Yerel seçim ve çözüm süreci

04.04.2014 12:37

Gülay Göktürk

Medyanın, seçim sonuçlarını Türkiye haritası üzerinde gösterirken kullandığı şehirleri parti renklerine boyama yöntemi (illerde hangi partinin belediye başkanlığını kazandığına göre renklendirme yöntemi) bir algı bozukluğuna yol açıyor galiba...

Bazıları, bir şehri mesela kırmızı boyanmış görünce o şehirdeki bütün seçmenleri de "kırmızı" zannediyor.

Örneğin, Güneydoğu Anadolu'nun güneydoğu ucundaki bir bölgeye hakim olan tek renge bakıp "PKK orada kantonlar oluşturacak" analizleri bile yapılabiliyor.

Oysa hiçbir şehir silme sarı, silme yeşil ya da silme kırmızı değil... En fazla "tek renk" görünen yerlerde bile 3 kişiden biri seçilen belediye başkanının partisinin rengini taşımıyor.

Ve seçimlerde ortaya çıkan bu tablo, özellikle Güneydoğu Anadolu'da çözüm süreci için çok büyük anlam taşıyor...
 
"BDP AK Parti'yi bölgeden silip süpürecek"
 
Biliyorsunuz, seçim ortamına girdiğimizden beri, Kürt siyasetinin bu yerel seçimleri özerklik için bir referanduma dönüştüreceği, eğer umduğu oy patlamasını gerçekleştirirse de özerk bölgeyi fiilen hayata geçireceği iddiası çok dile getirildi. Özellikle MHP tandanslı basında, BDP'nin AK Parti'yi bölgeden silip süpüreceği ve "Güneydoğu'nun tek egemeni" haline geleceği bir korku senaryosu olarak sürekli işlendi.

Gerçekten de böyle bir tablonun ortaya çıkması AK Parti'yi son derece zor duruma düşürebilirdi. Böyle bir durumda, barış sürecini aynı zamanda "birlikte yaşama" süreci olarak algılayan muhafazakâr-milliyetçi taban kendini kandırılmış hissedecekti, en başta da AK Parti tarafından... Ve tabii, baştan beri açılım sürecinin "bölünme süreci" olduğunu söyleyen MHP'nin haklı çıktığını düşünecekti.

Geniş milliyetçi-muhafazakâr tabana dayanan AK Parti'nin bu tabloyu göğüslemesi kolay olmazdı. BDP'nin "bölgenin tek hakimi" haline geldiği bir durumda AK Parti'nin açılımı ilerletmesi ve Kürt siyasi hareketiyle yapıcı ilişkiler sürdürmesi de son derece güç hale gelirdi.

Öte yandan, tersi bir tablo da benzer bir sonuç verirdi. Eğer BDP yerel seçimlerden büyük oy kaybı ya da belediye başkanlığı kaybı ile çıksaydı, o zaman da PKK ve BDP saflarında, çözüm sürecinin kendileri açısından siyasi tasfiye sürecine dönüştüğü fikri güçlenirdi ki bu da çözüm sürecinin bir ayağının ciddi olarak aksaması sonucunu yaratırdı.
 
Temsil gücü yüksek iki partili tablo

 
Dolayısıyla, olabilecek en iyi şey oldu. 2014 yerel seçimden BDP de AK Parti de başarıyla çıktı. AK Parti bölgedeki oy oranını artırdı. BDP bölgedeki belediye sayısını artırdı. Böylece çözüm sürecinin tarafı olan iki siyasi parti de yüksek temsil güçleri olduğunu kanıtladı.

Bu durum önümüzdeki dönemde çözüm sürecinin daha hızlı ilerlemesinin en önemli güvencesidir.

Ayrıca bu tablonun anlamı şudur: Bu bölgenin Türkiye'nin bütünüyle nasıl bir idari ilişki içinde olacağını, merkezi yönetimden ne kadar özerk ne kadar bağımlı olacağını belirleyecek olan şey, söz konusu partilerin istekleri ya da niyetleri değil seçimlerin gözler önüne serdiği siyasi-sosyal yapıdır.

Düşünün ki, Kürt siyasi hareketinin merkezi konumundaki Diyarbakır'da bile halkın yüzde 55'i BDP'yi, yüzde 35'i AK Parti'yi destekliyorsa, bu iki seçmen tabanından herhangi birinin onay vermediği herhangi bir modelin uygulanma şansı yoktur. Demek ki sonuçta o şehirde nasıl bir yerel yönetim uygulaması yapılacağı demokratik müzakere ve konsensüsle belirlenecektir.

Varsın, sonuçta ortaya çıkacak şeyin adına kimileri "güçlü yerel yönetim" desin, kimileri ise"demokratik özerklik..." Ne önemi var?

Bugün

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim