1. YAZARLAR

  2. Ferhat Kentel

  3. “Yetmez ama evet”: tevazu ve özgüven
Ferhat Kentel

Ferhat Kentel

Yazarın Tüm Yazıları >

“Yetmez ama evet”: tevazu ve özgüven

A+A-

Anayasa paketi için yapılacak referanduma bir ay kala “evet” ve “hayır”lar arasındaki denge durumu bir yandan kutuplaşmanın sertliği hakkında fikir veriyor, diğer yandan ise bizzat kutuplaşmanın sertleşmesinin zeminini hazırlıyor. Adeta bir ölüm kalım meselesine dönmüş gibi görünse de, her iki durumda da olacak olan şu: hayat devam edecek; bir yandan toplumsal hareket ve değişim arzusu yoluna devam edecek, diğer yandan düzen ve bekçileri sahip oldukları statülerini korumak için her türlü çareyi üretmeye devam edecekler.

Bir ay içinde ne yönde değişiklik olacağına dair müneccimlik yapmadan, “boykot” cenahını da göz önüne alarak, şu anki “üç halin” Türkiye’de toplumsal değişim ve düzen arasındaki ilişkiye ve siyasallaşma biçimlerine dair önemli ipuçları verdiğini söylemek mümkün.

Önce “boykot”... Evet, AKP, BDP’nin taleplerini dinlemedi. Kürtler öncelikle 80 senedir uygulanan baskıcı politikalardan sonra, “demokratik açılım”ın konuşulduğu son dönemde ve Anayasa sürecinde de dışlandılar. Bu yüzden ortaya konan paket “yetersiz”. Ancak bu yetersizlik karşısında, BDP’nin aldığı tavır, bu partiyi oyuna (yani siyasete) dahil etmemekte direnen AKP’ye simetrik bir karşı kutupta direnmek oldu. Yani BDP “siyasetin dışında” kalarak, “AKP’ye ceza vermeyi” seçti. BDP’nin, siyaseten olmasa da, psikolojik olarak haklılık payı var: tanınmak, kabul görmek, oyuna dahil olmak istiyorlar.

“Hayır” cephesi daha karmaşık bir koalisyon manzarası sunuyor. “Eğer ‘evet’ çıkarsa, ‘daha iyi bir Anayasa’ talebinin gündemden düşeceği” gibi ayakta zor duran bir iddiada bulunan veya “bu Anayasa paketi eskisinden daha da kötü” demekten başka bir şey diyemeyen bir-iki küçük sol grup ya da “evet” diyen Sezen Aksu’ya “sazan” sıfatı yapıştırarak ironi yaptığını zanneden siyasetçi profesör de dahil olmak üzere, bu koalisyon bir “konformizm cephesi” görünümü sunuyor. Esas olarak, iflah olmaz bir “AKP karşıtlığında” buluşmuş olan ve referandumu AKP oylamasına dönüştürmüş olan bu cephe, en derinlerinde değişimden korkan, zihinlerindeki konforu terk edemeyen, var olan düzene uysalca bağlanan bir “korku kampı” niteliği taşıyor. Toplumsal ve kültürel hiyerarşide sahip oldukları statülerini kaybetmemek için, risk karşısında, askeri vesayete bile eyvallah diyorlar. Milliyetçi MHP’den, ulusalcı CHP’den, ırkçılardan, seçkincilerden, kapalı bir cemaat haline gelen ortodoks solculardan derlenen bu muhafazakâr ve özcü “yeni fundamentalistler” de haklı aslına bakarsanız. Çünkü, korku da insanidir ve insanı savunmaya iter; bu nedenle de ancak negatif siyaset üretir; “yapamaz”, yapılmasını engellemeye çalışır.

“Evet” diyenler de aslında bir koalisyon. AKP’lilerin ve dindarların yanı sıra, siyasal hayatın dinozorlarının ele geçirdiği DP’den kopan demokratların, “yeni sol” partiler olarak DSİP ve EDP’nin dahil olduğu bir koalisyon. Bu koalisyon ise “siyaset yapmak”; askeri vesayet ve onun uzantılarının getirdiği tıkanmışlığa karşı siyasetin kanallarını açmayı umut ediyor. Onlara göre bu Anayasa paketi sadece bir adım; daha ileri adımlar için bir aşama teşkil ediyor.

Bu kanadın içinde net bir şekilde “yetmez ama evet” diyenlerin en önemli özellikleri ise tevazu ve özgüven... Yani bir yandan toplumsal değişimin önünü açacak olan bu Anayasa değişikliklerinin yetersiz olduğunu biliyor, ancak en ideal Anayasa’yı yapabilmek için gereken güce sahip olmadığını, o güce sahip olsa bile, hiçbir zaman “mükemmel Anayasa”yı yapamayacağını, bu “mükemmel”e yakın bir Anayasa’yı yapmak için ise tek başına olmadığını biliyor.

Ancak, diğer yandan, bu yolda yürürken, siyaset yapma kapasitesine, sahip olduğu fikirlere, hayaline güveniyor. Toplumsal hayatta, siyasete dahil olmak, içeri girerek aktör olmak istiyor.

Bu tavır, devletin tepesindeki kendini dokunulmaz kılmış, her şeyi kontrol eden, gözetleyen ancak denetlenmeyi reddeden kastın ve seçkinciliğin kibrinin kırılması için “adım atmak” ve “siyasete evet” demek anlamına geliyor.

Bu Anayasa paketine uzanan yol toplumsal talepler ve mücadelelerle ortaya çıktı. Bundan sonra da açılacak kapıların ardından mücadele devam edecek. Çünkü “ideal Anayasa” ya da “yeryüzü cenneti” yok; ama bunu bilerek, cennet için mücadele etmenin getirdiği keyif var.

Herkese hayırlı Ramazanlar...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT