1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Yine şubat yine devrim!
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Yine şubat yine devrim!

A+A-

25 Ocak 2011 tarihinde ilk kıvılcımı parlayan Mısır devrimi 11 Şubat günü hedefine ulaştı ve zafer kazandı. İranlılar, Tahran’da Azad Meydanı’nda 11 Şubat 1979 tarihinde gerçekleyen devrimlerinin 32’inci yıldönümünü kutlarken, Mısırlılar da ilk kıvılcımın ardından 18 gün sonra yine 11 Şubat günü Tahrir Meydanı’nda başka bir zaferi ve devrimi kutluyorlardı.

İran halkı devrimlerinin 32’inci yıldönümünü Azad Meydanı’nda kutlarken, Mısırlılar da Tahrir Meydanı’nda taze devrimlerini kutluyorlardı. Ben de 11 Şubat günü çifte hatta çok yönlü bir kutlama yaptım. Zira, 11 Şubat 1962 doğumluyum ve 49 yaşıma girerken doğum günümde bir devrim daha yaşadım. Yaşıma bir çentik atarken bir devrimi daha beraberinde yaşadım. Daha doğrusu 48 yıllık hayatıma ve doğum günüme iki devrimi sığdırdım. Bunlardan birincisi, 17 yaşıma girerken Şam’da idrak etmiş olduğum 11 Şubat 1979 İran Devrimi idi. Devrimle birlikte 17 yaşıma basmıştım. 11 Şubat 2011 günü Mübarek’in pes etmesi ve havlu atmasıyla birlikte zaferine ulaşan Mısır devrimiyle birlikte bir yaşıma daha girmiş oldum. Mısırlılar devrimlerine, 25 Ocak devrimi diyorlar. Zira ilk kıvılcım bu tarihte yakıldı ve cemre havaya düştü. İkinci Cuma günü devrim cemresi toprağa, üçüncü Cuma günü ise suya düştü ve böylece devrim tekamül etti ve tamamlandı. Kanaatime göre, Mısır Devrimine zafer gününe nazaran ‘İkinci 11 Şubat Devrimi’ de denebilir. Bununla birlikte, 12 Şubat tarihi Hasan el Benna’nın şahadet yıldönümüdür. Devrim onun şahadet gününe de denk geldiğinden dolayı bir biçimde bu devrime ‘Hasan el Benna Devrimi’ de denebilir. Tabii ki karar ve tercih Mısır halkına aittir. Adı ne olursa olsun; devrim Hasan el Benna’nın attığı tohumların boşa gitmediğini ve sonunda meyve verdiğini ve yeşerdiğini göstermektedir.

Devrimden sonra bölgedeki jeopolitik veya jeostratejik değişimi tarassut ve analiz edecek olursak; bu başta Mısır halkının bir zaferidir. İkinci olarak, Türkiye’nin de zaferidir zira bölgeye kardeş bir rejim gelmiştir. Ruhunu İslami değerlerinden ve gücü de halkından istimdat eden ve alan yeni bir rejimin ayak sesleri belirmiştir. Jeopolitik ve jeostratejik olarak en fazla bu Türkiye’nin lehine bir gelişmedir. Mübarek’in gitmesi ise İsrail açısından kendi liderlerinin de itirafıyla en büyük kayıptır.  İsrail’in hasarı telafi edilemez çaptadır. İsrail’in bölgesel zırhlarından ve sütunlarından birisi daha yıkılmış ve çökmüştür. Bu devrimle birlikte, Mısır İslam dünyasına daha yakın ve Batı’ya daha mesafeli hale gelmiştir. Zira Batı gidene kadar Mübarek rejimine karşı hem ideolojik hem de stratejik açıdan yakın durmuştur. İdeolojik olarak İslamcılara geçit vermediğini düşünmüş ve destek çıkmıştır. Stratejik olarak da petrolün bekçisi ve İsrail’in müttefiki olarak görmüş ve bakmıştır. Bu tür rejimler emperyalizme kaim-i makamlık eden rejimlerdir ve Batılılara vekaletle ülkelerini yönetmişlerdir. Bu rejimler yerel sömürgecilerdir. Halk efendilerini ve sahiplerini gönderdiği gibi peşlerinden Kamberlerini (kölelerini ve yerli kılavuzlarını) de göndermektedir.

Mısır yeni dönemi kutluyor. Bu dönemin yapısı ve karakteri de yavaş yavaş şekilleniyor. Kimileri gelen gideni aratır dese de bunun istisnaları vardır. Kimileri yaşanılanları muvazaa rejimi ve askeri darbe düzeni olarak adlandırmakta veya anlam verememektedir. Bu çıkarımlar veya tespitler yerinde gözükmemektedir. Ordu da halkın adına hareket ettiğini ve kararlarıyla onun devrimci yasallığına gölge düşürmek istemediğini söylemektedir (leyse bedilen ani’ş şer’iyye). Eksem Süleyman gibi gazeteciler ordunun rolünü gayet dakik bir surette tanımlamakta ve ordunun ‘laib’ yani siyasi oyuncu değil ‘damin’ yani hakem rolünde olduğunu beyan etmektedir. İsabetli olan da budur. Zaten halkın yeni dönemdeki isteklerinin başında olağanüstü hal durumunun kaldırılması ve askeri mahkemelerin de lağv edilmesini talebi gelmektedir. Ordu da ikinci bildirisinde zamanı geldiğinde olağanüstü hal kanununun ve uygulamasının kaldırılacağına dair söz vermiştir. Elbette söz vermek yetmez halkın da meselelerinin takipçisi olması gerekir. Gevşediği an şüphesiz otoritesini birileri kaçıracak ve kendilerine mal edecektir. Mübarek’in 30 yıldan beri yaptığı gibi. Arap halkları zinde olmazsa birileri onun adına zinde güçler tesis edebilir ve oluşturabilir. Mübarek’in acı sonu bütün Firavunlara ve yapışkan liderlere ibret ve ders olsun. Muhammed Buazizi kıvılcımı bütün Arap diktatörlerini yakıyor. Allah tamamına erdirsin.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum