1. YAZARLAR

  2. D. Mehmet Doğan

  3. Zafer kutlamalarının muhtevası
D. Mehmet Doğan

D. Mehmet Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Zafer kutlamalarının muhtevası

A+A-

Cumhuriyet Türkiyesi bayramı bol bir ülke. Dini bayramlar “milli bayram”larla birlikte mütalaa edilir ve mahiyeti meçhul yılbaşı da eklenirse, 15 güne yakın sadece bayram tatili yapıyoruz demektir.

Bunun dışında, resmen tatil olmayan fakat, tatil muamelesi gören 10 Kasım gibi günlerimiz var. Mahalli kurtuluş günlerini vs. de bunlara ekleyebiliriz.
Türkiye’de milli bayramların nasıl kutlandığı herkesin malumu. Bu bayramlardan her hangi birine bir defa katılmak yeterlidir. Bendeniz orta mektepteyken Ankara’da, Hipodrom’da bir 29 Ekim Cumhuriyet bayramının seyircisi olmuştum, o günden bu yana bir daha bayram seyrine gitmek ihtiyacını hissetmedim.
Bu bayramların muhtevasındaki şişirme heyecan, vıcık vıcık hamaset, halka irtica bahanesiyle fırça kayma hâlâ değişmedi. Mekân bile aynı, sadece geçit resmine katılan bazı askeri araçların modeli değişti. Bundan 60 yıl önce hipodromun seyirci kapasitesi neyse, yine o. Bir tarafta törenin resmi erkânı, davetlileri, bürokrasisi vs. var. Bu kapalı tribünün karşısında derme çatma bir açık tribün kondurulmuştur. Son zamanlarda oraya da bindirilmiş kıtalar yerleştirilerek, geçit zenginleştiriliyormuş! Anlayacağınız halksız, katılımsız bir bayram!
Bütün milli bayramlarda, son yıllarda dozu azalmakla beraber, güçlü bir öteki vurgusu vardır. Her bayram bir iç zaferi işaretler. 23 Nisan milli hakimiyet bayramıdır, dolayısıyla, saltanatçılık üzerine gidilir. 29 Ekim Cumhuriyet bayramıdır, mutlakiyet üzerine yürünür. 19 Mayıs sonradan muhdes bir bayramdır, burada devletin değişmez ve değiştirilemez retoriği devreye girer ve gelenek, din, tarih ne varsa dümdüz edilir…
Cumhuriyet sonrası kutlama geleneğinin bu şekilde oluşmasında Milli Mücadele sonrasındaki eksen kaymasının büyük rolü vardır.
Şunun inkârı mümkün değil: M. Kemal Paşa, Milli Mücadeleyi yüksek dozlu bir din savaşı olarak başlattı. Kendisi de bu üslupta konuştu. Meclis’in dini havası, Osmanlı Meclisi’nin dahi koymadığı içki yasağı, kanunların dini kaidelere uygunluğunun gözetilmesine gösterilen hassasiyet bütün Milli Mücadele boyunca sürdürüldü.
Zafer kazanıldı. Bu zafer, Batı Anadolu’dan Orta Anadolu içlerine kadar çekilmiş dolayısıyla, ana merkeziyle ikmal ve iletişim bağları kesilmiş, mağlubiyetten başka “şansı” olmayan Yunan kuvvetlerine karşı kazanıldı. Batılıların dikkat çektiği gibi, Türkiye’nin profesyonel kumandanları, Yunanistan’ın amatör subaylarını beklendiği gibi alt etti. Türk ordusunda 26 Ağustos 1922’de bir müşir/mareşal, bir orgeneral ve bir hayli de bugünün tabiri ile general rütbesinde asker vardı.
Yunan kuvvetlerinin başkumandanlığına ise tuğgeneral Trikopis getirilmişti. Trikopis bu tayinden haberdar olamadan ordusu yenildi ve başkumandanlığa tayin edildiğini, esir düştükten sonra Türk kumandanlardan öğrendi. Çünkü Türk telsizleri, bu tayin emrini zaptetmişti!
Elbette İstiklal Harbini küçümsemiyoruz. Fakat bu harbin Anadolu’da bir Türk-Yunan savaşı olduğunu da unutmamalıyız. Bunun İngiltere’ye, Fransa’ya, İtalya’ya karşı bir harb olduğu efsanesini zihnimizden silmeliyiz.
Türkiye Milli Mücadele’de bu devletlerle savaşmadı. Yunan kuvvetleri yenildikten sonra, yapılması gereken İstanbul’u işgal altında tutan kuvvetleri bertaraf etmekti. Anadolu hareketinin temsilcisi Refet Paşa İstanbul’a gönderildi, fakat İstanbul’un işgalcilerden temizlenmesi için askeri harekattan imtina edildi.
Bunun sebebini bugün soğukkanlılıkla mütalaa etmek zorundayız. İşgalci güçler, Türkiye’yi istedikleri şartlarda barışa mecbur etmek için İstanbul’u terk etmediler.
Saltanat kaldırılmadan barış konferansı için imkan tanınmadı, Vahidetdin İstanbul’u terk etmeden Lozan Konferansı başlatılmadı. İsmet Paşa erken gittiği Lozan’dan bir süreliğine Paris’e dönmek zorunda kaldı!
İngiltere ve müttefiklerinin şartları kabul edilmeden, barış onların arzu ettiği şekilde karara bağlanmadan, hatta İstanbul’un başkent yapılmayacağının garantisi alınmadan işgalciler İstanbul’dan ayrılmadı. İşgalciler İstanbul’u terk ettikten bir hafta sonra Ankara başkent olarak ilan edildi!
Kutlamaların iç düşman üzerinden sürdürülmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT