1. YAZARLAR

  2. Ali Ünal

  3. Yeşeren Ümitler veya liberal ve Müslüman fert
Ali Ünal

Ali Ünal

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeşeren Ümitler veya liberal ve Müslüman fert

A+A-

Liberalizm, elbette tarihte kökleri bulunsa da, Batı deyince ilk akla gelen İngiltere, Fransa ve ABD gibi ülkelerde Aydınlanma akımıyla birlikte 18. asırda yeşermeye başlamıştır.

Hedefinde ferdin mutluluğu yatar. Mutluluk ise tarifini, insan davranışlarına zevk alma ve acıdan kaçınma duygusunun yön verdiği iddiasında bulur. Buna göre anlamlı tek ahlâkî düstur da, bu hedefe hizmet etmektir. Fert, mutluluğuna giden yolda din, renk, ırk ve cinsiyet gibi hiçbir ayrıma tâbi tutulmadan, herhangi bir otoriteden kaynaklanan bir engele takılmadan aynı ferdî hak ve özgürlükleri kullanma ve kendi kapasite ve kabiliyetlerini sonuna kadar geliştirme hak ve hürriyetine sahiptir. Öyle ki, J. Stuart Mill'e göre, hürriyet olarak anılmaya değer tek şey, ferdin kendi seçtiği yolda kendi iyiliğini, mutluluğunu gerçekleştirmeye çalışabilmesi hürriyetidir.

Liberalizm'in temele yerleştirdiği ferdî haklar ve özgürlükler, siyasî ve ekonomik sahada aristokrasi ve krallıktan, fikrî sahada ise bilhassa dinden, vahiyden bağımsız olmayı gerektirir. Bu akımın ortaya çıktığı dönemlerde Batı'da monarşiler hakimdi ve monarşiler otoritelerini "Tanrı"ya bağlarken, halkı fikrî ve dinî sahada yönlendiren de Kilise idi. Dolayısıyla, liberalizmin fert adına karşı çıktığı otorite, tarih içinde Kilise'nin temsil eder hale geldiği Hıristiyanlık kaynaklı otorite idi.

İnsan düşüncesini insan üstü otoriteden kurtarmayı hedefleyen liberalizm, vahyin yerine aklı ve bilimi koydu. Her ferdi bir "Promete" olarak düşünüp, teoride ona sahip olmadığı ve asla sahip olamayacağı bir bilgi ve kuvvet atfetti. Onu âdeta bir kadîr-i mutlak, bir âlim-i mutlak olarak düşündü ve kendi kendisinin "tanrı"sı yaptı. Ama bu hiçbir zaman pratikte mümkün olamayacağı için, insanlık tarihinin en totaliter rejimlerine bir bakıma zemin hazırlayan da liberalizm oldu; o kadar ki, "hak kuvvettedir" anlayışına âdeta haklılık kazandırdı ve kapitalizmin de fikrî temellerinden olarak, emperyalizmin suç ortağı haline geldi. İnsanı birkaç otoriteden kurtarmaya çalışırken, bilhassa Erich Fromm'un üzerinde çok durduğu üzere, onu yüzlerce otoritenin kulu-kölesi haline getirdi. Hedefine aldığı ferdin mutluluğunu mümkün olan en büyük haz ve en az acıda gördüğü için nefsanî hazların tatminini tetikledi, hedonizme geçit verdi. Bu çerçevede değişmez bir ahlâkî-vahyî düstur kabul etmediği için, gerçeğin sürekli değişebilirliği, dolayısıyla dinin de ferdî yorumdan ibaret olduğu sonucuna vardı. Neyin iyi olduğunu da yine zamana bıraktı ve sürekli değişimi savundu. Sonuçta zina, eşcinsellik, kürtaj, alkol hattâ uyuşturucu kullanma ve nikâhsız yaşamayı korunması gereken ferdî özgürlükler içine alacak ölçüde ahlâkî toleransa kapı açtı. Bu hususta sadece güya toplumun eleştirisinden kaçınmak gerektiğini benimsedi. Sanatta geleneksel bütün ahlâkî form ve düsturları bir yana bıraktı.

Liberalizmin ortaya çıkardığı dünya, insanların % 80'inin perişan yaşadığı, zenginliğini genellikle bu % 80'in kaynaklarını güce dayalı olarak sömürmenin sağladığı % 20'sinin yaldızlı ve surî bir mutluluk içinde bulunduğu dünyadır.

Ne yazık ki, İslâm dünyasının, özellikle Türkiye'nin aydını, son birkaç asırdır zihnini Batı'ya endekslemiş bulunmaktadır. Bir yanda güya ferdî farklılıkları, çoğulculuğu savunsa da, âdeta dünyayı tektip bir dünya olarak görmekte ve Asya'sından Afrika'sına bütün dünyayı Batı'yla ve Batı'daki gelişmelerle kıyas içinde değerlendirmektedir. İslâm'ı bilmemekte, dolayısıyla kendi tarihini, toplumunu ve insanını tanımamakta, bütün bunları yine Batılı normlar çerçevesinde ele almaktadır. Aydınımız, yarım-yamalak bir düşünce ithalcisidir. Dolayısıyla, liberalizmi İslâm dünyasının zemininde yine Batı'daki zeminiyle değerlendirmekten ve onun temele aldığı ferde de bu zeminden bakmaktan kurtulamamaktadır. Bu bakımdan, inşallah haftaya İslâm ile fert münasebetini Yeşeren Ümitler'le birlikte ele almaya çalışacağız.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT