YÖK'te zihniyet değişimi

12.05.2008 04:09

Yasin Aktay

YÖK başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın dün gazetelerde yer alan açıklamasına göre, bu yıl üniversitelere alınacak öğrenci kontenjanı, mevcut üniversite imkânları çerçevesinde yani yeni üniversitelerin açılmasına gerek kalmaksızın bile yüzde 25 artırılacakmış. Bu karara mevcut üniversitelerin bütün birimleri üzerinde yürütmüş oldukları basit bir envanter çalışmasının sonucunda ulaşılmış.

Bu envanter çalışması belli ki aynı zamanda şu bilgiyi de ortaya çıkarmış: Üniversitelerin büyük çoğunluğu bugün şu veya bu nedenlerle tam kapasite çalışmıyor.

“Şu nedenle” dediğime isterseniz üniversitelerin yüklenebileceklerinden daha az öğrenciyi tercih etmeleri, işin kolayına giderek daha az öğrenciyle öğretimi sürdürme kolaycılığı; “bu nedenle” dediğime de bundan önceki YÖK yönetimlerinin bazı üniversitelere, bazı bölümlere ve tabii ki bazı toplumsal kesimlere karşı uyguladığı ilginç kayırma veya cezalandırma siyasetleri olarak da bakabilirsiniz.

Gerçekten birçok üniversitede yeterli derslik, yeterli öğretim üyesi ve yeterli imkâna bulunduğu halde bir çok bölüm anlaşılmaz bir biçimde pasifize edilerek kapanmaya terk edilmiştir. Bazı birimler de öğrenciyi kendilerine yük görmüş, “mümkünse öğrencisiz bir üniversite” hayatını sürdürmeyi daha uygun görmüşlerdir.

Bunlar olurken her yıl üniversite sınavlarına toplam 1,6 milyon genç girmekte, bunların hepsi, doğru veya yanlış, umutlarını üniversite eğitimine bağlamaktadır. Bu esnada açık öğretim fakülteleri de dâhil olmak üzere ancak 400 bin öğrenci üniversitelere yerleştirilebilmektedir. Geriye kalanlar üniversite umutları ve hayalleri kırılmış olarak, depresif bir ruh haline terk edilmektedir.

Kontenjan yüzde 25 de artırılsa yine bunların bir kısmı kuşkusuz dışarıda kalmaya devam edecek, ama hiç olmazsa bunların bir kısmına daha eğitim imkânı sağlanması niye düşünülmüyordu?

Kuşkusuz Özcan'lı YÖK yönetimi bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da en büyük konsept değişikliğini ortaya koymaya başlamıştır. Bu değişiklik her şeyden önce verimlilik arayışında temayüz ediyor.

YÖK'ün öncelikli amacı bir yandan Türkiye'nin bilimsel faaliyetlerinin en etkili, kaliteli ve verimli bir biçimde yürütülmesi iken diğer bir görevi de yine etkili, verimli ve kaliteli bir eğitim hizmeti sunmaktır.

Türkiye'de son altı yıldır neredeyse her alanda yaşanmış olan inanılmaz büyümeye karşılık üniversite alanında ne yazık ki hiçbir paralel gelişme kaydedilmemiştir. Bu konudaki en basit veri, ekonomik büyüme oranlarına paralel olarak gittikçe artan eğitim talebini karşılamak üzere YÖK'ün hiçbir tedbir almamış olmasıdır. O kadar ki, bundan önceki üç başkanlık döneminde (Gürüz ve Teziç dönemleri) öğrenci kontenjanları neredeyse sabit kalmıştır. Üstelik hükümetin kontenjanı (basitçe yeni üniversiteler açarak) artırma konusunda yaptığı bütün girişimlere karşı YÖK'ün kendisi bin dereden su getirerek engeller çıkarmaya çalışmıştır.

İnternet kullanımının gelişmesi ve Türkiye'nin AB'yle entegre olma sürecinin zorlamalarıyla kaydedilen zoraki gelişmeler (Erasmus, Boloigna süreçleri) sayılmazsa, bu süre zarfında YÖK'ün kendi inisiyatifiyle harekete geçip eğitimin mümkün olan en fazla sayıda insana eşit bir biçimde ulaştırılması konusunda başvurduğu bir inisiyatiften söz etmek mümkün değil.

Dışarıda bekleyen 1,6 milyon gencin bir kısmına daha eğitim imkânı sunma konusunda hiçbir endişe taşımayan YÖK, aksine bütün enerjisini gözüne kestirdiği bazı kesimleri eğitim sürecinden dışlama hesaplarıyla tüketti.

Kabul etmek gerekir ki, katsayı sistemi sadece İmam-Hatiplileri değil bütün meslek liselileri, hatta toplumun alt sınıflarının devam ettiği okullardan mezun olanları da eğitim sisteminden dışlamak üzere, son derece zekice işleyen dahiyane bir buluş, YÖK'ün şimdiye kadarki enerjisinin nerelerde tüketildiğinin sembolik bir örneğidir. Aynı zamanda eğitim kavramına ne kadar dar bir yerden bakıldığının, sadece kendi sosyal tabakasından veya zihniyetinden olanlara tahsis edilecek bir ekonomik kaynak olarak bakıldığının da tipik bir örneğidir. Ülkesini, din, sınıf, tabaka ayırmaksızın bütün kesimleriyle sevenin aklı böyle mi çalışır?

Özcan'ın açıkladığı kontenjan artırımı, yaşadığımız dünyada artık en önemli ihtiyaç maddesi olan eğitimin fırsat eşitliği çerçevesinde azami derecede herkese ulaştırılmasını gözetmesi dolayısıyla YÖK'te aslında gecikmiş olan, yine de tam bir zihniyet değişimini de ifade ediyor.

Bu zihniyet kuşkusuz hayırlı bir zihniyettir. Enerjisini dışlamak üzere değil kuşatmak üzere kullanan, ülke kaynaklarını basit ideolojik takıntılar uğruna çarçur etmeyi değil özgüvenle ve rasyonel bir planlamayla herkese yüksek bir verimlilikle paylaştırmayı gözeten bir zihniyet.

Hayırlı olsun, devamı da gelsin.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim