Yeni kölelik

07.07.2009 04:24

Atilla Özdür

Geceyarısı eklemeciliği, politikacımızın muhalefetteyken karşı oldukları, fakat iktidara geldiğinde severek ve de başarıyla gerçekleştirdiği işlerinin başlarında yer alır.

Geçenlerde yine “böyle gibi” oldu. Bu kez iktidar ile muhalefet “torba kanunun” kuyruk sokumuna yapılacak ekleme üzerinde evvelâ mutabakata vardılar ve sonra asker kişilerin sivil yargıda yargılanabilme yolunu açtılar...

Ertesi gün yapılan işin çirkin kaçtığını gören muhalefet, başlayıverdi yüksek sesle iktidara yüklenmeye... “Yaşar’ın karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşması gibi...”

O günden bu güne ortalık allak bullak. İktidar karşıtı kapitalist medya demokrasi ve askeriyenin kutsal dokunulmazlığı adına feryad-ı figan gidiyor. Muhafazâkarların tozunu dumanına katıyor.

Çünkü, gece yarısı kanun torbalanmasına karşı çıkmak çok ucuzundan bir kahramanlık oluşturuyor. Tam anlamıyla halk dalkavukluğu denilen populizm...

Asker kişilerin sivil mahkemelerce yargılanmasına yol aralayan kanun tek değil. “Emeğin demokrasi içindeki köleliğini” pekiştiren nitelikli kanunun da doğumu, torbalı cinsinden...

Emeği köleleştiren bu operasyona karşı muhalefetten ne bir ses ne de bir nefes... Kendini sosyal demokrasi süsüyle süsleyen politik elit, muhafazâkar iktidarın kapitalizmin daha derinlemesine tahkimine yönelik birlikte gerçekleştirdiği bu gece yarısı buldozer operasyonunun üzerini küllemede üstün bir başarı sağladı.

CHP sessiz, MHP dilsiz ve renk tayfının bütün kodlarında yer alan sermayenin de kıçı kınalı, etekleri zil çalıyor... Basın yayın alemi ise, sermaye holdinglerinin bünyesinde yer aldıklarından, eşyanın tabiatı gereği, kalemini kırdı...

Torbanın içerisine ustalıkla yerleştirilen işçi kiralama sistemini genişleten bu operasyonun kıdem tazminatının buharlaştırılmasına yol açacak gelişmeleri halktan, ahaliden ve özellikle seçmen işçilerden başarıyla gizledi...

HAK-İŞ der ki, hatta daha operasyonla ilgili ön hazırlıkların bitirilişinde diğer konfederasyonlarla birlikte umuma açıklayarak da demiş ki; “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı sayın Ömer Dinçer başkanlığında yapılan Üçlü Danışma Kurulu toplantısında işçi konfederasyonlarının yaptıkları itirazlar dikkate alınmadan bir emrivaki ile yasa çıkarılması usûl yönünden yanlıştır, üçlü diyalog kültürüne aykırıdır..”

Hemen şuracığa bir parantez açalım. Bu aykırılığın kökeninde yer alan ideolojik sebebin sendikacılar tarafından bilinmesi gerekirdi. Bir kez de biz hatırlatmış olalım, haddimizi aşarak.

Türkiye’mizdeki sendikal hak, hukuk ve hürriyetlerin bir “lûtf-u iane” olarak faşist devlet sınıfı tarafından tepeden indirilmesidir. Komünistlik gerekiyorsa bu memlekete, onu da devlet sınıfının bizatihi kendisi getirmiyecek mi idi...

Devam edelim...

“İşletmelerde çalışan tüm personelin, part time da dahil, yüzde yirmibeşi kadar kiralık işçi çalıştırılabilecektir. Bu durumda hem daha fazla özürlü istihdamı engellenmiş ve hem de iş güvencesi düzenlemesi fiilen geçersiz hale getirilmiştir. Kiralık işçilerin iş güvencesinden yoksun bırakılması açısından, yeni bir hukuksuzluk uygulaması olarak da insan haklarına aykırıdır...

Gerekçede iddia edildiği gibi kayıtdışı ile mücadele ya da meslek eğitimi veya meslek kazandırma ile hiçbir ilgisi de yoktur...”

Kısacası HAK-İŞ diyor ki;

Atatürk’ün “Bağımsızlık karakterimdir” demesi gibi kestirmeden giderek, “Ülkemizde sendikasızlık esastır...”

Özel istihdam büroları emlâk komisyonculuğuyla bir anlamda özdeş... Kamyon komisyoncuları da yük sahiplerine kamyon temin etmiyorlar mı... Özel istihdam büroları, ellerindeki alarga işçileri, daha doğrusu ameleyi gerektiğinde haftalık, gerektiğinde günlük ya da yıllık denilebilecek olan “onbir aylık” sürelerle çağıran işletmelere gönderecek ve iş bitiminden sonra da, limonun suyunun çıkarılmasını takiben denilse yeridir, geriye çekecek...

İşletmeler üç-beş günlüğünden aylık ya da yıllığına otomobil kiralamıyorlar mı... Otomobil kiralama şirketleri, kiraya verdikleri otomobillerini biraz çaptan düşünce tekerine tekmeyi vurup yallah ederek satmıyorlar mı...

Söylendiğine göre hükümet ve AKP, insan merkezli felsefeyi kendine kılavuz edinmiştir... Partinin mebusları da, teşkilatı da, merkezin bu deklarasyonuna, manifestosuna inanır. Ve bizler de inanırız...

Partinin mebusları lider demokrasisinin fiiliyattaki gerçekliliğini göz önüne aldıklarında kendi geleceklerini düşünerek mi merkezin bu politik felsefesinin essahlığına inanç beslerler, yoksa Türkiye’ye özgü vahşi kapitalizmin sermaye birikim kanallarından fışkıran adaletsizlik ufunetini, temiz kalpliliklerinden, safiyet ve tecrübesizliklerinden ötürü mü hiç duyup hissetmezler, hissedemezler, bilmiyoruz...

Şimdi bu kertede Bursa’nın mihrap ve minber kökenli taze ve yeni mebuslarından Ali Kul’a ve onun şahsında diğer benzerlerine soralım.

Seçmenleriniz sizlere bu suali sorduklarında cevaplarınız hazır mı ve de vicdanlarınız rahat mı...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim