Yeniden AB süreci

15.04.2008 05:02

Nuray Mert

AB tarafında tatsız işler olduğu için, AB konusu biraz rafa kalkmış gibiydi, son siyasi kriz nedeniyle yeniden gündeme geldi. AB Komisyon Başkanı Barroso'nun son ziyareti, konuyu, doğal olarak daha da alevlendirdi. Barroso'nun Meclis konuşması da, bunun dışında yaptığı konuşmalarda ince ince yorumlandı. Herkes bu konuşmalardan meşrebine göre manalar çıkardı.

Öncelikle, AB'nin Türkiye'de olan biten konusunda konuşma hakkı var mı, yok mu? meselesine açıklık getirmek lazım. Türkiye'nin AB üyelik süreci resmi dış politika olduğuna göre, belli ki, konuşma hatta karışma hakları var. Dahası, Türkiye'nin tam üyelik talebi, doğrudan işlerimize karışma hakkının talebi demek. 'Türkiye henüz tam üye değil, o halde böyle bir hak yok' diyorsak, bir kez daha düşünmek gerekmez mi? Yani bu karışma hakkını teslim etmekte, daha doğrusu kaderlerimizi birleştirme talebinde ısrarlı mıyız değil miyiz?

Sonuna kadar AB'ci olanlar kendi içlerinde tutarlı. Onlar diyor ki, bu ülke ancak, bu büyük siyasi birliğe girerse, onun kurallarına kendini uydurursa selamete çıkar, yoksa üçüncü dünya olur, yalnızlaşır, sorunlarını çözmek bir yana, binbir sorunla boğuşmak durumunda kalır. Tuhaf olan, AB sürecine evet deyip, sonra her adımda başka şey söyleyenler. Daha tuhafı, başta, mevcut tüm büyük siyasi partilerin bu ikinci kategoride olması. AKP, CHP ve MHP'den bahsediyorum.

AKP, kurulduğundan ve hükümet olduğundan beri, uyum sürecini büyük bir hızla yönetti. Son iki senelik yavaşlamadan da herkesin iddia ettiği gibi onlar değil, AB tarafının vites düşürmesi sorumlu. Ama sizce bu işte bir tuhaflık yok mu? Bu parti başörtüsü yasağını kaldırmaya çalışmıyor mu? Başörtüsü yasağı dolayısı ile üniversiteye giremediği için mağduriyeti yüzünden AİHM'ye başvuran Leyla Şahin davası, bu 'yüce' makam tarafından reddedilmedi mi? Bu çelişkiye ne diyorlar belli değil. Dahası, süreç işlerse gerisi gelecek, mesela Diyanet İşleri Başkanlığı sorun olacak. Bu konuda ne düşünürler belli değil.

Muhalefet partileri, bildiğim kadarıyla ilkesel olarak AB sürecine karşı değiller. Yok değiller, ama eşit ilişki talep ediyorlarmış. Bunlar lafı güzaf. Süreç işlerse, AB çatısı altında devrim niteliğinde siyasal egemenlik düzenlemeleri olacak, onların da, buna razı olup olmadıkları belli değil. Süreç esnasında, 'İşimize karışmayın' diyen, süreç sonunda nasıl tüm süreçleri AB kurum ve kurallarına terk edecek izahı zor.

Siyasal partilerin çelişkili durumu, siyasal tartışmaların tüm tarafları için de geçerli. Tam da bu nedenle, tüm taraflar işlerine gelince AB'ci oluyor, gelmeyince AB eleştirisine soyunuyor. Laikler, başörtüsü yasağı konusunda AİHM kararına sarılıp, parti kapatma konusunda AB görüşlerine 'haksız müdahale' olarak bakıyor. AKP ve muhafazakârlar, parti kapatma konusunda AB desteğine sarılıp, Leyla Şahin kararını sessizce geçiştirme yoluna gidiyor.

Katıksız AB taraftarları istedikleri kadar, kamuoyu yoklaması yapsın, Türkiye'de çoğunluk AB'ye girme yanlısı desin, bir entelektüel grup dışında, Türkiye'de AB'ye girme konusunda genel bir kanaat olmadığı gibi, her yeni mevzu, tarafların pozisyonunu yeniden belirliyor. Bu hep böyle olacak.

AB içinde yaşanan gelişmeler, sorunlar bir yana (velev ki böyle olmasın) AB'nin de bu konuda yapacağı bir şey yok. Laiklik konusunda bir şey söyleseler, muhafazakârları, onların hoşuna gidecek bir şey söyleseler laikleri ve dahası Alevileri kızdıracaklar. Kürt meselesinde aynı şey oluyor, olacak. PKK konusunda ters bir şey söyleseler Kürtleri, bundan kaçınsalar Türkiye'deki Kürtler dışında hemen tüm tarafları gücendirecekler. Nitekim halihazırda öyle oluyor.

Bellibaşlı tüm siyasi çatışma alanlarında bunca ayrışmış, bir uzlaşı zemini bulamayan bir toplumun AB üyeliği gibi çok radikal bir siyasi format değişikliğini sindirmesi mümkün değil. Kendi içinde tutarlı katıksız AB taraftarlarının anlamak, ya da kabullenmek istemediği gerçek bu. Onlar bu gerçeği kabullenmemek için olaya tersinden bakıyor, 'Madem anlaşamıyoruz birilerinin hakemliğine teslim olalım onlar bizi hizaya getirsin' diye özetlenebilecek bir formülde ısrar ediyorlar. Ancak, bu mümkün değil, olmadığı için, varsayılan AB ortak zemini bir oraya bir buraya kayıyor, öyle olunca zemin olma özelliği kalmıyor.

Türkiye'nin AB üyeliği siyasetine birçok bakımdan itirazı olan birisi olarak benim derdim, üyelik sürecinin çıkmaza girmesi değil ve zaten süreç çıkmaza girmeye mahkûm. Benim kaygım, bu sürecin bu şekilde devreye girmesinin, giderek daha fazla kırılmaya ve gerilime alan açması.

O nedenle, özellikle son siyasi krizde, tartışmayı yerli yersiz AB üzerinden yapmaya çalışmayalım, boşuna enerji ve vakit kaybederiz diyorum. Veya illa AB üzerinden tartışacaksak, önce herkes, meşrebine göre, AB'yi kalkan yapmak yerine bu sürece ilişkin kendi pozisyonunu yeniden tayin etsin, bunu konuşalım diyorum.

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim