Yürüyüşümüzün istikâmeti nedir?

28.03.2010 00:46

Serdar Demirel

Vahyin öğretilerini kutsal metinlerden yaşanan hayata aktarmak üzere yola çıkmış İslâm sevdalılarının seyir çizgisine dair bir çetele var mıdır?

Mekke ve Medine’den yola çıkarak mütemâdiyen bütün coğrafyalara akan o neslin istikâmet çizgisine benzer mi acaba?
Yoksa iki adım ileri, bir adım geri Mehter Marşı yürüyüşü tarzıyla mı ilerliyoruz? Ya da Michael Jackson’ın meşhur ettiği “ay yürüyüşü” diye bilinen moonwalk dansında olduğu gibi ileri doğru hamle yapıp geri geri mi yol alıyoruz, hangisi acaba?
Bu soruların cevapları önemlidir, zira, dünyada ürettiklerimizin çapı ve kalitesi de, ukba hayatımızın rengi de bu sorulara verilecek doğru cevaplarda mevcuttur.
İnsan, ne ekerse onu biçer, kendi eliyle ürettiğinden başkası yoktur. Allah’ın (c.c) koyduğu nizâm budur.
Benim kişisel kanaatim, ki bunda yanılmayı çok isterim, İslâm medeniyetini yeniden üretme seyrimizin ilk neslin seyrine pek uymadığı noktasındadır.
Onlar, keyfiyet ve kemmiyet muvâzenesinde dengeli bir seyir takip ediyorlardı. İslâm müntesiplerinin sayısı günden güne artarken takvada bir iniş yaşanmıyordu. Nitelik ve nicelikte arayı fazla açmadan ileriye doğru hamle yapıyorlardı.
Bu denge bizde takva aleyhine bozulmuş durumda. Kendisini dindar olarak tanımlayan insanların sayısı arttıkça amelsizlik de artmakta. Yapılan sosyal araştırmalar da, şahsi gözlemlerimiz de bunu ortaya koyuyor.
Başörtüsü giyen ama namaz kılmayan hanımlar, namaz kılsa da kıldığı namazı kendisini frenleyemeyen delikanlılar, dünyalıklarını gözü gibi koruyan ama imanını aynı duyarlılıkla korumayan büyükler..
Bu vakaya bir mü’minin duyarsız kalması düşünülemez. Bu yüzden de zaman zaman bu tür gaflet hâllerimize dair içten özeleştiri yapmaya gayret ediyorum bu köşede.
Bazı okurlar da eleştirilerimizi eleştiriyor. Tenkit yerine motive edici yazılar yazmam gerektiği noktasında uyarıyorlar. Hem de sorun olarak ortaya koyduklarımı haklı buldukları hâlde..
Eleştirilerin insanları umutsuzluğa sevk ettiğini, bazen de hatalarımızı düzeltmek yerine; “Ya demek ki bu hataları yapan sadece ben değilmişim!” diye nefsin iğvasına ittiğini ve böylece yanlışların algı dünyamızda normalleşmeye başladığını iddia ediyorlar.
Haklılık payı olabilir elbette.
Eleştirilere haklılık payı vermeme rağmen genel anlamda katılmadığımı söylemek durumundayım. İtirazıma itirazların iyi niyetlere mebnî olduğunu biliyorum. Ama müsaade ederseniz, cehenneme giden yolların iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu da hatırlatmak isterim.
Peygamberler müjdelerlerdi, âmenna. Ama bu terğîbin yanında bir de terhib (korkutma) vardı. Toplumsal sapmaları dile getirir, onlardan kurtulmanın yollarını gösterirlerdi. Nebilerin görevi uyarmaktı çünkü..
İlâhî mesaja uyanları müjdeler, ondan yüz çevirenleri de Allah’ın azabıyla korkuturlardı. Kur’an’ın cennet ve cehennemi hatırlatması da aynı doğrultudadır. Sadece cennet veya cehennemi anlatmak Kur’anî bir yöntem değildir.
Hiç kimse sorunları halının altına süpürerek çözemez. Sorunlar büyümeden onlarla yüzleşilmeli ki, çözüm kolay olsun. Bunun için de uyarılar önemlidir.
Ortada bir sorun varsa, onu çözmenin öncelikli yolu sorunu iyi teşhis etmekten geçer. Sorunun farkında olmaz, zamanında gerekli tedbirler alınmazsa sorun kendiliğinden yok olmaz.
Dönem dönem hafif semptomlarla varlığını hissettiren sorunlar önemsenmez ise, sinsice büyüyen bir tümör gibi bir gün kapıyı çalar.
Din tasavvurumuzu ve amellerimizin istikâmetini hârici müdahaleler tehdit etmez sadece. Belki de en tehlikeli tehdit, bizzat bizden, nefislerimizin ve şeytanın iğvasına kapılıp tökezlememizden kaynaklanır.
“Kol kırılır, yen içinde kalır” vecizesini yanlış yorumlayarak yen içinde kalan kırık kolun kangrene dönüşmesine neden olabiliriz.
İfrat ve tefrite kaçmadan sorunlarımızı tartışmalıyız. Allah’la ilişkimizi gözden geçirmeyi ihmal etmemeliyiz. İstikâmet krizi derinleştikçe çözüm üretmek de, üretilen çözüme uymak da zorlaşır.
Bu noktada kalplerin mühendisi konumunda olan irşad ehlinin de üzerine düşeni yapması elzemdir.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim