1. HABERLER

  2. ARAŞTIRMA - DOSYA

  3. "Zalim Sultana İsyan"ın Hükmü ve Tartışmalar Üzerine
"Zalim Sultana İsyan"ın Hükmü ve Tartışmalar Üzerine

"Zalim Sultana İsyan"ın Hükmü ve Tartışmalar Üzerine

Recep Ardoğan, sitemiz okuyucuları için kaleme aldığı yazısında zalim sultana isyan etmenin hükmüne dair tarihi süreç içerisinde üretilen yaklaşımları çözümleyip “ehven-i şer” tartışmalarını değerlendiriyor.

A+A-

Recep Ardoğan’ın yazısından bir bölüm şöyle:

Hayati Bir Mesele Üzerine Bir Fıkra

İslam'ın mekâsıdı, insanın mesâlihidir.

 

İslam'ın ilke ve hükümlerine aykırı bir siyaset izleyen, insanların haklarını ihlal eden, zulmeden yönetime karşı, onu alaşağı etmek için harekete geçmek gerekir mi? Müslümanların bu konuda bir yükümlülüğü ya da en azından bir hakkı var mıdır? Ya da böyle bir yönetimi kabullenmeleri, onunla yola devam etmeleri mi daha doğrudur? Varlık nedeni olan hukuk ve adaleti çiğneyen yönetime karşı nasıl hareket edileceği konusunda, İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren tartışılagelmiş, farklı mezhepler farklı görüşler ileri sürmüştür. Dahası İslam içinde ilk ortaya çıkan itikadî mezhebe (fırka) verilen 'Haricîlik (Hariciyye)' ismi tam da bu tartışma konusuyla ilgilidir. Çünkü 'haricî' terimi, "meşru yönetime karşı çıkan, başkaldıran, ayaklanan' anlamına gelir.[1] Haricîler de Hz. Ali'ye karşı isyan ederek onun karşısına ayrı bir silahlı grup olarak çıkmış, kendilerinden olmayanları tekfir ederken onlara karşı hurucû (karşı çıkıp ayaklanmayı) vacip görmüşlerdir.

Bugün de bu mesele, gençlerin çokça sorguladıkları, ilmî bir merakla hakikatini öğrenmeye çalıştıkları bir konudur. Özellikle Arap baharı denen fırtınanın yol açtığı hayal kırıkları, özellikle de Suriye konusu bağlamında sık sık gündeme gelmektedir. Bu nedenle, konu üzerinde kısa bir değerlendirmede bulunacağız.

Ehl-i sünnet, haricîleri, "meşru yönetime başkaldıranlar" şeklinde tanımlarken onların bu sert ve şiddet yanlısı görüşüne reddeder. Onlar, hem İslam'ın makâsıdını hem de insanın mesâlihini göz önünde bulundurarak daha makul bir görüş ortaya koyarlar.

Ehl-i sünnetin bu genel görüşü, baştaki yönetici zalim, facir ve fasık biri de olsa ona karşı hemen başkaldırmanın doğru olmadığı şeklindedir. Onlar, tarihî tecrübelerinden hareketle bu konuda şöyle der:

Müslümanların önünde iki seçenek vardır:

Ya baştaki yöneticiye başkaldırırlar ve bundan dolayı ülkede iç savaş çıkar. iç savaş ortamında artık ne bir devlet düzeni kalır ne de hukuk. insanların canları, malları ve ırzları payimal olur. Önceden belli bir düzen varken toplum büsbütün kaos içine düşer.

Ya da baştaki yöneticiyi kabul ederler, belli bir düzen, yarı uygulanan hukukla hayatlarını sürdürür ve dinî yükümlülüklerini yerine getirirler. İslam'a aykırı politikaları, bazen şiddet-dışı yolarla düzeltmek, bazen eleştirmek bazen de en azından kalb ile bugz etmekle yetinirler. Ama toplumu iç savaşa atacak bir girişimde bulunmazlar.

Ehl-i Sünnet her iki seçeneğin de şerr/kötü olduğunu kabul eder ama ikincisi daha hafiftir. Bu nedenle birinciye karşı ikinci seçenekte karar kılınması gerektiğini düşünürler.

Burada ehven-i şerr ilkesine dayanılmaktadır. (…)

Yazının devamı >>>

 

[1] Aslında meşru yönetime karşı başkaldırı, İslam hukukunda 'bağy' terimiyle ifade edilir.