Yüksek Askerî Şûra mı, Anayasa Mahkemesi mi?

15.05.2008 01:44

Serdar Arseven

Efendim?..

Duyamadım..

“Ne alakası var!” mı buyurdunuz?..

Sabredin lütfen…

Ömürlerini Ordu’ya vakfetmiş subayları, astsubayları disiplinsizlik gibi “yuvarlak(!)” bir gerekçeyle sorgusuz sualsiz kapı dışarı eden…

Düpedüz yargısız infaz gerçekleştiren Yüksek Askerî Şûra ile Anayasa Mahkemesi arasında “savunma hakkına yaklaşım bakımından” pek fark yok!..

İkisi de insanların hayatlarını derinden etkileyen kararlar alabiliyor...

İkisi de savunma hakkı vermeksizin “hak mahrumiyeti” yaşatabiliyor!..

Tamam; şunu çok iyi biliyorum ki, politikacılığın itibarı çeşitli sebeplerden dolayı yerlerde sürünmekte…

Lâkin haksızlığa, yargısız infaza maruz kalan kim olursa olsun savunmakla…

Ve tabii, bu tür uygulamalara tepki göstermekle mükellef değil miyiz?..

Evet, Yüksek Askerî Şûra’nın uygulamalarına yönelik eleştirilerimizin mahiyetini biliyorsunuz…

Anayasa Mahkemesi’ninkilere gelince…

Orası da…

Vatandaşın öyle veya böyle kendisini temsil etmek üzere Meclis’e gönderdiği ya da yerel yönetimlerin başına getirdiği parti mensuplarını “yargısız infaza” tabi tutuyor…

Malûm; söz ve eylemleriyle kapatmaya sebep olan parti mensupları için 5 yıl siyaset yasağı var…

AK Parti davasına bakacak olursak, 71 partili bu “yaptırım tehdidiyle” karşı karşıya…

Adam ya da kadın ne yapmış?..

Hiç;

Konuşmuş!..

Nerede konuşmuş ve ne demiş?

Efendim, işte;

Genel Kurul kürsüsünde ya da üyesi bulunduğu komisyonda özetle demiş ki vekilin biri:

“Biz milletin bağrından çıkan bir partiyiz. Dolayısıyla milletin taleplerine ilgisiz kalamayız. Milyonları mağdur eden haksızlıklara son vermek için gerekli yasal düzenlemeleri yapmamız icap eder!..”

Bir diğeri, münhasıran üniversitelerde yaşanan zulme dikkat çekmiş…

Bir diğeri…

Uzatmayalım, bunun gibi konuşmalar işte…

Vatandaşın talepleri Meclis’te dile getirilmiş özetle…

Anayasa’nın 83’ncü maddesi, vekillerin kullandıkları oylardan, ileri sürdükleri düşüncelerden, bunları Meclis içinde veya dışında açığa vurmalarından dolayı sorumlu tutulamayacaklarını emrediyorsa da…

Bu teminat işe yaramıyor!.. Ve, bu teminata itimat ederek konuşan vekilin başı belaya giriyor!..

Görevini ifa etmesinden dolayı böylesine “yamuk” bir vaziyete düşürülmüş olan vekilin bir de “savunma” hakkından mahrum edilmesine ne dersiniz?..

Evet; yargısız infaz!..

Efendim; işte Anayasa Mahkemesi, tıpkı Yüksek Askerî Şûra gibi, “suçlananlara savunma hakkı vermeme”yi tercih ediyor!..

Önceki davalarda böyle oldu…

Muhtemelen…

Büyük ihtimalle…

Ya da kesinlikle…

Bu davada da böyle olacak!..

“Bireysel savunma” hakkı tanınmayacak!..

Evrensel ve ulusal hukuk yine ıskalanacak!..

Evet… Bugüne kadar hep öyle oldu…

Partisinin kapatılmasına sebebiyet verdiği iddiasıyla beş yıl yasaklılığa uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalan vekil; Anayasa Mahkemesi’ne “Bireysel savunma hakkımı kullanmak istiyorum” diye başvurduğunda…

Mealen şöyle bir cevap geldi eline:

“Dava partinin tüzel kişiliğine açılmıştır.

Sizinle alâkası bulunmamaktadır!..”

Hadi bakalım… Bir dava açılacak ve sonunda beş yıl siyasi yasaklılığa uğrayacaksın…

Savunma yapmak istiyorsun,

Mealen “Sana ne kardeşim, git işine!” deniyor...

“Yasaklama da gideyim işime” diyeceksin…

Bu kadarına bile izin verilmiyor!..

“Davadan sana ne”ymiş!..

“Ya,

Bana ne olur mu?..

Tehdit altında olan benim siyasi yaşamım...

Statümü, itibarımı, maaşımı, diğer özlük haklarımı kaybedeceğim…

Beş yıl boyunca siyasi yasaklılığa maruz kalacağım…

Bu durumun etkisi ömür boyu devam edecek.

Partimin kapatılmasına sebep olduğum için,

Beş yıl sonrasında da aday göstermek istemeyecekler beni!..”

Gel de anlat bunları Şura’ya…

Pardon… Mahkeme’ye!..

UZMAN DEĞERLENDİRMESİ

Bakın, dün “Konunun teknik boyutunu” konuştuğumuz Ceza Hukuku Profesörü Vahit Bıçak, meseleyi aynen şöyle izah etti:

“Kapatma davasında Ceza Muhakemesi Kanunu uygulanır.

Bu kanun, iddia makamındaki savcı ve savunma durumundaki parti dışında kalanların, (üçüncü kişilerin) davaya katılımına imkân sağlamaktadır. (CMK. Md.237). Buna göre, davaya katılma hakkı şu üç sıfattan birine sahip olanlardadır: Mağdur, zarar gören ve malen sorumlu olan. Haklarında siyaset yasağı istenilen kişi, üçüncü kategoride yer alır. Yani ‘malen sorumlu olan’dır.”

Evet… Yasaklılığı istenen AK Partilinin durumu bu: “Malen sorumlu olan.”

İlk bakışta ne anlama geldiği anlaşılamayan bir ifade…

Lakin aynı kanunda tanımı var: “Hükmün sonuçlarından etkilenecek olanlar veya hükmün sonuçlarına katlanacak olan kişiler!” (CMK Md.2)”

Sonuç olarak; “Siyaset yasağı istenenler bu tanımın içine girmektedir” diyor Prof. Dr. Bıçak.

Özetle; kanun, nizam; yasaklılığı istenenlerin savunma yapabilmesini öngörüyor…

Anayasa Mahkemesi’ndeki zihniyet ise…

Dedik işte; “Savunma hakkı”nı yok sayıyor!..

Ne büyük bir güç değil mi?..

İNGİLTERE-TÜRKİYE

Şimdi aklıma geldi…

Malum, İngiltere Kraliçesini ağırlıyoruz bu günlerde…

Yetkilerine baktım; bir numara yokmuş Kraliçe’de!..

Orada, Anayasa Mahkemesi bile yokmuş, iyi mi?..

Adamlarda Anayasa Mahkemesi yok, krallık var…

Hatırlatmış olayım;

Bizde ise Anayasa Mahkemesi var, krallık yok!..

Vakit gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim