1. YAZARLAR

  2. Emre Uslu

  3. YSK kararı bir Ankara Kriteri’dir
Emre Uslu

Emre Uslu

Yazarın Tüm Yazıları >

YSK kararı bir Ankara Kriteri’dir

A+A-

YSK’nın BDP’li vekillere verdiği kararın arkasından isyan etmemek elde değil. Son dönemlerde bizim Avrupa Birliği konusunda neden ileri adımlar atmıyorsunuz sorusuna, AKP’li dostlarımız “Kendi dinamiklerimizle demokratik bir cumhuriyeti yeniden inşa edebiliriz” cevabını veriyorlardı. Belli ki gerçekten iyi niyetle Türkiye’ye demokrasi getirebileceklerine inanmış bir AKP’li grubu var. Bu aslında özü itibariyle saygı duyulacak bir şey. Ama öbür yandan da acınası bir hâl aynı zamanda. Acınası diyorum çünkü AKP geçen sekiz yıllık iktidarında önüne çıkarılan onca engele rağmen, sistemin kılcal damarlarına sızmış derin güçlerin hamlelerini görmezden geliyor ve zaman zaman “iyi niyetle” bile olsa onlarla iş tutmaya koalisyonlar kurmaya çalışıyor.

Hatırlayınız, AKP AB sürecine ilk ihaneti 2007 seçimlerinden hemen sonra, özellikle Güneydoğu’dan büyük oy alınca yapmıştı. Kürtlerden aldığı oyu Ankara’da siyasi manivela olarak kullanmak istemiş ve askerle anlaşma yoluna gitmişti. Üstelik bunu gizli kapaklı da yapmadı AKP. Özellikle Cemil Çiçek açık açık mesajlar vererek, biz Güneydoğu’dan çok oy aldık ve oradaki son Türkiye partisi AKP. Bu partiye halel gelirse Güneydoğu’daki zihinsel kopukluğu onaracak bir başka kurum ve yapı olmadığından ülke ciddi bölünme tehlikesi ile karşı karşıya kalır demişti. Bu içerikli mesajlar Fikret Bila’nın 2008 yılında yazdığı birçok yazıda var. Olan biten basit. 2007 yılından sonra AKP, AB ile müzakereleri ilerletip Türkiye’yi daha demokratik bir zemine çekmek yerine, Cemil Çiçek’in “devletle uzlaşalım” anlayışını kabul etti ve bu “uzlaşma”dan sonra krizlerden başını alamadı.

Bu uzlaşma arayışında en önemli niyet Kürt sorununu çözmekti. AKP, özellikle içindeki devletçi kanadın yönlendirmesiyle, zannetti ki Kürt sorununu devletle anlaşarak çözebilirim. Oysa Erdoğan bütün iyi niyetine rağmen bizzat partisi içindeki devletçi kanadın oyununa geldi. Bunu şuradan anlıyoruz.

Erdoğan iyi niyetle Kürt sorununu çözmek isterken, gerçekten de devleti temsil ettiğini düşündüğü ordunun da monoblok halinde ve iyi niyetli bir şekilde bu sorunu çözmek istediğini zannetti. Oysa sorunu çözmek için adımlar hızlandığında engeller de büyümeye başladı. Habur skandalı Erdoğan’ın iyi niyetine bürokratlarca atılmış en açık bir kazıktı. Habur’da olan olaylar sırasında, Beşir Atalay, Ankara’dan gönderdiği bürokratlar tarafından doğrudan aldatıldı. Bazı kurumların uyarılarına kulak tıkayan ve sorunu çözme heyecanına kapılan Atalay’a ve dolayısıyla Erdoğan’a devlet öyle bir kazık attı ki bir daha Açılım’ın telaffuz bile edemiyorlar artık. Habur’da olan olaylardan önce gelen PKK’lıların gerilla kıyafetiyle getirilmemesi gerektiği konusunda Atalay uyarılmıştı ama o uzlaştığı “devlet”e öylesine güvenmişti ki bu uyarıları dikkate bile almadı. Tabii sonuç fiyasko.

Daha da kötüsü Erdoğan 2007 yılında Cemil Çiçek çizgisinin dümen suyuna kapılıp AB sürecini ikinci plana attığında kendi yönettiği devletin içindeki “Heron ihaneti”nden haberi bile yoktu. O dümenin kendisinde olduğunu sanıyordu ama aşağıdaki manipülasyon hamleleri ile attığı adımlar hep boşa çıkarıldı.

Geldiğimiz noktada YSK’nın BDP’li adayların seçime katılmalarının önüne çıkardığı engel de Erdoğan’a hatırlatılan son “Ankara Kriteri”dir. Erdoğan’ın kontrol ettiğini düşünmeye başladığı devletin kılcal damarlarında yaşayan derin organizmalar bir taşla kuş katliamı yapıyor Erdoğan halen ülkenin dinamikleriyle Türkiye’ye demokrasi getireceğine inanıyor. Bu inanç güzel bir şey ama gidiş yolu yanlışsa sonuç hep yanlış olur.

Ben YSK’nın kararının Erdoğan’ın açıkladığı 2023 vizyonu ve seçim beyannamesinden bağımsız bir şey olduğunu düşünmüyorum. Erdoğan’ın açıkladığı beyanname kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştı ki, YSK’nın çılgın projesi her şeyi altüst etti. Umarım Erdoğan bu çılgın projenin farkına varır ve bir an önce Ankara kriterlerini bir kenara bırakır ve evrensel kriterlere ve realiteye uyanır ve demokrasi zeminine yeniden döner.

Erdoğan şunu asla unutmamalı; Anayasa’yı değiştirme iradesini 2023 vizyonunun ilk sırasına çıkardığı günden itibaren seçimlere kadar kendisine ve partisine huzur zor görünüyor. YSK’nın kararı da emin olun ki o vizyondaki Anayasa değiştirme projesine karşı alınmış bir karardır. Bu aşamadan sonra devletin içindeki derin damar ile PKK’nın içindeki derin damarın koordineli bir şekilde hareket ederek AKP’nin Anayasa’yı değiştirecek çoğunlukla iktidara gelmesini önlemek için elinden geleni yapacağı unutulmamalıdır. Bu noktada Erdoğan Kürt sorununun çözümünde Ankara’da partner aramayı bir kenara bırakmalı ve amasız ve fakatsız bir şekilde evrensel demokratik kriterlerle bu sorunun çözümü yolunda adımlar atmalıdır. Zira bu konuda aracı olan insanların kime aracı kime kiracı olduğu bilinmiyor. Öcalan adına hareket ettiğini söyleyen insanların, görüşmelerini başka yerlere de rapor ettiği artık sır değil. WikiLeaks belgeleri her şeyi açığa çıkarıyor. Bu nedenle Erdoğan önümüzdeki iki ayı “Ankara kirterleri”nden mümkün olduğunca uzak ve evrensel kriterlere mümkün olduğunca yakın bir kararlılık ve dikkatlilikte yürümek zorundadır.

acilim1@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT