1. YAZARLAR

  2. Yasin Şafak

  3. Yeni Gerçekler
Yasin Şafak

Yasin Şafak

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Gerçekler

A+A-

Dünyayı değiştirmek isteyen önce onu eksiksiz olarak anlamak zorundadır.

Milovan Djilas

 

Dünyayı anlama çabası, gördüğü gerçeği manalandırma girişimi insanın zaten pek de kaçamayacağı eğilimlerinden. Bu çaba nihayetinde siyasal, sosyal, ekonomik eylemle de sonuçlanmayabilir.  Bu durumda dahi anlama çabası bir potansiyeli bir eylem kapasitesini saklı kılar, barındırır, ola ki geleceği taşır.

Anlama çabası ve eylem kapasitesi hayali ideolojik aygıtlarda,  kendine dair abartılı tasavvurlarda değil hayatın gerçeklerinde gizli. Bu gerçeklerin sadece iyi olanını görmek insanı yanıltabilir. İyiyi örnek almanın yanında kötüden de ibret almak ve acı olanı mesele edinmek gerekebilir. Bir dönemi, bir ülkeyi analiz edebilmede olumsuzlukları görmedeki eksiklik bilinçte ve eylemde önemli boşluklar oluşturup kişinin ve grubun eylem kapasitesini sekteye uğratır. Dışardan gelen soruya, saldırıya, sorgulamaya, etkiye cevap veremeyen bir hareket zamanla gerçeğin dışında kalabilir.

 

Suç Bir Soru Mudur?

Geçen haftalarda İstanbul’a gelen siyasal davalarıyla meşhur avukat Jacques Verges’e göre evet suç topluma yöneltilmiş bir sorudur. Bu bizzati suçun yüceltilmesi anlamına gelemez. Bilakis suçun dehşetiyle korkup kaçmak isteyen, büyük boşluklara düşen insana suçun sorduğu o soruyla cedelleşmenin ilk adımını attırır.

Serdar Akinan’ın merkez medyada, Eş Çakırgil’in Haksöz’de yazdıkları yazılarda buyurun tablo bu mealinde yazdıkları gereksiz bir uğraş olamaz: Türkiye (de) evladın anneyi, babanın oğlu, sevenin sevdiğini, akrabanın yakınını katledebildiği bir ülkedir. Türkiye de sınıf atlama çabasının siyasi, ekonomik, medeni ilişkilerde yağmaya, talana, vurguna sebep olabildiği bir ülkedir.

 

Yakın Algısı

İnsana uzaklardaki olgulardan olaylardan bahsetmek genellikle kolay gelir.  Zor ve meşakkatli olan, en acı olan insanın en başta kendini ve sonra yakınlarını da içine alan bir sarmalı çözümlemesi, öylesi bir çemberi kırma girişimidir. Kişi kalpsiz dünyanın kendine yaşattığı acıya rağmen kendini bu dünyanın dışına atamaz. Mücadelesi de yenilgisi de meşakkati de bu dünyanın, bu iyiliklerin bu kötülüklerin içinde cereyan eder.

Kişinin kendi fikri, kendi düşüncesi, kendi maneviyatı kendi çözümlemesi aslında ilkin ve en önce kendisini, kendi çevresini kendi cemaatini anlamak ve sorgulamak durumundadır. Bunu yapmak zorunda kalmak insanı aciz kılmaz bilakis acziyetini bilmek kadar insana güç veren bir şey de bazen aransa bulunmaz.

Büyükada’da sürgünde geçirdiği 3 senenin birinde kızının intihar haberini alan Troçki’nin 3 gün adada lal dolaştığı geçer belgesellerde. 4. günse hep tutmaya çalıştığı günlüğüne şöyle bir not düşmüşmüş: İntihar artık orta sınıflara, orta sınıftan kadınlara da, hem de orta sınıftan evli kadınlara dahi değiyor.

Kimi Anlamalı?

20. yy’da tüm dünyada çarpışabilen iki cephe hangisiydi sorusuna çoğu insan direkt kapitalizm/sosyalizm diyebilir. Şükür ki,  İslam dünyasının ve o dünyadaki Müslüman yapıların siyasi, sosyal, ekonomik kültürel cephelere inişi çoktandır başladı artarak devam edecektir. Bugün –belki dün de- bu gidişatı akamete uğratabilecek bir tehlike iki koldan varolageliyor: Din söylemini kent bilgeliğine yahut pastoral geçmiş romantizmine hapsedebilmek. Bu,  bilinci de eylemi de sekteye uğratabilir.

Bugün Türkiye’de de inayet, borç krizi, vurgun, talan, yağma, suistimal, yoksulluk, eşitsizlik soruları ortada. Bu sorulara karşılık bunlar istisnai durumlar, Osmanlıda suç nedir bilinmezdi, katilin nesini neden anlayayım cevaplarıysa ne kadar yeterli?

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum