuş. Çünkü ben zaten slav kelimesinin Kürtçe olmadığını söylemiş değilim. Slav'ın da kullanıldığını, yöresel olarak ve lehçe olarak 'm' harfinin 'v'ye dönüşmesinden dolayı bu iki sözcüğün farklı fonetik türevlerinin mümkün olduğunu söylemiştim.

Benim Kürtçemin Tarzanca olduğunu söylemesini ise ayıplıyorum. Hiç bir yerde Kürtçe bildiğimi iddia etmiş değilim, bununla benim selam ile slav'ı birbirinden ayırt edemeyeceğimi ispatlamaya çalışıyorsa endişe etmesin, kendi yöremde konuşulan Kürtçe'de selam ile slav'ın geçerlilik düzeylerini ayırt edecek kadar Kürtçe'ye aşinalığım olsa da bu yazıyı yazarken kendisinden daha az bilgili sayamayacağı 'işin ehli' en az üç Kürt ilim adamına sordum. Onlar da 100. Yıl Üniversitesi'nden Doç. Dr. Cemalettin Erdemci, Vahdettin İnce ve Müfit Yüksel. Bu her üç değerli ilim adamı, hem Arapça hem Kürtçe hem de Farsça'ya vukufiyetleri tartışılmaz kişiler ve benim söylediklerimi teyid ettiler.

Tam da demek istediğim şeye geliyoruz. Ortada tartışılan bir konu varsa, konunun tartışılır bir yanı var demektir ve tartışılan bir konudaki bir görüşten yola çıkarak başkaları üzerinde bu kadar kesin ve kıyıcı hüküm inşa etmekten kaçınmak gerek. Bugünü geçelim, yarın birbirimize bakacak bir yüzümüz kalsın.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT