Zalimin diliyle hakkı savunmak

11.03.2008 13:45

Leyla İpekçi

Saldırganlık, tahakküm, işgal gibi her türlü zorbalığa karşı mazlumun hakkını nasıl bir dille korumalı? İnsan, zalimin karşısında mücadele etmek zorunda kaldığında, onun şiddet dolu söylemini benimsemek dışında -aynı biçimde etkileyici- bir üslup geliştirmeli mi?

Yoksa bu tip 'ince'liklere hiç kafa yormadan zorbalıkla mı yanıt vermeli zulme karşı daima?

İnsanlığın karşılaştığı veya bizzat uyguladığı zulüm çeşit çeşit. Geçtiğimiz günlerde Küresel BAK'ın 'Barışa bir şans verelim' etkinlikleri kapsamında düzenlediği oturumda, Irak'ta işgale katılmışken 'onursuz terhis' ile kendini askerlikten attıran Chris Capps de konuşmacıydı. Haksız yere sivillere zulmetmekten kendisini vazgeçiren nedenleri son derece anlaşılır buluyordu onu dinleyenler. Aklıma geçmişte de tanık olduğum bir ikilem geldi:

Bazı İsrail askerlerini, Filistinli halkın üzerine salkım bombası atmayı reddedip vicdani retçi oldukları için alkışlayanlar, tutuklu yakınlarına karşı bile neredeyse linç kampanyası düzenleyebiliyorlardı. İdeoloji araya girdiğinde: Kimlik, milliyet, etnik köken söz konusu olduğunda vicdanlar politize olabiliyordu bir anda.

Evet, aynı oturumda Yıldız Önen'in de ifade ettiği gibi, halklar -devletlerden farklı olarak- son kertede barış ister. Kimse evladının, kardeşinin, ağabeyinin masum insanlara saldırmasını, kendinin ve başkalarının kanını akıtmasını istemez doğal olarak. Ama halkların barış ve kardeşliğe yatkın olması karşısında öyle bir siyasi propaganda oluşturuluyor ki, bizler barış istediğimizi sanırken, azılı şahinlere dönüşebiliyoruz farkında olmadan:

Saldırganlığın sürmesi için savaşmanın 'haklı ideolojisi'ni yapan, kan dökmenin bin bir yöntemini geliştirerek bunu meşrulaştıranlar var çünkü süslü analiz ve sentezleriyle. Birilerinin zulüm ve vahşet olarak nitelendirdiğini diğerinin meşru hak olarak kabul ettiği savaş gerekçelerine ikna edilmeye çalışılıyoruz her gün. Dünyanın her yerinde, Irak'ta, Güneydoğu'da, Filistin veya Lübnan'da çözümsüzlük ve savaşın sürmesiyle iktidarlarını koruyan grup ve kurumlar, zorbalık ve şiddetten nemalanarak var oluşlarına kaba kuvvetle kıymet biçiyorlar durmadan.

Büyük Ortadoğu Projesi'nde, -Türk olsun Kürt olsun- emperyalizmin kirli iktidar oyunlarına alet olmaya karşı çıkan barış yanlılarını hain ilan ederek veya B. Ersoy gibi ölüm değil çözüm isteyenlerin halkı savaşmaktan soğuttuğunu söyleyerek 'onurlu bir savaş' sürdürebilir miyiz? Halkını bugüne dek 'hain' gayrimüslimlerden, 'irticacı' başörtülülerden, anadilini konuşmak isteyen Kürtlerden attıkları manşetlerle bile soğutmayı başaranların biraz olsun rahatsızlık duyması gerekmez miydi bu tür bir soğutma gerekçesiyle bu kişiyi hedef gösterirken?

'Hain listesi'ne her gün yeni hedef isimler ekleyenlerin veya Baykal gibi 'içeride parça bırakmaksızın' bünyeyi iyice temizleyelim diyerek ülkenin ordusuna bile had bildirmeye kalkanların kullandığı dili duydukça saldırganlık ile karşı koymak arasındaki ayrımı düşünüyorum. Vahşet ile direniş arasında bıçak sırtı bir ayrım var sahiden. Dünyadaki bazı savaşlarda kadın ve çocukların öldürülmesine direnişin bir parçası olarak cevaz verilebiliyor mesela. Dağda, ovada veya metropollerde hangi direniş masumları öldürerek onurlu bir biçimde sürdürülebilir ki?

Başörtüsü ile ahiret şuuru arasındaki her türlü bağlantıya sırtını dönen resmî söylemin, yirmi yıldır sona erdirilemeyen savaş boyunca 'şehitler ölmez' sloganına sığınarak nasıl da ahiret algısına gönderme yapmak durumunda kaldığını gördükçe şunu da daha net öğrenmemiz gerekebilir: Kalp neye şahit olduğunu biliyorsa, bu ancak onun kalbiyle 'rabbi' arasındadır. 'Diri' kalmak ise cesetle değil can ile ilgili bir sırdır ki, hükmünü hiçbirimiz veremeyiz.

Bizleri bölünmekten asıl alıkoyanın, öncelikle kalplerimizdeki öfke, korku ve intikam duygularına yenik düşmemiş bir 'sahih niyet' olacağını ve vicdanî sorumluluğumuzun bizi savaştıran küresel veya yerel aygıtlara karşı yegâne silah anlamına geleceğini hatırlarız belki yeniden.

Zaman

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim