1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Yıldıray Oğur'dan 'Beyaz Türkler'e Tavsiyeler
Yıldıray Oğur'dan 'Beyaz Türkler'e Tavsiyeler

Yıldıray Oğur'dan 'Beyaz Türkler'e Tavsiyeler

Yıldıray Oğur, yazısında "Laik Türkler ve kulaklarını sadece onlardan gelen seslere dayamış Batı’daki hamileri"ne Erdoğanfobilerinden kurtulmaları yönünde çağrı yapıyor, PKK'ya da bekledikleri "duygusal kopuş"un gerçekleşmediğini söylüyor.

A+A-

Yıldıray Oğur / Türkiye Gazetesi

2016 İçin Bir Dost Tavsiyeleri... (1)

1- Erdoğanfobinizden kurtulun, kendinizi daha zinde ve sağlıklı hissedeceksiniz...

Laik Türkler ve kulaklarını sadece onlardan gelen seslere dayamış Batı’daki hamileri yeni yıla da Erdoğan’dan nefret ederek girdiler. Demek ki bütün yılı böyle geçirecekler.

Ne büyük sürpriz!

Her an imanlarını sağlamlaştırmak için yeni vesileler buluyorlar. Bu yıl Erdoğan’dan nefret etmek için yeni bir nedenleri var artık. Meğer diktatör, katil, IŞİD halifesi denmiş Erdoğan esasında Hitler’e de özenmiyor muymuş!

Kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanlığı tarafından düzeltilen bir yanlış ifadeden Erdoğan’ın yine çocukluğuna inildi, bilinç altındaki kahramanının Hitler olduğu şıp diye anlaşılıverdi. Peki bu büyük gerçeği ortaya çıkmasından sonraki gün ne oldu?

Ertesi gün de hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler.

Star Wars’e gidip, patlamış mısır yerken ileride Hitler gibi olmak isteyen “büyük diktatör”ü eleştirecek tweet attılar. Ya da çözümü “Ölerdoğan” olan bulmacaları çözdüler...

Herhalde bugün de Hitler karşısında büyük kahramanlık destanları yazılmıştır gazetelerde. Komüncü hendeklerin önünde Kuzey Korecilik oynayanlar “Seni Hitler yaptırmayacağız” diye sloganlar atmışlardır. Nasıl olsa memlekette SS’lere SA’lara benzeyen bütün yapılar “demokratik Türkiye” için Erdoğan’a karşı direniş cephesinde...

Kendinizi kandırmayın; laiklik diye meydanlara çıkarken şeriat’ı getirmeyeceğini biliyordunuz, diktatör diye rahatça yazarken çizerken karşınızda bir diktatör olmadığını da... Azınlıkların laik liderleriniz tarafından el konulmuş mallarını, kiliselerini, sinagoglarını iade eden ve iktidar yıllarında ilk resmî Holokost anması, ilk resmî Struma anması, ilk resmî 1915 taziyesi, ilk meydanda Hanukah kutlaması yapılmış Erdoğan’ın başkanlık için Hitler’i örnek almadığının da farkındasınız.

O halde 2016 yılında kendiniz için ve Türkiye için iyi bir şey yapın, Erdoğan’ı kafanızdaki kötü adama benzetip mutlu olmak oyunundan vazgeçin, makul eleştirinin, muhalefetin önüne kazdığınız meczupluk ve nefret hendeklerini kapatın. Erdoğan’la ve AK Parti’yle ve esas olarak da o partiye ve benzer partilere ve liderlere oy verecek yüzde 49.5 ile birlikte yaşamayı öğrenin. Batı’daki gazetelere buradan malzeme servis ettikçe burada yaprak kıpırdamıyor artık anlayın. Vakit bol. Bu yıl olmadı, bir dahaki yıl, olmadı ondan sonraki yıl, hatta bir sonraki yıla kadar rahat rahat düşünüp taşınabilirsiniz. 2019’a kadar iktidardalar nasıl olsa. Böyle giderseniz, daha düşünecek çok vaktiniz olacak.

2- Aradığınız duygusal kopuşa ulaşılamıyor!

Kürtler bu yıl da duygusal olarak Türkiye’den kopmadı. Özerklik ilanları yüz kişiyle yapılırken, özyönetim için kazılmış hendeklerin başında yüz kişi bile beklemezken, Ankara’daki parlamento için yapılan seçimlere katılım oranı yüzde 85’lerin üzerindeydi.

PKK’nın ergenlik hayali Devrimci Halk Savaşı’nın bu yılki gösteriminde bolca devrimci bolca savaş vardı ama yine halk gelmemişti. Tarih tekerrür etti 90’larda devletin boşalttığı Kürt köylerinden kaçanlar, Batı’ya Türklerin Kürtlerle birlikte yaşadığı yerlere gelmişti. Şimdi PKK’nın kurtarılmış alanlarından kaçanlar kurtarılmamış mahallere şehirlere sığınıyor. Demek ki Türkler/Kürtler ve Kürtlerle Türkiye zannettiğinizden daha sıkı bağlarla birbirine bağlı. Bu bağlar sadece duygusal da değil, maddi, pragmatik, ütopik devrimcilerin ancak ihanet gibi kelimelerle açıklayacağı kadar da işlevsel bağlar. Belki çözüm süreciyle bu işin silahsız da çözülebileceği bizzat tecrübe edilmeseydi, bir duygusal kopuştan söz edilebilirdi. Ama artık onca ilerlemeden, müzakereden sonra PKK, Kürtleri devletin 90’ların devleti olduğuna, çözümün de ancak silahla geleceğine bir daha ikna edemeyecek.

Cin şişeden bir kere çıktı. 2015’te bir duygusal kopuştan söz edilecekse PKK’nın ütopik, bedelleri ağır siyasetiyle, refah, huzur, konfor isteyen Kürtlerin talepleri arasındaki kopuş duygusaldan daha derin zamansal ve mekânsal bir kopuş. Hâlâ 1970’lerdeki ergenlik hayalleriyle yaşayan, hâlâ 90’ların dünyasındaki gibi davranan, olmadı zorla kendini fikren en mutlu ve güvende hissettiği 90’ları geri çağıran Kandil’le, 2016’ya girmiş Kürtler aynı zamanın içinde yaşamıyor artık. Aklı Suriye’deki Kuzey Korecilik oynadığı kantonlarında olan Kandil’le, Türkiye’deki kazanımlarını Suriye için feda etmeyecek Kürt halkı aynı zeminde de değil.

2016’da PKK, esas ağır sınavı devletin karşısında değil, orta sınıfı büyüyen, kaybedecek şeyleri artan, bu işin siyasetle çözülebileceğini görmüş Kürtlerin karşısında verecek.

“Neden Hakkari, Batman Dersim gençliği eylem ortaya koymuyor, anlayamıyorum” diyen 60’ını devirmiş Duran Kalkan’ın anlayamadığı daha çok şey olacak 2016’da.

Hükümet bunun farkına varırsa Kürtlerle arasında açılmış hendeklerin üzerini kapatabilir, çözüm sürecini, Kürtlerin temel haklarını iade etmeyi sürdürerek -Anadilde eğitim için atılacak adımlarla- devam ettirirse sahadaki silahlı çatışmadan daha çok mevzi kazanır.

PKK ile halk arasında açılan bu zamansal ve mekânsal aralık en çok siyaset için bir fırsattı aslında. Ama HDP’li siyasetçiler Türkiye’yi yönetmeye talip olmaktan, Kandil’in bir numaralı adamı olmak için vazgeçince o fırsat heba edildi. Arkaik Türk solunun yükünü omuzlarından atarlarsa hâlâ geri dönüş mümkün, önlerinde korkmadan ve hain ilan edilmeden siyaset üretebilecekleri büyük bir alan açık duruyor. Öcalan da istedikleri manevi desteği verebilir. Onlar yapmazsa bunu yapan birileri çıkabilir 2016’da...

HABERE YORUM KAT