1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. YÖK, ÖSS ve tercih sistemi
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

YÖK, ÖSS ve tercih sistemi

A+A-

Dün ÖSS sonuçları açıklandı. Siyasetin daha sıcak mevzularındansa bu konuda yazmayı “tercih” etmek iyi olur; tam da bu konuya ilişkin “tercih” sistemindeki yeni gelişmeler üzerine.

ÖSS tercih sistemi, öğrencilerin sınandıkları alanda karşılarına çıkarılan bir dizi engelle iyice daraltılmış bir alanda seçim yapmaları esasına dayanıyor. Öğrencinin alanı iyice daraltılınca tercih için de aslında fazla bir seçeneği kalmıyor. Oysa çağdaş dünya insanın “tercihleriyle kendi kendini var etmesini” ileri bir dünya olmanın en güçlü ölçütlerinden biri sayar. O yüzden her aşamada insanın tercih edebileceği seçenekleri çoğaltmak ve ulaşılabilir kılmak üzere kurmayı gözetir bütün hayatı. Bunda ne kadar başarılı olduğu tabii ki ayrı bir konudur, ancak özellikle eğitim sözkonusu olduğunda insanı her aşamada sadece biri diğerinden daha kötü iki seçenek arasında bırakmak yerine kendi kişiliğiyle, imkânlarıyla ve gelecek beklentileriyle bağdaşabilecek mümkün sayıda çok seçeneği sunmayı hedefler.

Ne yazık ki, Türkiye'de tercih sistemi her aşamada tercih edilebilecek seçenekleri kısma mantığı üzerine otura gelmiştir.

Şimdiye kadar sunulan yüksek öğretim hizmetinin sınırlılığı, üniversite kapılarında yığılan ve sayıları neredeyse 2 milyona yaklaşan talebin çok azını karşılayabildiği halde, bu eğitim arzını artırma yönünde en ufak bir çaba yoktu. Aksine eğitim kurumlarının kapasitelerinin artırılması veya yeni üniversitelerin açılması konusunda anlaşılmaz bir direnç vardı. Tabiatıyla bu direnç üniversite eğitimi talep eden gençlerin önündeki tercih imkânlarını kısıtlamaktan başka bir işe yaramıyordu.

İş bununla kalmıyor tabii ki. Halen geçerli olan bazı kısıtlamalar arasında “alan tercihinin” orta öğretim aşamasında yapılması ve sonradan neredeyse hiçbir geçişlilik imkânının tanınmaması, öğrenciyi orta öğretim aşamasında yapmış olduğu bir tercihe mahkum ediyor. Bu aşamada tercihini yapmış öğrencinin ömür boyu bu tercihinin dışına çıkamıyor olması, aslında, tercihi tercih olmaktan çıkarıyor. Geriye sadece bir “tercih yanılsaması” kalmış oluyor, ama zaten küçüklüğünden beri bu rotaya sokulmuş olan öğrenciler, ne yazık ki çoğu kez bu yanılsamayla yetinecek hale getirilmiş oluyorlar.

SETA Vakfı bugünlerde Talip Küçükcan ile Bekir S. Gür'ün hazırlamış oldukları “Türkiye'de Yükseköğretim Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz” başlıklı bir kitap-rapor yayımladı. Kitap Türkiye'deki Yükseköğretimin net bir fotoğrafını çekmeye, gelişme eğilimlerini tespit etmeye ve gelecekle ilgili önerilerde bulunmaya çalışmış.

238 sayfalık kitapta yükseköğretimin değişik sorunlarına ilişkin altı çizilebilecek bir dizi analiz ve öneri var, ancak, özellikle burada üniversitelerin kapasitelerinin artırılmasının önemine özel bir vurgu olduğunu kaydedelim. Gerçekten de bugünkü YÖK yönetiminde, üniversite sayısının veya mevcut olanların öğrenci kapasitelerinin artırılması, Erasmus ve Farabi gibi öğrenci değişim programları ile yan-dal veya çift anadal gibi imkanların sunulması, giderek öğrencinin “tercihini” bir yanılsama olmaktan çıkarabilecek altyapı gelişmelerini işaret ediyor. Şöyle diyor örneğin:

“Üniversite sınavını kazanan öğrencilerin önemli bir kısmı kayıt yaptırmamakta ve yeniden sınava girmektedir. Bir üniversite programını kazanan öğrencilerin, yeniden sınava girmelerini engellemek için, üniversitelerin kalitelerinin artırılması zorunludur. Ayrıca, programlar arası geçiş yapabilmek kolaylaştırılmalı ve üniversite giriş sınavına girmeden farklı bir programa geçişin yolu açılmalıdır.” (s. 218)

Son zamanlarda YÖK'ün Sabancı Üniversitesi ile girdiği ihtilafta Sabancı Üniversitesi'nin yıllardır denediği ve aslında bu anlamda çağdaş üniversitesinin tercih imkânı, yani özgürlük üreten ruhuna daha uygun olan uygulamasının bütün üniversitelere genelleştirilmesi çok daha uygun olacaktır. Eğitim hayatının her aşamasında tercih yapabilmeyi kolaylaştırmak, böylece hayatın her alanında insanın yaratıcı kapasitelerinin önünü açmak, çağdaş üniversitenin en önemli misyonlarından biridir.

Ne yazık ki Türkiye'de uygulana uygulana eğitimde bir norm haline gelmiş olan bu kısıtlayıcı yaklaşımdan, yeni YÖK yönetimi bile tam olarak kurtulamamaktadır. Oysa şimdiye kadarki diğer uygulamalarına bakıldığında YÖK'ün yeni yönetimine yön veren temel konseptin tam da üniversitenin çağdaş dünyanın özgürleştirici misyonuna kavuşturulması olduğu söylenebilir.

Doğrusu üniversitenin özgürlük misyonu sadece üniversite bünyesinde her türlü fikrin serbestçe tartışılabilmesi ve kılık-kıyafet serbestliğinden ibaret değildir.

Bunlar tabii ki hâlâ çok önemlidir.

Ancak üniversitenin daha az önemli olmayan bir özgürleştirici rolü de insanlara hayatlarının rotasını çizerken sunabildiği imkânlardaki çoğulluk ve çeşitlilikte yatıyor.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT