Yerleşik hukuk kurallarını yıkan bir şeytanî tuzak: ‘11 Eylûl Saldırılar

11.09.2008 01:07

Selahaddin E. Çakırgil

’11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın ilkine, yaklaşık 5 dakika kadar sonra televizyondan muttali’ olmuştum.. Türkiye saatiyle 16.30 civarında, yazımı gazeteye geçmem için son rötuşları yaparken, karşımda açık olan ingilizce CNN kanalında birden yayın akışının durduğunu ve ’flash-flash..ikazıyla bir haber geçmekte olduğunu hissettim..

New York’da bulunan ve kapitalizmin dünyaya meydan okuyan en güçlü sembolü ve hattâ mâbedi gibi kabul edilen meşhur ’İkiz Kuleler’den birinin 110’ncu katına bir uçağın çarptığı bildiriliyordu.. Kameralar yükselene dumanları gösteriyordu..

New York’ta saat, günlük ticarî mesaînin yeni başlamakta olduğu 09.15 sularıydı..

Ben bir taraftan yazımı yetiştirmeye çalışırken, bir taraftan da zihnim, o çarpmanın nasıl olmuş olabileceği ve asansör sistemi bozulmuşsa, daha üst katlardaki insanların bozulan asansör yüzünden mahsur kalabileceğiyle meşguldü..

Ve canlı yayında tam o sırada, uzaktan bir ikinci uçak daha gözüktü.. ‘Demek ki, yangını söndürmek veya oradakileri kurtarmak için geliyor‘ diye düşünüyordum ki..

O uçak da ikinci kulenin bedenine toslamaz mı? Evet, bu bir kazâ değildi, artık..

Aklıma ilk gelen, II. Dünya Savaşı’na B. Amerika’nın katılmasının kapısını açan ‘Pearle Harbour Baskını’ oldu ve japon kamikaze- intihar pilotları.. Japon kamikaze pilotları, 7 Aralık 1941 sabahı, Pasifik’deki Amerikan Üssü Pearle Harbour’a, beklenmedik bir anda yüzlerce uçakla saldırmış ve bunlardan bir kısmı da, savaş gemilerinin kaptan köşküne veya kazan dairelerine intihar dalışları yaparak, o büyük gücü bir anda bertaraf edivermişlerdi..

*

Şimdi, benzer bir saldırı sözkonusu gibiydi.. Ama, açık bir düşman devlet yoktu.. Yeni bir savaş şekli başlıyordu, asimetrik savaş.. En büyük emperyalist güce karşı bir mechul örgüt..

O korkunç saldırılarda 3 500’den fazla sivil insan trajik bir şekilde eriyip gitmiş, kapitalizmin simgesi halinde görülen o ‘İkiz Kuleler’  bir moloz yığınına dönüşmüştü.. Ve dahası, Amerikan emperyalizminin askerî gücünün sembolü sayılan Washington’daki Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay’ın merkezi Pentagon’a da bir saldırı olmuş; bir çok yolcu uçağı da, saldırının bir parçası sayılarak, içindeki 600 kadar yolcularla birlikte düşürülmüş ve Amerikan Başkanı G. W. Bush ise, Texas’tan Nebreska’daki yeraltı sığınaklara kaçırılmıştı..

Amerikan iç güvenlik sistemi çökmüş ve kendi içinden bir korkunç saldırıya uğramıştı..

*

Ama, ’11 Eylûl Saldırıları’nın asıl etkisi, B. Amerika içinden çok, dünyada meydana geldi..

Amerikan emperyalizmi, ’Soğuk Savaş’ın bir kutbu olan komünizmin çöküşünden sonra, sahib olduğu muazzam maddî gücü boşaltacak çatışma alanları bulamazsa, o gücü -iç içe geçmiş avare kasnakların yuvarlanması sırasında, sahib oldukları enerjiyi iç sürtüşmelerde harcamaları örneğinde olduğu üzere-, kendi içinde tüketeceğinin korkusunu yaşıyordu..

Esasen, ’Davidian Tarikatı’ isimli bir hristiyan cemaatinin lider kadrosu, kadın ve çocuklarıyla birlikte, 90 kişi olarak, Texas’daki bir malikânede elektrik kontağı süsü verilerek yakılmış ve dosya kapanmıştı.. Ama, o tarikat, ’Şeytan İmparatorluğu’ dedikleri Amerikan sisteminden intikam alacaklarını açıklıyordu..

Ve,  Oklahoma Eyalet Valiliği binası, Nisan-1995’de havaya uçuruluyor ve B. Amerika’nın içerde gördüğü en büyük terör eyleminde 170 kişi can veriyor ve Amerikan Hükûmeti bu saldırıyı ilk anda hemen İran İslam Cumhuriyeti’nin üzerine atmışken; iki sene kadar sonra, Thimothy McWegh isimli bir eylemci genç yakalanıyor ve o da eylemini, Davidian Tarikatı’na Amerikan sisteminin uyguladığı katliâmın intikamı olarak yaptığını itiraf ediyordu. Bu eylemci, uzuun yargılamalar sonunda, ’Şeytan İmparatorluğu’yla mücadelemiz devam edecek..’  naralarıyla götürüldüğü gaz odasında 16 Haziran 2001’de idâm ediliyordu.

Ve bu idâmdan 85 gün sonra, o korkunç ’11 Eylûl Saldırıları’ gerçekleşiyordu..

İlginç olan şu ki, ’Soğuk Savaş’ı olmazsa, Amerika kendi iç sürtüşmelerinin sarmalına kapılır..’ diyen Amerikalı bazı sosyologların görüşlerini yabana atmıyan USA emperyalizmi, bu kez de, dikkatleri ülke dışına çevirebilmek için, hemen bir taktiğe başvurdu ve hadisenin üzerinden 6 saat geçmeden ve şoke olan Amerikan ve dünya kamuoyuna, o anda kimsenin hayır demeye cesaret gösteremiyeceği şekilde, terörün yeni odağı gösterilmişti: İslâm dini..

Ve bazı müslüman gruplar!!.. O korkunç terör eyleminin adı, hadisenin üzerinden henüz 6-7 saat geçmekteyken ’Islamic terror’ diye konulmuştu bile.. Zorba şeytanî gücün iddiasını isbat ve belgelendirmek gibi bir sorumluluğu yoktu.. Suçlananlar isbatlıyacaktı, suçsuzluklarını..

*

’11 Eylûl Saldırıları’nın üzerinden 7 yıl geçiyor..

Hâlâ da bu saldırıların kim tarafından ve nasıl gerçekleştirildiği mantıken kabul edilebilecek delillerle ortaya konulmuş değil.. Komple ’komplo’ dolu yığınla teoriler..

Amerika ve Batı dünyası, yüzyıllardır geliştirdiği bütün hukuk kurallarını bir kenara attı.. Güvenlik, hakk ve özgürlüklerden önce gelir noktasına geldi.. Ve, insanlığın dörtte birini oluşturan dünya müslümanları, ’potansiyel düşman ve terörist’  olarak gösterildi.. Emperyalizm, kendi içindeki iç çatışmaları görmek ve ortaya koymak yerine, büyük bir düşman ve heyûla, bir gulyabanî göstermek ihtiyacını duymuştu ve bunun için, müslüman coğrafyalarda adını büyük kitlelerin bilmediği ve geçmişte Afganistan’daki komünist işgale karşı verdiği mücadelelerden tanıdığı Usâme bin Laden ve onun ’El’Qaide’ isimli örgütünü ve de geniş çapta onun kontrolüne giren Afganistan’daki Talibân Yönetimi’ni hedef gösterdi.. Kendi iç zaafından meydana gelen son derece karmaşık teknolojik bilgilere ve güvenlik sırrlarına sahib olmayı isteyen o saldırıyı bir ’dış saldırı’ imiş gibi kabul ettirdi NATO’daki müttefiklerine ve ’Benim problemim hepimizin; sizinkiler ise, sizin probleminiz.’ mantığıyla..

USA Tarım Bakanlığı laboratuarlarında Pentagon’un mikrobiolojik savaşları için üretilen ve Amerikalı bir çılgın araştırmacının o hengâmede sağa-sola postaladığı ’şarbon virüsü’ paketleri bile, onu üretmesi mümkün olmayan Afganistan’a fatura edildi, gerçek anlaşılıncaya kadar.. Ve, zâten virâne yığını olan Afganistan, ’ölüyü bir daha öldürdük..’ dercesine ezilip geçildi,  korkunç Amerikan bombardımanlarıyla ve yüzbinlerce sivil müslüman  katledildi; Talibân rejimi buharlaştı, yerine yeni kuklalar dikildi.. Afganistan’da yakaladığı şüpheli yüzlerce insanı, Küba adasındaki Amerikan üssü olan Quantanamo’da yargılamadan tutuyor 7 yıldır hâlâ..  Arkasından, benzer gerekçelerle Irak’ı ezdi-geçti, ve bu stratejik ülkeyi 5 yıldır işgalinde tutuyor ve 2 milyona yakın insanı öldürdü ve öldürüyor hâlâ da..

’11 Eylûl’, Batı hukukunun bilinen bütün kurallarını alt-üst eden tam bir ’şeytanî tuzağın, entrika’nın adıdır. Ve gerçek, belki gelecek nesiller tarafından öğrenilebilecektir.. Bu medeniyet artık, ’orman kanunu’nun geçerli olduğu tam bir vahşîliğe dönüşmüştür, bu sâyede..  

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim