1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Yeşillik üzerine
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeşillik üzerine

A+A-

Aşk, sevgi, muhabbet, vatan sevgisi ve kardeşlik gibisinden birtakım beşeri hasletleri bir yana bırakırsak, insanlık tarihinin temel belirleyici kuvvetinin iktisadi karaktere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Cumhuriyet sonrası tarih yapma görev ve yetkisiyle hak ve imtiyazı Müslümanlara kapatılınca, Erol Yarar’ın da isabetle belirttiği gibi, mescit kapılarında üçüncü kaliteden ökçesi erimiş pabuçlar ile otomobil lastiklerinden sıyrılma kord bezli çarıktan başka ayak giyeceği görünemez olmuştu...

Bu dönemde hakim sınıf, mümeyyiz vasfını lastikotin elbise ve mokasen ayakkabısıyla dışa vuruyordu...

Hakim sınıf azınlığı, dünyanın bütün toplumlarında madun sınıf çoğunluğunun üzerinde dominant pozisyondadır. Bu egemen sınıfın ayırt edici vasıfları üzerine, Türkiye bağlamında bir de amentü kaçkınlığı eklendiği içindir ki, cami kapıları, yırtık çarık harmanını andırmaktaydı...

Erol Yarar’ın şimdilerin cami kapılarında markalı ayakkabı bolluğu ile karşılaşması, hakim sınıf realitesinin bir safsata olduğunu mu yoksa, bu sınıfın kendi matrisinde meydana gelen nitelikli bir yozlaşmanın mı habercisidir...

Kapitalizmde parçalı bir renk değişiminin mi, neyin, hangisinin?!

*

Erol Yarar, zenginleşme hareketinin temsilcisi olarak yer aldığı bir ekran tartışmasında, sıkıştığı yerlerde klasik rahatlama metodundaki kolaycılığa saparak, kifayetçi ekolünün temsilcisine komünistlik yakıştırmasını yaptığında gördük ki, kapitalizm, gerçekten bir renk değişim sürecinin içinde...

Kifayetçilikte açlığın ve yoksulluğun ortadan kaldırılması için servetin yeniden dağılımının sağlanması gerekiyor. Zenginleşmedeki dokunulmazlığı savunan Erol Yarar ise, kendi renkli kapitalizminde, zekatın verilmesiyle yoksulluğu ortadan kalkacağı tezine yapışıyor... Zekattan arta kalanlar için tasarruf hürriyeti mutlaktır, karışılamaz...

Yarar’a göre, kul, kendine lutfeylediği zenginliğin eserini, İhsan eden Allah’a gösterirken, teknolojinin bütün imkan ve vasıtalarından faydalanmalıdır... Zekatın edası, lüks ve ihtişamın önündeki sınırlamaları bütünüyle kaldırır...

Anlaşılan, kapitalizmin abdestli yeşiliyle abdestsiz kara kızılının, ‘çevredeki ötekine’ bakışları arasında nitelikli bir fark yok...

Tasarruf hürriyeti mutlaktır...

Vergi dairelerinin kapısında yer alan kitabelere göre, kara kızıl karışımında bu hürriyeti mutlaklaştıran unsur, verginin ödenmiş olması. Çimen yeşilindeyse, zekat ibadetinin edası...

*

Kapitalist üretim ilişkilerinin şemsiyesi altında Müslümanca hayat tarzı, bir özlemden bir hayallenmeden farklı bir şey olmasa gerek. ...

Müslüman için iki şıktan birisi... Ya bir lokma bir hırka ve yamalı çorap ile yaşamak, ya da özel yüzme havuzlu malikanelerde, kafadan menkul ruhsatlara yapışarak çifte hanımlı bir hayat sürmek...

Kapitalist üretim ilişkilerinde sermayenin ana hedefi her ne pahasına olursa olsun, birikim sürecinde tıkanmaya imkan vermemek... Stokların büyümemesi için üreticinin evvelemirde rekabet gücüne sahip olması gerekir... Rekabet şansının da, ülkemizdeki tatbikatlar meydanda, tek yolu var... İktidara el atmak...

Hükümetin bölüşüm dağıtım politikalarını bu yoldan biçimlendirip, ücretlerin üzerine de yine bu yoldan yürürsün...

Halbuki, açlık ve yoksulluğun kaynağı da yine bu yürüyüşte...

Ücretin üzerine gitmedikten, çeşit türlü bordro oyunlarıyla emek gelirlerini kıyısından köşesinden tıraşlamadan birikim sağlayamazsın... Açlık ve yoksulluğun yaratıcısı bizzat sen iken, nasıl bunun üstesinden geleceksin...

Var olan müesses sistemler kifayetçiyi yoksul, hiç değilse etkisiz kılarken, kapitalisti de teknolojinin tüm imkan ve fırsatlarının yararlanıcısı durumuna getiriyor.

Marka düşkünlüğü yukarılarda sidik yarışını andırırcasına hızla, şiddetle ve aşk ve şevkle derinlemesine yayılırken, aşağılarda da, yukarıya olan özenti markada taklitçiliğe ivme kazandırıyor.

Cami kapılarını markalı pabuçtan geçilmez kılan da bu...

Zenginlerimizin teker teker ve münferiden eda edecekleri zekat ibadetleri, yoksulu ancak balık yemeğe yöneltebilir. Oysa aslolan kişinin kendi tuttuğu balığını yiyebilmesi... Bunun inşası da devletin, hükümetin üzerine düşen, hem de asli bir görev...

Devlet iktidarı ise, birikim peşinde koşan hırslı hakim sınıfın elinde bir oyuncak...

Doktorların kendisine tedavisi için havuz ve deniz tavsiyesinde bulunduğu malikane yoksunu bir Müslüman, havuzu ve denizi nerede bulacak...

Hepimiz, Cübbeli Hoca değiliz ki..

Var olan çizgiden devrimci bir kopuş, ne kadar da şart ve elzem...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT