1. YAZARLAR

  2. Markar Esayan

  3. Yük Yine AK Parti'nin Sırtında...
Markar Esayan

Markar Esayan

Yazarın Tüm Yazıları >

Yük Yine AK Parti'nin Sırtında...

A+A-

 

7 Haziran seçim sonuçları ülkeyi enteresan bir noktaya taşıdı. Aslında zaten enteresan olan durumu, siyaset zemininde ve o siyasî aktörler üzerinden düşünebilmemizi sağladı. Bu enteresan durum 12 yıllık AK Parti reformlarının ülkede ideolojik kalıpları kırması, bunun karşısında tüm siyasî aktörlerin fark etmeden değişirken, AK Parti karşıtlığı üzerinden ittifaklaşması sonucu oluştu.

Önce darbe teşebbüsleri, sonra Gezi, sonra 17/25 Aralık darbe girişimi ve nihayetinde 6-8 Ekim kalkışmasının etkisizleştirmeye çalıştığı sandığın şifa verici etkisi de diyebiliriz buna.

Kimsenin koalisyon seçenekleri veya seçim olasılığını can sıkıcı bir engel olarak görmemesi için söylüyorum bunu. Bugün ülke koalisyon veya seçim olasılıklarına kilitlenmiş durumda. Gezi veya 6-8 Ekim kalkışmasında siyaset zemininin kırılmaya çalışılması noktasından, siyasetin tekrar belirleyici olduğu bir aşamaya gelmek büyük bir başarıdır.

Ve bu başarı AK Parti direndiği ve ayakta kaldığı için gelmiştir.

Unutmayalım ki, AK Parti dışındaki tüm aktörler, siyaset zeminini kırmak üzere tüm yollara ya başvurdular, ya onayladılar, ya da bu denemelerin nesnesi oldular.

Biz tabî ki bu aktörlere karşı önyargılı olmayacağız ve oradaki müsbet değişimleri, eğer olursa, izleyecek ve kalıcı olmalarını dileyeceğiz.

Lakin Gezi ile başlayan süreç, üç seçimi hedefleyen, AK Parti ve sosyolojisini dağıtmak üzere bir girişimdi. 17/25 Aralık darbesi ve 6-8 Ekim kalkışmasının murad edilen sonucu vermemesi ile iki seçim başarısından sonra, AK Parti’siz mümkün olmayacak koalisyon gerçeği ile bizi buluşturdu.

Yani asıl murad gerçekleşmedi.

Gerçekleşmemiş, gerçekleşememiş olması, bu muradın terk edildiği anlamına gelir mi? Elimizde böyle bir veri var mı?

Sanırım yok.

Diğer yanda, kutuplaşmanın asıl nedeninin muhafazakârların eşitlik taleplerinin hazmedilememesi ve buna dair geliştirilen siyaset dışı yöntemler eşliğinde laik/beyaz Türklerin medya ve CHP yolu ile çıldırtılmasından kaynaklandığını görmezden gelen analizler eksiktir.

Bu çabaların koalisyon kurulduktan sonra devam etmeyeceğini söylemek anlamsızdır.

Yani AK Parti'ye dönük otoriterlerleşme suçlamalarının, “nefsi müdafaadan vazgeç” anlamına gelmemesi gerekir. Bu ülkeyi normalleştirecek olan, AK Parti ve tabanının teslim olması değildir.

Çok ilginç bir şekilde, medyada kutuplaşmanın asıl müsebbipleri hiç sorunsallaştırılmazken, ülkedeki gerginliğin tek nedeni AK Parti'ymiş gibi bir baskı kurulmak isteniyor. Muhafazakârların bir kısmında görülen konformizm/yorgunluk işaretlerine güvenerek “Ver kurtul” baskısı yaratma çabası epeydir gündemde.

Siyaset, basit bir mantıkla yürür. Oy almak ve iktidar olmak... Oy kitlesini muhafaza etmek, arttırmaya çalışmak. Siyasî rakiplerin yanında, seçmenlere anlamlı bir fark hissettirmek. Bu olduğunda yorgunluk, tereddüt kalmaz. Muhafazakârlar haklarını elde ediyor diye darbe yapmaya kalkışanlar ve onların argümanlarına inanan kitleler için başka tedavi yöntemleri bulmak gerekir, muhafazakârlara örtülü bir “vazgeç” teklifi yapmak değil.

AK Parti, bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da taban hacmini muhafaza etmek ve mümkünse arttırmaya çalışacaktır. Oyun planlarını, koalisyon seçeneklerini buna göre değerlendirecektir.

İktidar olarak tüm vatandaşlardan sorumlusunuzdur ama bir siyasî parti olarak kendi tabanınızın önceliklerini düşünmek zorundasınız. Bu anlamda AK Parti muhalefet partilerinin tabanlarının sorumluluğunu onların yerine üstlenemez. Bu rasyonel değildir.

Ancak bu konuda yaptığı hatalar veya yapmadığı doğrular varsa bunları düşünmek durumundadır.

AK Parti, kendi tabanında yaşanan sosyolojik değişimleri, talep farklılaşmasını, yeni heyecanlar yaratacak siyasî ufukları kucaklamakla mesul. Öncelikli hedefi, tabanının gerisinde kalmamak, onu peşinden sürüklemektir.

Önümüzdeki sürecin yeni fırsatlar yarattığını, koalisyon seçeneklerinden ürkülmemesi gerektiğini düşünüyorum. İktidarda olunsa da olunmasa da, “dezavantajlıların muhalefet partisi” olma kimliği AK Parti'nin en büyük avantajıdır.

Bunu doğru yapabilmek için de durumu, şartları, sorunları, fırsatları ve kendinizi doğru tanımlama mecburiyeti vardır.

AK Parti'nin elinde bir sihirli değnek olmadığına göre, CHP veya MHP ile yapılacak koalisyon, CHP ve MHP ile yapılacaktır; Norveç sosyal demokratları veya İsveç yeşilleri ile değil. Fark yaratmadan seçimlerden farklı sonuç alınması ihtimaline de dikkatli yaklaşmak gerekir.

Bu zor sürecin bir krize yol açması ile ülkeyi 2023 hedeflerine taşıyacak yeni fırsatlar yaratması, kabul edelim ki tek başına AK Parti'nin sırtına binen bir yük olarak duruyor. Muhalefetin farkı ise, hiçbir şey yapmak zorunda olmaması.

Çünkü kendi başarılarını AK Parti'nin teklemesine bağlamış durumdalar. Denklem böyle olduğu için müsbet anlamda değişmeleri de AK Parti'nin başarmasına bağlı. CHP bugün başörtüsü ile barıştıysa, AK Parti'nin yarattığı değişim baskısı nedeniyle. Örnekleri arttırmak mümkün.

Hasılı, normalleşme AK Parti güçlü olursa gelecek, AK Parti kendi olmaktan vazgeçtiğinde değil.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT