1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kamış

  3. Yol hikâyesini bırakın da cinayete gelin
Mehmet Kamış

Mehmet Kamış

Yazarın Tüm Yazıları >

Yol hikâyesini bırakın da cinayete gelin

A+A-

Temel, İstanbul'da bir cinayet işlemiş ve Trabzon'a kaçmış. Bunu yakalayıp İstanbul'a mahkemeye getirmişler. Hakim sormuş; 'Anlat bakayım oğlum cinayeti nasıl işledin?' diye. Temel başlamış anlatmaya... Efendim demiş 'Ben Tirabzon'da oturuyordum.

Sonra yola çıktım. Yağmur yağıyordu, seller akıyordu. Arabaya bindim, baktım yağmurda araba ilerlemiyor, indim...' Saatlerce yol hikâyelerini anlatmış. Hakim artık dayanamamış. Kızarak, 'Oğlum bırak da İstanbul'a gel. Şu cinayeti anlat hele bir.' demiş. Temel hemen cevabı yetiştirmiş. 'İstanbul'a geleyim de beni hapse atasın öyle mi?.. Hiç gelir miyim İstanbul'a.'

Ortada korkunç bir cinayet var, bazıları hâlâ 'bu belge nasıl basına sızdı?' diye sızlanıyor. Hâlâ lafı oraya buraya çeviriyor ama bir türlü cinayet mahalline gelmemeye özen gösteriyorlar.

Son elli yılda demiyorum, son 40 yılda demiyorum, son yirmi yılda, hatta 10 yılda bile değil, son beş yıl içerisinde konuştuğumuz bu kaçıncı darbe planı hiç düşündünüz mü? Maruz kaldığımız 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbelerini bir kenara bırakın. Bir de son anda paçayı kurtardığımız Talat Aydemir; Madanoğlu gibi darbe girişimlerini de geçiyorum. 2003'ten beri Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz darbe planlarını günlerce tartıştık. Bu planların üzerine bir de 27 Nisan e-muhtırasını dinledik. Bugün yine bir darbe planını konuşuyoruz.

Mantık hep aynı! Darbenin birisini bertaraf ediyorsunuz, diğeri geliyor. Bertaraf ettiğiniz vakitte muhtemelen başka bir yerlerde yeni bir oyun planı hazırlanıyor. Nasıl değişmeyen, gelişmeyen, farklılaşmayan bir oyun biçimidir anlaşılır gibi değil. Bunun, İç Hizmetler Kanunu'nun 35. maddesiyle ilgisi yok. Hem de hiçbir ilgisi yok. Hele şu son ortaya çıkan 'AK Parti'yi ve Gülen'i bitirme planı' çok daha dehşet verici. Darbe şartları oluşmamışsa, ceza verecek sebepler ortada yoksa, önce suç oluşturmaya çalışmak... Israrla suç işlemiyorlarsa, işlemiş gibi gösterip sonra da ceza vermeyi planlamak... Af edersiniz ama şeytanın bile aklına gelmeyecek korkunç bir plan bu. Yapılanın İç Hizmetler Kanunu'yla, ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde yürürlükte olan bir kanunla alakası yok. Bu resmen askerî üniformayı kendilerine siper eden birilerinin millete komplo kurmasından başka bir şey değil.

Başta Genelkurmay olmak üzere bazıları hâlâ ''bu belge nasıl olur da sızar?''ın peşinde. Askerî savcılık soruşturma başlatmış. Zannediyorum daha çok, bu belgeyi kim nasıl sızdırdı diye araştırıyor. Askerî savcılığın soruşturmaları konusunda kamuoyunun kafasında pek çok istifham var. Bugüne kadar baktığı soruşturmaların hiçbirinden bir sonuç çıkaramadı. Bu belge basına sızmasaydı ne olurdu? Bu sorunun cevabı ilk soruşturmada gizli aslında! İlk soruşturmayı hatırlıyor musunuz? Askerî savcı daha belgeye bakmadan belgenin sahte olduğunu söylemişti. Sivil savcılar, Albay Dursun Çiçek'i tutuklamış, daha sonra hakim değiştirilerek albayın serbest kalması sağlanmıştı. Aktütün, Dağlıca, yola döşenen mayın gibi Genelkurmay'ın soruşturup üzerini kapattığı onlarca olay var. Bu konu da basına sızmasaydı eğer, muhtemelen diğerleri gibi üstü örtülüp kapatılanlar arasına girecekti.

Bu suçüstü duruma hiç kimsenin diyecek bir sözü yok. Daha önce ısrarla bunun bir kâğıt parçası olduğunu söyleyenler bile bugün belgenin aleyhinde konuşuyor. Cinayet o kadar ayan beyan ki yapacakları hiçbir şey yok. Temel gibi sürekli yol hikâyesi anlatsalar da elbet bir gün cinayeti de konuşmaya başlayacaklar. Peki ondan sonra ne olacak?

Bir sonraki darbe planını ne zaman konuşmaya başlayacağız? Bu mesele birkaç albayı, hatta generali cezalandırmakla hallolacak bir mesele değil. Bu mesele, ordunun Türkiye'de durduğu ve ısrarla da orada durmak istediği yerle ilgili bir mesele! Ordu bu kadar siyasetin ve her şeyin içinde olduğu müddetçe biz darbeleri daha çok konuşuruz.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT