Yoldaş AB ve hudut bekçisi endişeli ‘moderinler’

25.01.2011 15:08

Melih Altınok

Bir yazarımız Ankara Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şubesi’nde şahit olduğu anısını anlatıyor. Pasaportunu yenilemek için şubede görevli bir memurun odasında oturuyorlar. İçeriye bir albay giriyor. Polis memuruna “Komutanımın pasaport işlemleri için geldim” diyor.

Bir Albay “komutanım” dediğine göre sözkonusu olan kişi general olmalı.

General!

Hani çok değil üç beş yıl öncesine kadar protokollerimizdeki yeri seçilmiş siyasilerden önce gelen ve işte o günlerin gazıyla hâlâ programlarda gazetecilere “Bana bak hamamböceği” diye hakaret etmekten çekinmeyen ama “Karşında askerin mi var faşist” yanıtını alınca şimdilerde suspus olanlar var ya, işte onlar.

Polis çayından bir yudum aldıktan sonra gayet sakin bir şekilde “Komutanınızın bizzat gelmesi gerekiyor, adına işlemlerini yapamazsınız” diyor subaya.

Albay çaresiz çıkıyor odadan.

Ana!

Koskoca general Emniyet’e gelecek, biz paryalar gibi sıraya girmese de en azından o koridorlarda halkla aynı havayı soluyacak!

O polis memuru eğer bu yanıtı generalin emir subayına on yıl önce vermiş olsaydı, –ki veremezdi-, herhalde sürgüne gönderilmeden önce görev başında alkol almaktan hakkında soruşturma açılırdı. Çünkü biliyorsunuz “teamüller” gereği, tıksırıncaya kadar içmemiş, kafası yerinde bir memur, kendisinden daha eşit bir askerî memura Anayasa’ya uygun muamele edilmesini teklif dahi edemezdi.

Ama burada fevri bir çıkış sözkonusu değil. Hukuk devleti adına o polis memurunun dilini çözen şey, tarihin en büyük sivil toplum projesi olan Avrupa Birliği.

Çünkü Türkiye’nin üyelik müzakerelerini yürüttüğü AB diyor ki, benim sınırlarım içerisinde seyahat edebilmek için, biyometrik fotoğraf ve parmak izi gibi ayrıntılarla daha güvenilir kılınmış pasaportları kullanacaksın. Senin ülkende sivil ve askerî bürokratların ilah olabilir. Ama benim için bu kişilerin, ne AB ne de TC vatandaşlarından bir ayrıcalığı var.

Dolaysıyla, Fuzuli’nin “selam verdim rüşvet değil deyü almadılar” sözleriyle anlattığı bir memleketin memurlarını esir eden, askerî vesayet sarmalını fiilen derinleştiren iltimas geçme zorunluluğu gibi uygulamalar, enternasyonalist bir proje tarafından otomatikman ortadan kaldırılmış oluyor.

Garip ama ülkemde bu ve benzeri hikâyelerden “kaygılanan” sözüm ona solcular var.

Zira arkadaşların derdi artık darbe olasılıklarına set çekecek demokratikleşme falan değil, promille ölçülen “büyyük” tehlikelerin farkındalar ya!

Geçtiğimiz günlerde katıldığımız bir programda kendisini “solcu” olarak tanımlayan ve bizlerin solculuğuna dudak büken Posta yazarı Yazgülü Aldoğan bu sakat bakış açısıyla, AB üyeliği konusunda gönülsüzleştiği için eleştirdiğimiz hükümetin tavrını sahiplenip şunları söylüyordu:

“AKP, türban konusunda elini rahatlatacağını düşünüp AB üyeliğini hararetle savunuyor.”

Hakları ve özgürlükleri büyük oranda genişletecek, demokratikleşmenin ve şeffaflaşmanın önünü açacak her sivil toplum projesinin esintisi, memleketin balkonlardaki bazı rüzgârgüllerine çarpınca çıkan ezgiye yıllardır aynı güfte yapılır bizde:

“AB üyeliği ‘vatandaşlara’ özgürlük ve eşitlik sağlayacağı makyajıyla sunuluyor ama aslında çoğunluğunun başı bağlı olan ve neyi seçeceği muğlâk ‘halka’ birtakım haklar getirme riskini de beraberinde taşıyor! O halde AB üyeliği bize bol gelir; defactodan memnunuz, hiç olmaz şeriat tehlikesinden bizi koruyor, kapanan el kapıları.”

Evet, sevgili okur, AB konusundaki bu yaklaşım, varlıklarından endişe duyduğumuz solcu “moderinlerin” kaygılarının net bir ifadesidir.

Atı alan enternasyonalistin Seattle’ı geçtiği küreselleşen dünyada, bizim, milli sermaye seviciliklerini mevzubahis yapmadan, antiemperyalist söylemle işi kotarabileceklerini sanan ve bu yüzden aslında konumları faşist bir diktatörün bile pekâlâ savunabileceği anti sömürgeciliğin bir adım ötesine bile geçemeyen arkadaşlar hâlâ hâlâ “onlar ortak biz pazar” sloganını atadursunlar, AB üyeliğinin söylentisi bile memleketi daha yaşanılır kılmaya başladı bile işte.

Devletlerin demokratikleşme konusundaki reformları gerçekleştirme işini onların tasarruflarına bırakmayan, insanlığın ortak birikimi olan evrensel değerleri referans alan uluslararası kuruluşlar ve onların eseri metinler, bizlerin özgürlüğünün ve eşitliğinin sigortasıdır.

Kürtlerin de, dindarların da, Alevilerin de, sosyalistlerin de, emekçilerin de, kadınların da, çocukların da (geriye ne kalıyor ki zaten) yoldaşı, içe kapanmacı modernler değil, sınır tanımayan küresel birliklerdir.

Hep söylüyorum, bir daha da söyleyeceğim. Allah hiçbir halkı bu dünya üzerinde (hele hele adında demokratik halk malk geçen) ulus-devletiyle baş başa bırakmasın. El kapıları da açılsın ve bir daha kapanmasın!

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim