YTL’den sonra, YTC.. Yeni bir anayasa, sosyal hayatın yeni baştan tanzim

07.06.2008 01:46

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Anayasa Mahkemesi kendisinden bekleneni yapmış, beklentileri gerçekleştirmiş; kendisine hayat veren, kendisini ortaya çıkaran sistemin mantıkî gereklerine göre hareket etmiştir. Yapılan anayasa değişikliğini, Anayasa’nın 148. maddesinde yer alan ve Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini belirleyen maddesini de akıl almaz bir ‘devrimci cür’et’le devreye sokarak ve 550 kişilik Meclis’in 411 oyla kabul ettiği o değişikliği de, ‘yetkisini aşmak’ diye değerlendirerek, Meclis’e had bildirmeye kalkışan bir ‘laik despotizm’ benimsenmiştir.

Kızmayalım.. Kızmak yerine, konunun ne kadar ağır olduğunu ve bu durumda neler yapılabileceğini, kanımız tepemize fırlamadan düşünelim..

28 Şubat Brifingleri’yle daha bir ‘devrimci’leştirilen hukuk anlayışına göre, hukuk sisteminin, yargı mekanizmasının aslî vazifesinin -millet tarafından benimsenmese de-, ‘laikliği, kemalizmi, resmî ideoloji’yi, gerekirse, bir jakobenist/ tepeden inmeci, ceberrutluk olarak korumak olduğunu açıkça bir daha ortaya koymuştur.. (Bu vesileyle, mes’eleyi hâlâ, T. Erdoğan’a olan duygularına göre değerlendirip, ‘Meclis’teki sayıları vardı, tedbir almalıydılar..’ diyenlerin, görüşlerinin geçersizliğini anlamaları da umulur.)

Mevcud anayasaya göre, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliğini sadece ‘şekle uygun olup olmadığı’, yani  o değişiklik esnasında Meclis’te şeklî bir hata yapılıp yapılmadığı açısından inceleme yetkisinin bulunduğu ve bu konuda ‘esasa aid inceleme yetkisinin  olmadığı’ kesinlikle belirtilmişken, mahkeme, tıpkı Refah Partisi’nin kapatılmasında olduğu gibi, bir anayasa koyucusu gibi hareket etmiştir.. Şimdi bu hukuk darbeciliğini çoğu hukukçular da kabul ediyor, ama; kararlarının kesin ve kendilerine karşı hiçbir itiraz mercii de bulunmadığını bilen o mahkeme üyeleri, böylesine bir sorumsuz salâhiyeti, yetkiyi kullanmaktan niye kaçınsınlar ki? Üstelik de, milletin meclisinin 411 m. vekilinin, yani Meclis’in yüzde 80’inin oyuyla yapılan bir değişikliğin ibtaliyle, millet iradesine pranga vurulmuştur.

Artık sadece Meclis değil, bütünüyle siyaset kurumu bu mahkemenin vesâyeti altındadır..

Mahkemenin bu gibi ‘devrimci’  kararları, geçmişte, ancak milletin kendilerine emanet ettiği silahları millete çeviren darbeci subaylar yapıyorlardı.. Ama, son 45 yılda yapılan 4 askerî darbenin herbirisinden, kısa süreli bir başarıyı müteakib, sonuçta hep yenik çıkan o güçler, bu kez, değişik bir taktik uyguladılar.. Yani, denilmiş oldu ki, ‘askerî darbelerle bir yerlere varılamıyor; bunu artık, yargı yoluyla yapmalıyız biz arkanızdayız..’

Bu hususta hukukçular ve silahlı güçler arasınsında hattâ uluslararası dayanışmanın örnekleri de ortaya çıktı. Başı örtülü olduğu için haksızlığa uğradığını ve haklarının korunmasını taleb eden bir öğrencinin talebini reddeden (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) AİHM’in  4 Haziran günü verdiği karar ve Anayasa Mahk. kararının alınmasından bir kaç saat önce de, Gen. Kur. Başk. Büyükanıt, kararı önceden ilân edercesine, ‘Harb Akademileri K.lığı’nda Ortadoğu üzerine yapılan bir sempozyumun açılış konuşmasında, ‘...Türkiye devletinin başına bazı sıfatlar takılıyor. Buna anayasal organlar fırsat vermeyecektir..’ diyor bu konuyu, yaptığı bir görüşmede USA Başk. Yard. Dick Cheney'e de söylediğini’ de hatırlatıyordu.. (‘Cumhuriyet'in başına sıfatlar takılıyor derken, ılımlı İslamı mı kastettiniz?’ sorusuna da evet diyordu, Büyükanıt.. Karar açıklandıktan sonra ise, Büyükanıt’ın, herkesten yargı kararlarına saygılı olmasını istemesi ve buna örnek olarak kendisinin Şemdinli İddianâmesi’ne saygılı olduğunu zikretmesi, ’ironi’nin de ötesinde, âdetâ aklı başında herkese nanik yapmak idi..  Karar açıklandıktan sonra ise, generaller, akşam Orduevi’nde verilen bir resepsiyonda, ‘Bugün tarihî bir karar alındı..’ diyen bir şarkıcıyı ayakta alkışlıyorlardı. Bu kadar güce sahib olan bir ‘ideolojik / despotizm’ sarmalındaki bir güçten daha ne beklenir?)

Eğer bu sistemin bu özelliğini göremeyip, ‘bu oligarşik dikta’nın temsilcilerinin halkın büyük ekseriyetinin iradesinden korkarak hareket edeceği düşünülürse’, gerçekten safdillik edilmiş olunur.. CHP’de en belirgin temsilciliğini bulan bir azlık, bir ‘mütegallibe zümresi’, millete zorla, süngü ucuyla dayatılan bir anayasanın, ‘değiştirilmesi teklif bile edilemez’  denilen maddelerine dayanarak, her türlü şirretliği, hukuk adına yapabileceğini göstermiştir.

Çünkü, Anayasa Mahkemesi, kanun-manun tanımadan, laikliğe kendi anlayışına göre, kendi kemalist/laik değerlerine gelmesi muhtemel her tehlike için, derhal tepki veriyor..

Anayasa Mahkemesi’nin başında bir itiraz mercii olmadığına  ortadadır..

Böyle bir sorumsuz ve itiraz edilemez mahkeme karşısında, hattâ, ‘Anayasa Mahkemesi’nin, Meclis kararlarını ibtal etmesi yetkisi yoktur’  deseniz bile, o mahkeme onu da ibtal edecek kadar, kendisini bir ‘anayasa koyucusu kurucu organ’ olarak görecektir.. Kanadoğlu gibiler o hukuk oyunlarını boşuna üretmiyorlar..

Hukukî yorumlar ne olursa olsun, ‘guguk güçleri’, çiğneyip geçmiştir Meclis’i, üstelik Meclis’in yetkisini aştığını iddia edecek kadar.. Geçmişteki üç c.başkanının seçiminde o rakamın asla aranmadığını elbette bilen bu mahkeme, geçen sene, 367 rakamını nasıl bulduysa, şimdi de aynı entrikacı hukuk anlayışıyla, sahneye, Meclis’i de, milleti de hukuk adına vesayeti altına alan bir anlayışla çıkmaktan kaçınmıyacaktı..

Şimdi, ‘savaş baltalarının topraktan çıkarılması’ noktasına gelinmiş bulunulmaktadır. Ve bu, tekrar edelim, siyasî bir karar olmanın çok ötesinde, siyaseti de vesayeti altına alan bir despotizm gösterisidir.  Bu sistemin bir ‘mütegallibe zümresi’nin, bir ‘yeniçeri zihniyeti’nin, bir ‘resmî ideoloji diktatörlüğü’nün, bir haramîler çetesi mantığıyla çalışan bir sistem olduğunu, bu zamana kadar anlamayanlar, bundan sonra olsun, anlamalılar..

Yapılacak şey, aynı güçte bir ’devrimci direniş ve müdahale’dir.. Bu da, mevcud anayasada değişiklikler yapmak değil; yeni bir anayasa hazırlamaktır. Çünkü yapılacak her değişiklik, bu Anayasa Mahkemesi’nden ve hiçbir hukukî gerekçeye gerek kalmadan, ibtal edilebilir..

O halde, mevcud anayasa kaldırıp, bütün temel kurumları milletin iradesine uygun şekilde yeni baştan düzenlemeyi göze alacak kadar radikal, kesin kararlı ve her türlü direnişin göze alındığının mesajını verecek adımların atılması gerekiyor.. Hemen, zaman geçirmeksizin..

En âcil konu budur.. Ve bu, sadece iktidar partisine değil, Anayasa Mahk. tarafından ‘yetkisini aştığı’ iddiasıyla ‘terbiye edilme’ye çalışılan MHP ve DTP’nin de omzundadır..

Ve eğer yeni anayasa da, ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez..’ gibi laflarla veya Başlangıç kısmındaki gibi, hukukun kaynağını bir takım ilke ve devrimlere bağlayan veya ‘hak ve özgürlüklere aykırılığının iddia edilemiyeceği’ söylenen zorbalık hükümleri taşımamalıdır.. Yoksa, bu zorbalık oyun bozulamaz; milletin aklı ve kalbi yine kelepçelenir..

  • Yorumlar 5
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim